Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '18

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
81
 

Türk Modernleşmesinde AK Parti ve Laiklik

Türk Modernleşmesinde AK Parti ve Laiklik
 

1990’larda Refah Partisi (RP) içerisinde bazı görüş ayrılıkları görülmüş ve bunların çoğunluğu ideolojik bir yapıda değildi. Partide bazı kesimlerin lider olarak gördüğü Recep Tayyip Erdoğan, Necmettin Erbakan’a bağlılığını sık bir şekilde vurgulama ihtiyacı hissetmiştir.  RP’nin Anayasa Mahkemesi'nde kapanmasından sonra ayrım daha da göz önünde olunca bu sefer süreç Fazilet Partisi’nde görülmeye başladı. Hatta FP’den istifa edip yeni parti kurması bile gündeme geldi.  17 Mayıs 2000 tarihli FP kongresi, ilk defa parti liderliği için açık bir yarışma cereyan etmiş olması itibariyle, Türkiye’deki İslamcı partilerin tarihinde bir ilktir. Bütün baskı ve manipülasyona rağmen Gül yarışı çok küçük bir farkla Recai Kutan’ın 633 oyuna karşılık 521 oyla kaybetti. Böyle yakın bir yarış FP içindeki önlenemez bölünmenin habercisiydi.[1] RP’nin Anayasa Mahkemesinin kapatılmasıyla karşı karşıya kalmasından sonra aynı süreç FP için de geçerli olmuş ve aynı şekilde FP de kapatılmıştır. Gelenekçiler yeni bir Saadet Partisi’ni kurarken, yenilikçiler de tüm hızıyla yeni bir parti için kolları sıvadılar. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 14 Ağustos 2001’de resmen kuruldu. Kuruluş aşamasında Recep Tayyip Erdoğan mahkumiyeti olmasına rağmen kurucu olarak yer alıyordu. Ayrıca başka bir sıkıntı da başörtüsü idi. Başörtülüler için başsavcının itirazı vardı.

Ekonomik kriz, sosyal gerilim ve siyasetin oluşturduğu siyasi istikrarsızlıklarla iyice hasta olup kronikleşen Türkiye, 2002 yılındaki genel seçimlerde daha yeni kurulan ve yolun başında yer alan AK Parti’nin zaferi modernleşmenin seyri bakımından ülke adına yeni bir dönemin başlangıcıdır. Muhafazakâr bir yapının içerisinden gelen ve muhafazakâr bir ideolojik kimlik kurgusu içerisinde AK Parti, yeni kurulmasına rağmen iki yılda iktidara geldi. AK Parti ve kurucularının Milli Görüş Hareketi içerisinde yer alan Refah ve Fazilet partilerinin de büyük katkısı sonucunda, 90'lı yılların başından beri yaşadıkları demokratik değişim süreci toplumsal karşılık bularak siyaseten iktidarda olmayı başarmıştı. AK Parti’nin kuruluşu ile 3 Kasım 2012 milletvekili seçimlerindeki parlak zaferi arasında geçen bir yıldan uzun süre içinde parti, milli görüş geleneğiyle farklarını vurgulayan yeni ve daha kapsayıcı bir imaj yansıtma yolunda büyük çaba harcadı.[2] Seçim sonrası meclis dağılımında AK Parti 363 milletvekiliyle birinci parti olurken, ana muhalefette Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 178 milletvekili, Bağımsızlar ise 9 milletvekili elde eder.[3]  Bu haliyle AK Parti, güçlü bir yetkiye sahip, ülkedeki desteğin ve meclisteki çoğunluğunun seviyesi Özal’ın 1980’lerin başlarından ortalarına kadar Türkiye’yi yeniden yapılandırmaya girişmesine imkân veren destek ve çoğunluğun seviyesini yakalamıştır. AK Parti’nin programı, 2002 ve 2007 seçim beyannameleri ve liderlerinin sayısız demeçleri, demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, sınırlı devlet, çoğulculuk, hoşgörü ve farklılıklara saygı gibi evrensel değerleri güçlü şekilde vurgulamaktadır. Öte yandan AK Parti, “dindar insanları rencide eden tavır ve uygulamaları ve onların, dini yaşayış ve tercihlerinden dolayı farklı muameleye tabi tutulmalarını” reddeder. AK Parti’nin laiklik karşısındaki tavrını değerlendirebilmek için, çağdaş Türkiye’deki iki laiklik anlayışı arasında bir ayrım yapmak gerekir. Bunlardan biri, nihai amacı dini özelleştirmek ve bireyselleştirmek ve onun kamusal alandaki görünürlülüğünü yasaklamak veya sınırlandırmak olan, “dayatmacı laiklik” olarak adlandırılır.[4] AK Parti’nin yapısı itibariyle çok zıt olan bu anlayış kabul edilemezdir. Elbette ülkemizdeki Kemalist ideolojide olanların düşünce yapısında olan bu sistem AK Parti için çok uzak kalmaktadır. Batı demokrasilerinin çoğunda cari olan ikincisi, yani “pasif laiklik” ise, “devletin çeşitli dinlere karşı tarafsızlığını içerir ve dinin kamusal alanda görünürlüğüne izin verir… Pasif laiklik, ister dini ister din dışı olsun, vatandaşları için ‘iyi’yi tayin eden yerleşik doktrinlere karşıdır; dayatmacı laiklik ise, laikliğin kendisini, desteklemesi gereken yerleşik doktrin olarak görür.[5] AK Parti’nin pasif laiklik savunması, insanların büyük çoğunluğunun beklentisini karşılamaktayken çatışmayı da engelleyici gerçek bir politika olarak görülmektedir. Dinsel sorunların siyasi arenada olmayacağı anlamına da gelmeyeceğini belirtmek gerekir. Elbette birçoklarının beklentisini karşılayacağı inancıyla hareket edilen süreçte üniversitelerde türban yasağının kaldırılması konusunda türbanın din sorunu olmadığı temel haklar sorunu olduğunu vurgulayacaktır.

Türkiye’nin bireyin gerektiği gibi sayıldığı ve devletin çıkarlarının yurttaşların haklarına tabi olduğu, gerçek bir sivil topluma dönüşmesinin başlangıcı olarak da kabul edilmektedir. Daha öncede anlattığımız üzere kökleri Menderes ve Özal’da belirginleşen Türkiye’deki muhafazakâr demokrat biçimine dayanan AK Parti’nin üstün başarısı, ülkedeki İslami bir takım hareketleri muhafazakâr bir yapı içerisinde demokrat hareketle bütünleştirme çabasında olma, ilk yıllarda Avrupa Birliği’ne (AB) katılmayı önemseyen bir politikaya sahip reformları yoluyla “müzakereci ülke” statüsü edinilmesi gibi gayreti ama son yaşanan olaylarla birlikte bundan vazgeçmiş gibi görünmesi fakat yine de AB yolunda toplumun çok farklı büyük kesimlerinin mobilizasyonu, askerin politik alandaki gücünü zayıflatma, post Kemalist sekülerizm olarak okunabilecek gayrimüslim azınlıklar da dâhil devletin tüm farklı inanç sistemlerine eşit mesafede duran ve dini özgürlüklerin sigortası olan bir anlayış geliştirme ve böylece demokrasiyi derinleştirme konusundaki politikalarıyla açıklanmaktadır.  Öte yandan, daha önceki İslamcı partilerle, demokratik hürriyetler, çoğulculuk, laiklik, ekonomi ve dış politika alanlarındaki farkları, yukarıda açıklandığı gibi çok derindir. Sonuç olarak AK Parti’nin kendisi için, artık “İslami” olarak adlandırılamayacağı yeni bir kimlik yapısı ortaya koymuştur.[6]

AK Parti, icraatları ile birlikte halktan gördüğü desteği ile Türk siyaseti, demokrasi ve modernitesinde en önemli çağlarından birini teşkil etmekte olup ülke adına önemli adımlar atmayı hedeflemiştir. Bu önemli dönüşüm sürecinin gücünü betimlemek adına “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kavramları daha çok kullanılmaktadır. Özal ile başlayan ve Erdoğan hükümetleriyle daha da olgunlaşan Türkiye’deki değişim süreci bazı kesimlerce “3. Cumhuriyet” olarak da adlandırılmaktadır. 12 Eylül 2010 referandumu ile yürürlüğe giren uygulamalar neticesinde birçok alanda yapılan yeniliklerle birlikte hatta 10 Ağustos 2014'teki cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve ayrıca dönemselleştirmenin başlangıcı olarak kabul görürken sürecin önemli taşlarından olan resmi ve sivil alanda bürokratik vesayetin gerilemesine ülke adına da önemlidir.

Partiye sistemle barışık ve Cumhuriyet'in ilkelerine bağlı bir kimlik atfetme çabası, kendini en belirgin biçimde laiklik söyleminde ortaya koyar. AKP'nin laiklik söylemi, muhafazakâr düşüncenin dine yaklaşımına uygun bir çizgidedir. Muhafazakâr düşünce içinde din, "dünyevi saiklerle yeniden yorumlanır", toplumun istikrarını ve devamını sağlayan bir bağ olarak görülür.[7] Bu bağlamda AKP'nin dine bakışını belirleyen temel özellik, onun laikliği demokrasinin gerekli şartı olarak görmesiyle nitelenir; ancak AKP "laikliğin din düşmanlığı şeklinde yorumlanmasına" da karşıdır. AKP laikliğe temelde din ve vicdan hürriyetinin teminatı olan bir araç olarak yaklaşır ve bu çerçevede, laikliği "her türlü din ve inanç mensuplarının ibadetlerini rahatça icra etmelerini, dini kanaatlerini açıklayıp bu doğrultuda yaşamalarını; ancak inançsız insanların da hayatlarını bu doğrultuda tanzim etmelerini sağlayan bir ilke" olarak ele alır.[8]

2002 ve 2014 arası yıllardaki peş peşe gelen seçim zaferlerinden dolayı AK Parti Türkiye’nin dönüşmesinde kritik bir rol oynarken, aynı zamanda laik elitler ve laik orta sınıflar için laik anayasal rejimin geleceğine yönelik güçlü şüphe ve korkunun da kaynağı olmuştur. Türkiye bu çağda medeniyetler arası diyalog girişimi mimarlarından biri olmadan, Avrupa Birliğiyle tam üyelik müzakerelerinin başlamasına, dinamik bir ekonomiden proaktif bir dış politikaya varan hayatın birçok alanında hissedilen ve yaşanan önemli değişim ve dönüşümler geçirdi. Ülke aynı zamanda ciddi terör problemleri, şiddet ve toplumsal kutuplaşma, suikastlar, cinayetler ve insan hakları ihlalleri ile yüzleşmiştir. AK Parti bu dönemde, laik rejimin varlığını kurtarma adına parlamenter siyasete müdahaleyi amaçlamış askeri ültimatomlardan, parti kapatma davalarına varan bir dizi demokratik olmayan hareketlerle de meşgul olmuştur.[9] Gelişen refah düzeyi ile birlikte kamusal alanın gelişmesi ve Türkiye tarihinde AK Parti iktidarının kalıcılığına göstermesi birçok kişiyi derinden etkilemiş ve muhalif bir artış görülmüştür.  Siyaset olarak engellenme politikaları içerisinde birçok itibarsızlaştırma çalışmaları yapılmış ve bu konuda da yolsuzluklar ve günümüzde dahi konuşulan otoriterleştirme konusu etkili olmuştur.  

“Yeni Türkiye” adı verilen bu süreçlerde de gerçekleştiği gibi tüm süreçler, Türkiye modernleşmesi açısından önemli adımların atıldığı, yapısal reformların hızlandığı bir tarihsel dönüm noktası olarak kabul edilebilir. AK Parti döneminde yılların biriktirmiş olduğu antidemokratik uygulamalarının büyük bir kısmı bertaraf edilmiş vaziyette, sosyal, ekonomik ve siyasal alanlarda, eğitim, kentleşme, ulaşım, sağlık, engelli ve kadın, sivil toplum gibi konularda önceki dönemlere oranla önemli ilerlemeler kaydedilmiş ve dini anlamda da önemli gelişmeler göze çarpmıştır. Özellikle toplum önüne gelen başörtü durumu sürekli gündemi meşgul etmekle beraber birçok kişiye de rahatsızlık vermekteydi.  Bu durum kabul edilebilir hale getirmiştir. Bazı kesimlerin rahatsızlığı hala devam etse bile modernliğin dini boyutunda hiçbir sakıncanın olmadığı ve başörtüsü, türbanların da modernliğe ayak uydurduğu bir gerçektir.

Toplumsal olarak serbest girişim, örgütlenme, sosyal ve siyasal katılımın cesaretlendirilmesi ve bunu her şekilde topluma sunulması yaşanan önemli gelişmeleri herkese göstermiştir. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında dışlanan sosyal katmanlar ve yukarıdan dayatmacı bir takım şeylerden vazgeçilmiş ve dışlanan sosyal katmanlar merkez temsil hakkını artırmıştır. Türkiye’deki çeşitli etnik, dini ve toplumsal grupların, ekonomik, kültürel, siyasal problemleri hala siyaseten ülke gündemini fazlasıyla meşgul etmekte ve birçok alanı da etkisi altına almaktadır. AK Parti’nin uzun yıllardır mecliste çoğunluğu elinde olması ve iktidarı bayrağını tek başına taşıyor oluşu birçok meseleyi de tartışmaya açık hale getirmektedir. Özellikle muhalefetteki siyasal partiler ve sosyal gruplar arasında tartışmalara ve muhalefet etmeye yol açmaktadır. Modernleşme bağlamında ve muhafazakâr bir yapı göstermesi konusunda; alkol, kürtaj düzenlemesi, kentsel imar uygulamaları, çalışma hayatı, eğitim, sağlık ve kültür politikaları gibi benzeri durumlar çeşitli toplumsal kesimlerce hayat tarzına müdahale olarak algılanmaktadır. Diğer bir yandan ise başörtüsü konusunda da ileri atılımlar yaparak hayat tarzına müdahale söylemlerini de bertaraf etmekte olduğunu görmekteyiz. Bu durum da çok hızlı gerginliklere ve toplumsal çatışmalara açık olunan bir yapı ortaya çıkması anlamındadır. Ayrıca devlet bürokrasisindeki örgütlenmeye bağlı olarak ayrışmanın ve çatışmaların demokratik kurumsallaşmayı geciktirirken, geniş sosyal ve siyasal katılıma imkân vermeyerek birçok alanda zorluk yaşatan mevcut anayasal yapı üzerine çatışma ve kutuplaşmaların üretilmesine de zemin hazırlamış olmaktadır.

Modernleşmenin önemli bir göstergesini bizlere sunan AK Parti; kurumsallaşma, sosyal katılım ve bütünleşme ile birlikte Türkiye modernleşmesi açısından tam anlamıyla yapısal bir gösterge içerisindedir. Türkiye açısından toplumsal bütünleşmenin sağlandığı, eşitlik ve adaletin hukuksal temellere dayandığı, kimlik, inanç ve yaşam tarzlarının devlet garantisinde olmasının zorluğunda AK Parti iktidarı boyunca elinden geleni yapmaktadır. Batıdan aldığımız modernliğin daha da ileriye gitmesi için demokrasinin ön plana daha çok çıkması ve Türkiye’nin modernleşmesinde temel bir çatışma ve kutuplaşma mevzusu olan laiklik sürecini yeniden tanımlamayı gerçekleştirmiş ve bunun üzerinde hala toplumsal hareketlerde bulunmaktadır.

Yeni Türkiye kavramıyla AK Parti iktidar olduğu yıllarda birçok alanda gerçekleştirdiği yapı ile birlikte inşa edilen Türkiye, modernleşmenin toplumun müzakereci, katılımcı demokrasiye geçişini sağlayan bir forma dönüşümünü bizlere göstermektedir. Toplum nezdinde din bağlamında yaşanan birçok sorunu açığa kavuşturan ve sanılanın aksine toplum yapısı için en iyi kararı veren AK Parti iktidarda olduğu sürece iyi idare etmiştir.

Türk modernleşmesi, tarihsel ve toplumsal koşullar göz önüne alındığında diğer toplumlara göre farklılık arz etmektedir. Batıdan aldığımız ve sürekli farklı bir modernlik yapısı denediğimiz bu süreçte yine görülen o ki, muhafazakâr bir yapı sergilemekteyiz.  Modernleşmeyi ilk tecrübe edindiğimiz andan itibaren günümüze kadar Türkiye kendine özgü bir şekilde biçimsel ederek modernliği kendine adapte etmeyi uygun görmüştür. 1923’te başlayan ve hatta belki de daha önce başlayan modernleşme ile Cumhuriyet modernleşmesi Osmanlı toplumuyla olan bağlarını inkâra kalkışsa bile devraldığı problemlerle uzun süre yaşamak ve mücadele vermek zorunda kalmıştır. Siyasi yönetim tarzı, etnisite ve dini kimlikler ve bunalımlar, yurttaşlık hakları, toplumsal bütünleşme gibi temel meseleler sürekli olarak gündemi meşgul eden ve siyasi olarak da etkisini hiçbir zaman yitirmeyen sorunlardan bazılarıdır.

Türkiye’de modernleşmeye bakıldığında söz konusu toplumsal grupların dini, siyasi, etnik gibi çatışma ve kutuplaşmaların da ana eksenini oluşturan yapıların gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Bu bağlamda modernleşme politikalarının özünü oluşturan süreklilik ve kopuşlar Türkiye modernleşmesi adına bir bakıma bazı sorunlara çözüm arayışı içindedir. Cumhuriyetle başlayan ve tek parti dönemi boyunca süregelen katı laik, ulusçu, seküler ve devlet merkezli modernleşme politikaları 1950, 1980 sonrası ve 2000’li yıllarda gerçekleşen reform ve açılımlarla daha bir esnek yapı içerisinde esneme herkesçe kabul gören bir çoğullaşma içine girmiştir. Modernleşme doğrudan “tepeden inmeci modernleştirme” özüne sahip iken AK Parti ile birlikte “devlet toplum ilişkisinden doğan ihtiyaçlara yönelik bir yapıya bürünmüştür. Türkiye modernleşmesinin kendisine yani ülkeye özgü tarihsel ve sosyolojik bir yapı içerisinde yakından bir ilişkiye sahiptir. Askeri müdahalelerin, ekonomik krizlerin, otoriterleşme ve demokratikleşme gibi sorunların, sosyal ve kültürel zeminde kutuplaşma ve kamplaşmaya varan bölünmelerin yaşandığı ve yaşanabileceği süreçte Türkiye modernleşmesi, kendine yeni bir tarz yaratmakta ve bu süreçte de AK Parti’nin rolü de fazlasıyla üstlenilmektedir. Türkiye’deki modernleşme süreci, başlangıç koşullarına göre daha bir olgunluğa erişmiş olsa da AK Parti döneminde toplumsal algı yönünde daha bir hızlı hareket eder olmuştur. Bu süreçte laiklik mevzusu da toplumu yakından ilgilendiren ve süreç ile bağlantılı olan bir yapı gerçekleşmiştir. En başta muhafazakâr bir yapıda olduğu düşünülen AK Parti, sanılanın aksine daha kucaklayıcı ve Türkiye Cumhuriyeti’ne özgü bir çalışma yürüterek toplum nezdinde saygı kazanmıştır. Özellikle geçmiş yıllarda zorluk çeken bir toplum yapısı içerisinde bulunanlar günümüzde toplumsal sorunların daha da aza indirgendiği fakat yine de siyasi, ekonomi ve dini anlamda Türk toplum yapısını ilgilendiren modernliğin değişime uğradığı kaçınılmaz bir gerçektir. Türk modernleşme yapısı içerisinde sorunların aşılması adına daha bir demokratikleşme, siyasal ve toplumsal katılımın daha fazla artması, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, erkler arası özerkliğin tahkimi ve belki de en önemlisi tüm bunların gerçekleşmesine zemin oluşturulması çok önem arz etmektedir.


KAYNAKÇA

[1] Ergün Özbudun, William Hale, Türkiye’de İslamcılık, Demokrasi ve Liberalizm AKP Olayı, İstanbul, Doğan Kitap, 2010, s.55
[2] Özbudun, Hale, a.g.e. s.56
[3] http://arsiv.ntvmsnbc.com/modules/secim2007/secim2002/ Erişim Tarihi: 25.05.2017
[4] Özbudun, Hale, a.g.e. s.56
[5] Özbudun, Hale, a.g.e. s.59-60
[6] Özbudun, Hale, a.g.e. s.68
[7] Tanıl Bora, Türk Sağımn Üç Hali Milliyetçilik Muhafazakarlık İslamcılık, İstanbul, Birikim Yayınları, 1998, s.58
[8] AK Parti, TBMM Genel Kurul Tutanakları, http://www.tbmm.gov.tr, Erişim Tarihi: 11.06.2017
[9] E. Fuat  Keyman, Modernization, Globalization and Democratizationin Turkey:The AKP Experience and its Limits. Constellations Volume 17, No 2, 2010.C 2010 Blackwell Publishing Ltd., 9600 Garsington Road, Oxford. OX4 2DQ, UK and 350 Main Street, Malden, MA 02148, USA, s. 312-327

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 296
Kayıt tarihi
: 06.08.13
 
 

1988 İstanbul'un küçük bir semtinde doğdum. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster