Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '06

 
Kategori
Perakende / Toptan
Okunma Sayısı
851
 

Türk işi!

Türk işi!
 

12. asırdayız. Yer, Britanya. O dönemlerin şartlarını bir düşünelim. Oralara ulaşmak bir dert, ordunuzu ulaştırmak ise büyük dert. Hadi ulaştırdık diyelim sarp kayalar var, savunması kolay, işgali zor. Hadi karaya da çıktık bu sefer her yer kalelerle dolu. Askerleri? Askerleri de zaten yürüyen kale gibi. Şövalyeler! Kalın zırhları var ve disiplinliler, atları büyük, hızlı değil ama güçlü. Düşünün ada güçlü, kaleler güçlü, askerleri güçlü, teçhizatları güçlü. Dışarıdan müdahaleye karşı dayanıklılar. Hızlı değiller. Ama güçlüler. Haşmetli kaleler, etraflarında hendekler, hendeklerin içlerinde su ve suda da timsahlar var. Kalelerin içinde iç kaleler var. Girseniz bile kalıcı olma ihtimaliniz zayıf. Fizibilite sonucu size " başka yere bak " diyor adeta.

Caydırıcı diye buna deniyor sanırım. Oraları işgal etmeyi düşünmüyorsunuz. İstikametinizi de doğal olarak başka yönlere çeviriyorsunuz, caydırıcı ya!

Şimdi 21. asra gelelim. Aklı başında ve iddiası olan ülkeler arasındaki savaşlar artık çok ender olarak askerler arasında yapılıyor. Denk olanlar pek savaşmıyorlar zaten. Savaş mekanları da değişiklik arzetmiş. Artık iktisadî bir savaş var. Satamazsan yaşayamayacağın. Üretim/Tüketim dengesini kuramazsan barınamayacağın. Borç alırsan taviz vermek zorunda olduğun. Ve neticede manda ve himayeye kadar varan, dayanılmaz bir savaş. Adaletsiz geliyor, ama gerçek.

Neyse. İngiliz perakende sektörüne bakınca, Amerika' dan sonra hemen hemen en büyük pazar olduğu rahatlıkla görülebiliyor. Farkı ne? Farkı, büyüklüğünün kendine ait olması. Yani milli bir büyüklük. Vermeden giremiyorsun. Burası mühimdi sevgili okurlar! Vermeden alamıyorsun değil, vermeden giremiyorsun. Alma bölümüne daha var yani. Şöyle...

Pazara girmenin başlıca iki yolu var: 1) Ortak olarak 2) Satın alarak. 3. ve sonraki şıkları elbette ki deneyebiliyoruz. Ancak eğer fizibilite yapacak olursak (tabi eğer onların firmaları kadar büyüksek ayrııı!) netice bize genellikle " Değmez " sonucunu veriyor. Biz de diğer pazarlara yönelmeyi tercih ediyoruz. Tıpkı 12. yüzyılda olduğu gibi. Değişen bir şey yok. Carrefour bile o pazara öncelik vermeyi reddediyor. Tesco gibiler varken.

Onlar kale kurmakta hala uzmanlar. Sıkı kaleleri var. Vergi sistemleri, yabancı işçi çalıştırma kanunları, yabancı girişimcilere yönelik yasaları, tüketicilerin milli düşünceleri, bürokratları, kraliçeleri, gümrük uygulamaları, AB ülkesi olmalarına rağmen pound üzerine kurdukları ve hala devam ettirdikleri milli para politikaları, ...vs.

İşte buna İngiliz Sistemi diyorlar, göğüslerini gere gere. Katılıyoruz. Kendi piyasalarını kendileri yönetiyor ve dilediklerine istedikleri yaptırımları hem de son derece yasal olarak uygulayabiliyorlar. Uçağınızı farklı bir yere indirip, istedikleri yolcuları farklı kapılardan ve ilaçlayarak içeri alabiliyorlar mesela. Yolcusuna bunu yapan işletmesine neler yapar, bir sürü madde sıralayabiliriz. Hepimiz mektep medrese görüp mürekkep yaladık, tahmin etmek zor değil.

Bunlar tespitti. Daha doğrusu tespitin birinci bölümü.

Birileri de yine 12. asırda, yaklaşık 150 yıldır alimleri ile yumuşattıkları ve hazırladıkları Anadolu'ya at üstünde gelir. Dönemin has imparatorluğu ile zaman zaman savaşarak, zaman zaman vergi ödeyerek ilişkilerini giderek yakınlaştırır. Sürekli hareket halindedirler bunlar. Zor zamanlarda birleşirler düşmana karşı ama normal zamanlarda ayrı ayrı yaşamayı tercih ederler. Boy boy. Kendi içlerinde boylara ayrılmışlardır da! Yani okulda öyle bellettiler de bize, neyse siz anladınız işte. Öyle. Örf, âdet ve gelenekleri vardır. Onurları vardır. İtibarları için canlarını vermekten kaçınmazlar. Para pul, kendi içlerinde pek de önemli değildir. Yaşamayı, hem de her ortamda yaşamayı iyi bilirler. Uyum sağlarlar. Komşuları ile iyi geçinirler. Veee... sağlam kale inşa etmekle hiç işleri olmaz. Onlar kaleleri fethetmeyi başlıca uğraşları olarak seçmişlerdir. Onlar için hız, uyum ve hareket vazgeçilmezdir. Evet evet! Bu biziz yahu! Kendine Türk diyen herkes yani.

Neyse efendim. Gelelim 21. yüzyıla. Yer aynı yer, Anadolu. Ve yine karşımızda benzerlikler var. Açıklayalım. Esnafımız için ticari itibar pek mühim bir şeydir. Anadolu hala böyle. Bana güvenebilirsiniz bu konuda. 15 yıl oldu da, hemen her ili ve her ilin hazır giyimle ilgili önde gidenlerini ya tanırım, ya çalışmışımdır, yada bilgim vardır. Çekine ve ödemelerine pek hassastırlar hala. Komşuluk hukuku vardır. Komşularına bakış açıları sahiden de tek başına ayrı bir konu zaten. Babadan gelenleri başta olmak üzere hemen hepsinin riayet ettiği, yazılı olmayan bir örfü, bir geleneği vardır. Bilenler bilir. 1980-2000 yılları arasında sayısız değişim, sayısız kriz, sayısız hükümet, sayısız düzenleme ve sayısız toptancı geçmiştir hayatlarından. Ve hala ayakta olanlarının sayısı hiç de az değil. Bukalemun gibiler. Yaşamları devam ediyor. Ve artık komşu il ve ilçelere doğru yatırım yapmaya bile başladılar.

Daha önce bu tespit yapılmış mıydı, bilmiyorum dostlarım. Ama bana göre bu da Türk İşi bir sistem. Evet. Tespitin ikinci bölümü de buydu işte. Bence bu bir sistem. Eğer sistem gözü ile bakarsanız sahiden de öyle. Bu kendini beğenmişlik sevdası, yada kuru kuruya Türklük aşkı değil. Sahiden de bir sistem. Aslına bakacak olursanız bu bir anahtar bile olabilir. Ekonomimizi ve sektörümüzü aydınlığa geçirecek kapının anahtarı burada gizli olabilir. Bakıp görebilecek profesyoneller lazım. Analiz edecek mühendisler lazım. Ne çıkarılabilir, incelemek lazım. Neyse o sonraki mevzu.

Uzmanlar haritayı ortaya koyuyor ve... Ve yukarıdan aşağıya bir çizgi çiziyorlar. Diyorlar ki, çizginin solu batı, sağı ise doğu. Avrupa, balkanlar, Britanya ve batısı batı. Rusya, ortadoğu, kafkasya ve doğusu da doğu. Ama çizgi bizim memleketi tam ortadan ikiye bölüyor. Biz ne oluyoruz? Laik demokratik bir cumhuriyetiz. Alfabemiz batı alfabesi, saatimiz, takvimimiz, trafik sistemimiz bile batı sistemi. Ama bize batılı diyemiyorlar. E doğudan gelmişiz, sıkı bağlarımız var ama doğulu da diyemiyorlar. O zaman?

O zaman durumumuzu doğru analiz etmek mecburiyetindeyiz demektir. 72 milletin ve her dinin mensuplarının yanyana yaşayıp, komşuluk ettiği, ticaret yaptığı bir yer burası. Şimdi sevgili okurlarım. Bu fıtrat ister istemez devlete, millete sirayet ettiği gibi sektörlere, ekonomiye ve müesseselere de pekala sirayet eder. Belki de bu yüzden bugüne kadar hiçbir batı yada doğu modeli tam tamına ekonomimize iyi gelmedi. Belki de bu yüzden bire bir batı markalarını taklit eden, önüne alıp takip eden marka adaylarımız henüz başarılı olamadılar.

Galiba genlerinizi reddedemiyorsunuz. Ne tam olarak Zara'nın yaptıklarını yapabiliyorsunuz, tamı tamına uymuyor, ne de iç dinamiklerinizi iyi etüt edemediğiniz için tam manasıyla milli politikalarla hareket edip bir yerlere gelemiyorsunuz. Altı Şişhane, üstü Kasımpaşa gibi bir durum anlayacağınız. İkisinde de eksik kalan bir şeyler oluyor.

Şimdi sözüm bu mevzu için gemisinin dümenini çevirebilecek kudrete sahip olanlara! Bu makam önemli makam! Aidiyet duygusu bu savaş için çok önemli! Kimden yanasınız ve kime hizmet ediyorsunuz, çok önemli! Nerden gelip nereye gidiyorsunuz, çok önemli! Bir model geliştirmek mecburiyetindesiniz. Bu da çok açık!

Commercial Union'un yıllık cirosu Türkiye bütçesinin 70 katı. Ve tek işi var, o da sigortacılık. Sizce Türkiye'den kazanacağı paraya çok ihtiyacı olduğu için mi burada? Remax'dan, Cargill'den, Nike'dan hiç bahsetmeyelim.

Bilgimizi paylaşmaya artık mecburuz. Çünkü bilgi çağındayız çok şükür! Bilmeden yönetemeyeceğimiz bir işimiz var artık!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1293
Kayıt tarihi
: 18.10.06
 
 

Evli ve 2 çocuk babasıyım. Üniversite terkim. 17 yıldır tekstil sektöründeyim. Ama konuşmak ve yazma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster