Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mart '11

 
Kategori
Trafik
Okunma Sayısı
779
 

Türk markası öncelikle Türkiye'ye yakışır, sonra dünyaya!

Türk markası öncelikle Türkiye'ye yakışır, sonra dünyaya!
 

Kaynak: www.taxioftomorrow.com, 01.03.2011


Son aylarda gündemimizde, ülkemizde tasarlanan ve üretilen (gerçekten de güzel, rahat ve konforlu) bir taksinin New York'un yeni yüzü olarak karşımıza çıkıp çıkmayacağı var. Televizyonda sunucuların, otomobil gurularının ve aracın tasarımcılarının kurduğu cümleler şehircilik adına her gün usanmadan kurduğumuz cümlelerle örtüşmektedir: engelliler, özel araba kullanılmasının azaltılması, çevreye duyarlı, güvenli vb. kilit (isteyen bunu şâşaalı olarak okuyabilir) kelime ve cümlelerle bezenmiş listeyi uzatabilirsiniz. Ne yazık ki, ürettiğimiz bir aracı yurt dışında savunurken aslında ülkemizde hiç de önem ver(e)mediğimiz, hayat kalitesi ile bire bir ilintintili konuları rahatlıkla kullanmamızı ve bunlar üzerinden kamuoyu yaratmaya çalıştığımızı acı bir tebessümle izliyoruz/m. 

Çünkü talep ediliyor, sadece bireysel olarak değil kurumsal olarak da talep ediliyor; diğer bir deyişle, bir karşılığı var orada... New York Taksi ve Limuzin Komisyonu'nun belirlediği hedefleri karşılayacak ticari taksi yarışmasında bir Türk tasarımının kısa listeye kalması gerçekten sevindirici; lakin, yukarıda da iç çekerek anlatmaya çalıştığımız üzere bir o kadar da derslerle dolu. Meğer yeterli kapasitemiz varmış! Talep ettiğimizde ve buna kamusal bir anlam yüklediğimizde bir karşılığı varmış gerçekten bizde de!. 

O taksilerin şöfor namzetleri arasında bulunan Hintli, Pakistanlı, Filipinli, Koreli ya da Türk bir çok üçüncü dünyadan gelen göçmenlerin kendi ülkelerinde olmayan, olamayan veyahut olsa bile süs eşyası gibi (ya da evlerimizde kullanmadığımız, kullanmamızın yasak olduğu misafir odaları gibi) görülen kurallara, kurumlara sıkı sıkıya neden bağlı olduklarını iyi incelememeliyiz. İyi incelemeliyiz ki, Douglas North'a Nobel (Ekonomi) Ödülü getiren kurumlara (Eng.: Institutions) ait olan tespitlerinin ülkelerin gelişme ve refah yolunda esas altyapılarını oluşturduğunu görelim. 

Artık görmeli ve takdir etmeliyiz ki, bu sadece kayda alarak, yazarak, doğru Mehmet ve yanlış Ahmet'i yanyana getirerek ya da alışveriş fişini almayı unutmayan Mehmet Ali'yi tebessümle hatırlayarak olacak bir iş değil. Bunu meslek odasında dava açıp açmama ile ilgili yapılan tartışmaların da içinde ya da mahkeme koridorlarında bulamayız...Bu, görünmeyen (Eng.: latent) na hissedilen bir şeydir. Belki de incecik bir sınırda saklıdır alâmet-i farikası: Meksika sınırından hiç bir kural ya da kurumda değişiklik olmadan ABD'ye geçtiğinizde geride bıraktığınızla nasıl farklı bir dünyaya geldiğinizi takdir ederken bu parağrafı topluca düşünelim isterseniz. 

Tasarımı ile dünya beğenisi kazanan ülkemiz için bir övünç kaynağı daha türetmekle üstümüze yok iken, fırsat bu fırsat bir de bizim şu taksilerimize, minibüslerimize, toplu taşım araçlarına göz atsak. Biri beni tutmaz ise listemi sokaklarımıza, kaldırımlarımıza, parklarımıza...da baksak diye uzatmamak için hiç bir neden görmüyorum. Gelin minibüsü birlikte düşünelim ve bizi kurtaracak halaskar gazileri bekleyişe geçelim. 

Belediyelerimizce sağlanması gerekli toplu taşım hizmetleri yanında minibüslerin nasıl hayatımıza girdiği konusunu merak edenlerimize Tekeli'nin seri kitaplarından dokuzuncusunu tavsiye etmek isterim. Hızını alamayanlarımıza aynı yazarın Dolmuşun Öyküsü'nü tavsiye etmekten geri kalmamalıyız. Lakin bir minibüs nasıl tasarlanmaktadır sorusu hasıl olur ise affınıza sığınrarak biraz kelam etmek arzusu taşımaktayım. 

Minibüsler bugün üretim sonrası bir takım değişiklikler ile karşımıza bir toplu taşım aracı olarak çıkmaktadır. Bu değişikliklerin yapıldığı yerlerde genelde küçük sanayi siteleri olmaktadır. Problemin temel kısıtını minibüslerin kentiçi ulaşım hizmeti vermek için (sürücü dahil)14 kişilik yolculuk oturma kapasitesi sağlaması zorunluluğu oluşturmaktadır. Minibüsçüler ise aracın kapasitesini arttırmak amacı ile aracın oturma kapasitesinde herhangi bir değişiklik yapmadan en fazla ayakta taşıma kapasitesini gerçekleştirmek adına iç mekan tasarımına girişirler. 

Bir örnek şu şekilde verilebilir: evvela tüm koltuklar çıkarılır; açılan mekanın ön tarafına ikili bir koltuk grubu, sıkıştırılmış tek sıra dört koltuk dizisini, ikili bir koltuk grubu ve arka dörtlü koltuklar monte edilerek 13 kişilik yolcu kapasitesi sağlanır . Bu şekilde sağlanan açık mekanda ayakta duracak yolcuların tutunmalarını sağlamak amacı ile belirgin renkte (genelde sarı) borular dikey tavan ve yer arasında ya da yatay olarak monte edilir. Dolmuş işleyişine uymayan fabrika çıkışı gelen kapılar, hava ile kontrol edilen iki tarafa doğru açılan kapılar ile değiştirilmektedir. normal taşıma kapasitesinin üzerinde yolcu taşınacağı için aracın lastikleri ve amortisörleri deiştirilerek araç yükseltilmektedir. 

Bu değişiklikler sonucu fabrika çıkışı bir minibüs bir dolmuş olma yoluna girmiştir. Lakin hiç bir değişiklik mütemadiyen devam eden rötuşlarla tam olarak bitmiş addedilemez. Otomatik kapıyı kontrol eden düğmenin bir bilgisayar faresi ile değiştirilmesi, uygun yerlere "mavi gözlüm", "sende mi?" gibi sürücünün /sahibinin gustosunu her hali ile malum-u ilan edecek mesaj dolu değişiklik ve eklentileri göremediniz mi muhtemeen bir dolmuş içerisinde değilsinizdir. 

Yukarıda yapılan aslında bir Türkiye betimlemesidir. Bu betimleme popüler kültürümüzün her genetik yapı taşında kendisini bir nebze bile olsa taşımaktadır. Artık bu temel tasarım günümüz ile uyuşmakta mıdır? Yaşlanan nüfusumuza, değişen bireysel davranışlara, daha karmaşık hal alan ulaşım ve toplu taşımamıza, büyüyen kentlerimize göre nasıl uyarlanabilir minibüsler. 

Bu soruyu detayı ile işlemek için bir başka fırsatı beklemenin iyi olacağını düşünürken televizyondaki bir başka habere takılıyor kulağım; gözlerimi diktiğimde ünlü birisini görüyorum...Gelen tehditlerin kamuoyuna yansıdığının hemen ikinci gününde kendisine verilen koruma ile ilgili yaptığı devletimize övücü cümleler...Daha bu cümleler ağzından dökülmeden ülkemizin hangi gün yüzünde bir cinayet işlenmiyor olsun. Daha dün, geçen ay, altı ay önce sokak ortalarında vahşice öldürülen vatandaşlarımızın (cinsiyeti siz kadın olarak varsayınız) aldıkları tehditlere karşı korunmak amacı ile devletin kapısından bir kuru dilekçeden dökülen kurşun ağırlığındaki sözler aklından hiç çıkmıyor. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1097
Kayıt tarihi
: 20.07.08
 
 

Yüksek şehir plancısıyım (ODTÜ-1997), aynı zamanda Mühendislik Doktorası (Kyoto Üniversitesi, İnşaat..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster