Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Haziran '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1846
 

Türk müsünüz?

Türk müsünüz?
 

Fotoğraf: Esat Sönmez 05.06.2010 İstanbul (Haliç)


Daha yazımın başında "Kimse beni faşistlikle ve kafatascılıkla suçlamasın" demek istiyorum. Çünkü, yazımın bundan sonrasını bu şekilde algılayacak değerli okurlar olacaktır. O nedenle de baştan uyarayım ki benim böyle bir amacım yok.

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu denen büyük topraklara sahip bir devletin çökmesi sonucu, bu toprakların bir kısmında kurulmuş adı yeni olan bir devlettir. Elbette rejim değişti. Yeni devlette devrimler yapıldı ve yeni bir toplum yaratılmak istendi. Evet, herşey değişti ama, Osmanlı'dan kalan halk yeni Türkiye'ye kaldı. Bu halk saf değildi. İmparatorluktan geriye kalan halkın içinde her milletten insan vardı. Adına bugün bile "Mozaik" dediğimiz bu halklar topluluğu bir millet altında toplanması için büyük çaba harcandı. Bu nedenlede "Vatan birliği", "Bayrak birliği", "Milli günler birliği", "Dil birliği" ve "Tarih birliği" adı altında bazı birleştirici unsurlar kullanıldı. Ama, herşeye rağmen bu halk topluluğu içinde her çeşit insan vardı ki, bunların dini, dili, bayrağı, vatanları bile ayrıydı. Cumhuriyet'in ilk yılları bütün bu ayrı insanları bir arada tutmayı başardı. Bunda "Ne mutlu Türküm diyene" gibi sözler etkili olduğu kadar "Türküm, doğruyum, çalışkanım" gibi andlar da etkili oluyordu. Yakın tarihimizde bu sözlerin abesle iştigâl olduğunu savunup Türklüğe saldıranlar, gördüler ki, milli bütünlüğü de parçalamaya başlamışlar.

Şimdi, beni "Faşistlik" ve "Kafatascılıkla" suçlayacağınız satırlara gelebiliriz.

Osmanlı "bile" yüzünü Batı'ya dönmüş bir imparatorluktu. Nitekim, Mustafa Kemal'in daha ilk sözleri hep "Mazlum Doğu milletleri" olmuş ve İstanbul, Sarayburnu'ndaki heykelinin yüzünü de Doğu'ya çevirmiştir. Oysa, Mustafa Kemal hep Batılı idi. Batılı olmak bir insanın yalnız oralarda doğmuş olmasını gerektirmez. Bir de Batı tarzı düşünce ve yaşam tarzına da alışılmış olması gerekir. Osmanlı padişahları hiçbir zaman imparatorluğun doğusu gibi yaşamamıştır, düşünmemiştir. Mustafa Kemal de aynıdır. O da hiçbir zaman doğulu gibi düşünmemiş zaten o topraklarda da doğmamıştır.

Osmanlı hanedanlığının bütün üyeleri beyaz tenli, temiz, bakımlı, dillerini çok iyi konuşan insanlardan oluşmaktadır. Her ne kadar Orhan'dan sonra padişah anneleri Türk kökenli olmamalarının etkisi bunda varsa da, aslında Türk soyunun bütün aşamalarında gerçek Türk tipi Osmanlı hanedanının tipinde süre gelenidir. Yani, belli bir Türk tipi vardır ve bunu kabul etmek asla "kafatascılık" değildir. Nitekim Mustafa Kemal'in de Türk soyunu araştırmak için, mezarlardan bile iskeletleri çıkartıp kafataslarını ölçtürdüğünü biliyoruz. Mustafa Kemal, Sümerlere kadar bu incelemesini sürdürmüş ancak orada fazlaca bir kanıta ulaşamayınca, araştırmayı bitirmiştir. Mustafa Kemal'in bu araştırmasına da "Kafatascılık" diyenler çok oldu ve olmakta. Oysa, Mustafa Kemal, ileriye dönük bir araştırma yapmıyordu. O, geçmişi araştırıp Türklerin kökenlerini bulmaya çalışıyordu.

Şimdi, dikkatle Türkiye halkını inceleyenler bir şeyi gözden kaçırmıyorlar sanırım: O da Türk ırkının her bakımdan değişmesidir. Şimdi, önünüze Osmanlı hanedanlarından birçok resmi koyun. Sonra Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'yu yurt edinmiş ya da hâlâ topraklarımız dışındaki devletlerde yaşayan Türkleri örnek alın ve bizdeki Türkmenlere bir bakın, bugün topraklarımızda yaşayan Türklerle bir ilgisi var mı?

Yok... Çünkü ırk bozuldu. Osmanlı'dan kalan Türk nüfusu azalıp neredeyse yok olma durumuna gelince, Doğu'dan gelen Arap ve Kürt kökenli nüfus artışı bizi değiştirdi. Bir de buna övünçle söz ettiğimz Türk-Kürt, Türk-Arap evlenmeleri eklenince, ırk hepten bozuldu. Şimdi, Türk dendiğinde öyle "akça-pakça" insanların oluşturduğu halk değil de, daha çok "Esmer tenli, gri sakallı, kalın kaşlı, şalvarlı, poşulu, tesettürlü" halk topluluğu akla geliyor. Kadınlarımızın bütün dünya ressamlarına konu olmuş akça-pakça ve hafif dolgun yapısı da alabildiğine değişmiş ve yerini ürkek bakışlı, esmer tenli, tesettür ya da kara çarşafa sokulmuş, kadınlar doldurmuştur.

Bunları yazmamdaki neden açıktır: Bundan böyle bu topraklardaki insanları "Milli birlik" ya da "milli duygular" yani kısaca Türk milleti duyguları içinde bir arada tutmak mümkün değildir. Çünkü, yakın tarih siyasetçileri sayesinde artık Türk olmak neredeyse "utanılacak" bir hâl almıştır.

İsrail cinayetlerinden sonraki ilk cenaze namazı Beyazıt Camisi'nden yapıldı. Binlerce insan oradaydı. TV'ler yayınladı. O günkü törende bir tek Türk bayrağı yoktu. Suudi Arabistan bayrağı, Filistin bayrağı binlerceydi. Ondan sonraki törenlere Türk bayrağı kondu ki bu sanıyorum törenleri düzenleyenlere birileri tarafından uyarı yapıldığının da işaretidir. O törende yalnız bayrak değildi bizleri Türk olmaktan ala koyan. Irk olarak da Türk'e benzemeyen insanlar oradaydı. O tür giyim kuşam, saç sakal, örtünme ya da dini tören yapmak Türklüğün hiç bir aşamasında olmamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu yüzünü Batı'ya döndürmeyecek kadar cahil ve ileriyi göremeyen bir imparatorluk değildi. Nitekim Mustafa Kemal'de Osmanlı'nın kaldığı yerden devam etti. Yaptığı bütün devrimler Batı'ya dönüktü. Ancak, Mustafa Kemal'den sonra üç-beş oy daha fazla alalım diye, bütün Kemalist devrimleri bir bir yıkanlar, aslında bu ülkenin herşeyini değiştirdiler.

Şimdi lütfen çevrenize daha bir dikkatli bakın. Halkın nasıl bölünmüş olduğunu göreceksiniz. Kendilerine Kemalist diyen bir gurup var ki, akça-pakça temiz giyimli, aydın görüşlü, okumuş-yazmış entellektüel ya da kendi kendini yetiştirmiş insanlar topluluğu. Diğer tarafta esmer tenli, Kur'an-ı Kerim'i Arapçadan başka dilde okumamış ama kendilerini dünya Müslümanlarının lideri sanan, gri ve kara sakallı, kara çarşaflı ve tesettürlü insanlar topluluğu.

Yani: Bir tarafta Türklüğü ile öğünenler, diğer tarafta Müslümanlığı ile öğünenler.

Durum yalnız bununla da kalsa iyi. Bu iki gurup arasında ırk, dil, din, millet, toprak, vatan anlayışları bile çok çok farklı, İdealler farklı, amaçlar farklı, varılmak istenen sonuç farklı. Ve çatışma da işte bunlardan doğuyor. Ama, ne yazık ki Kemalistler artık çok azınlıkta kaldı ve yönetim şekli de o nedenle değişiyor.

Mustafa Kemal'in, aydınlık, ilerici, çağdaş, bilimden yana bir Türkiye özlemi vardı.

Bitti.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

haliyle şekil-şemal değişti... Gerçek benliğinden sistematik bir şekilde uzaklaştırılmış bir toplum yaratıldı.. Öz ile, İÇ ile, Kalp ile değil de dış görünüşle değerlendirir olduk. Saç-sakal-bıyık-pantol-şalvar-ceket-cüppe-etek-şapka-kasket vesaire vesaire... Süs aracı olan bunlar AMAÇ haline geldi. Araç ile amacı birbirine karıştırdık. Beyinler tıka basa pislik doluyken kolumuza bacağımıza döktüğümüz SU ile temizlendik sandık.. Kalbimizi KALP gibi yapacağımız yerde TAŞ gibi yaptık.. Sevgi ile yön vereceğimiz ilişkilerimizin yerine NEfret ile büyüttüğümüz İntikamları yerleştirdik.. Ne yazık ki sevmeyi unuttuk. Kendimizi bile... Sevgi ve muhabbetle

Murat HACIOĞLU 
 10.06.2010 19:29
Cevap :
Değerli Murat arkadaşım, yorumuna teşekkür ederim. Ancak, daha fazla bir şey yazamayacağım, çünkü bu yazıma gelen yorumlara verdiğim cevaplar yayınlanmadı. Sanırım sakıncalı bulundu.  10.06.2010 22:03
 

"Slav" kökenliydi yani. Gazi Mustafa Kemal'den bahsediyorum beyefendi. Terziliğe soyunup don biçmek istemişsiniz ama ortada uygun bir "döt" yok! Kürt, Arap diye şikayet edıyorsunuz; oysa Bursa , Balıkesir , Sakarya "Slav" kökenli! Boş işler bunlar, boş!

Ümit Culduz  
 10.06.2010 2:59
Cevap :
Eeee,ne olmuş Slav kökenliyse?Zaten Doğulu olsaydı yaptıklarının hiç birini yapamazdı.Ama,niyetiniz Slav kökenli olduğu için Türk değildi diyorsanız işte orada yanılıyorsunuz.Çünkü,Fatih Sultan Mehmet henüz babasıyla birlikte gezerken yani 1387 yılında Selânik'i Türkler ele geçiriyordu.Defalarca el değiştirdi.Yıldırım Beyazıd ele geçirdi ve 1402 yılına kadar Selânik Türk şehri idi.1430 yılında ise Selânik yeniden Türklere geçti ve 1913'e dek bu durum sürdü.Yani İstanbul Türkleşmeden çok önce Selânik Türkleşmişti.Buna dayanıp da Mustafa Kemal'e "Türk değildi" demek istiyorsanız, o zaman İstanbul'da doğan hiçbir padişah ve diğer nüfus Türk değildi demek gerekiyor.Bir blog yazısını bile yanlış anlıyorsunuz:Ben hiç kimse Kürt-Arap-Türk diye şikâyet etmedim.Fakat, bu unsurların bir arada yaşamasının neden zor olduğunu anlatmaya çalıştım.Ayrıca Selânik,500 yıla yakın Türklerin eilinde kalmıştır ve her bakımdan en zengin şehir olarak yaşamıştır.Benden yazması:Bu Türkiye bu donları giyemez.  10.06.2010 10:38
 

Turkiyedeki Turkluk irk turklugu degil sonradan olustrumaya calisilsmis bir idaeldir. Osmanlinda Turk demek nasilsa (yani bugunun terimiyle kiro) sizin karismis millete dediginizde ayni. Modern olmak giyimle kusamla olmuyor. batinin dusunce tarzini benimsemek gerekiyor. Turk (osmanli) eliti bir yandan batiliyiz batilasmamiz lazim derken ote yandan bir dogulu eliti gibi hareket ediyor. Millet koyun onlar coban. evet haklisizin turkiye bir mozaiktir. Ama tam bir turk eliti gibi sizde halki kucumsuyor ve asagi goruyorsunuz. Hep siz dogrusunuz. Millet iradesi millet gelenekleri yanlis. Halk her zaman boluktu o simdiki olan bir olay degil. Insanlari boluculukle suclarken, unuttugunuz bir nokta var, insanlari bolen ve bolup yonetmeye calisan elit. Madem demokrasi var, insanlar istedigi gibi dusunebilir.

Jeff Saatchi 
 08.06.2010 6:35
Cevap :
Şu "modern olmak giyimle kuşamla olmaz"a fena halde takılıyorum. Elbette kara çarşaflı ve çember sakallı insanlar dünyanın en modern düşünce yapısına sahiptirler(!) Ben hiç bir zaman demokrasiyi savunmuş bir insan değilim. Demokrasi en büyük diktatörlüktür. Bunun nedenlerini ayrı bir yazıda tartışırız. Yok canım ben halkı küçük falan görmüyorum, bilindiği gibi her toplum lâyık olduğu biçimde yönetilir. Ayrıca kimseyi bölücülükle suçlamadım. Bölenleri anlatmaya çalıştım. Demokrasi insanların istediği gibi düşünme sistemi değildir. Sözde kendini yönetecekleri seçme hakkıdır. Tabi % 10 baraj hakkını demokratik hak görürsünüz şimdi siz. Türkiye mozaik falan da değildir. Üniter yapıyı koruyamayanların sığındığı limandır. (Mesajlarımı, mesajı yollayan okuduğumu görsün diye yayınlıyorum ve sonra siliyorum. Silmemde bu yorumunuzun bir etkisi yoktur lütfen yanlış anlamayın. Saygılarımla)  08.06.2010 18:21
 

Yazınıza kesinlikle katılmıyorum. Çünkü anlattıklarınız ile bizler bambaşkayız. Benim atalarım Horasan'dan göç etmiş Anadolu'ya. oğuzların Boz-Ok kolundanım. Hatta bu yüzden köyümüzün ismi de Bozoğlu Köyü'dür. Bin senedir tamamı Türk olan bir aile soyundan gelmekteyim. Ne esmerim ne de kara kaşlıyım. İki üniversite okuyorum. Matematik(%100 ing.) ve bankacılık. Yaşım 22. Şalvar ve yakasız gömlek giyiyorum. Eşim çarşaflı olsun istiyorum. Peki ben neden böyleyim? Öncelikle şunu belirteyim. İnsanları asla bir şekle sokamazsınız. Türk şöyle olmadır, böyle olmalıdır dendiğinde bizleri bir kalıba sokup özgürlüklerimiz kısıtlanmış oluyor ve anladım ki doğuştan sahip olduğumuz bir şey bizi ayrıcalıklı kılmaz. Sonradan kazandığımız şeyler bizi insanlar arasında yüceltir. Eğer siz israil toprağında doğsaydınız o zaman yine bu yazıyı yazar mıydınız? Çağdaş ve aydın olmak için kıyafet ve sima önemli değil. "Eger Çıplak Gezmek Medeniyetse Hayvanlar Bizden Daha Medenidir.. M.Akif Ersoy"

Yasin Akarsu 
 08.06.2010 3:15
Cevap :
Şu herkesin söylediği bir sözdür: "Çağdaş ve aydın olmak için kıyafet ve sima önemli değil". Ben, kara çarşafın ve "tehlikeye uzamış" kara sakalın taşındığı beynin çağdaş olabileceğine asla inanmıyorum ve beni buna hiç kimse de inandıramaz. Bunca eğitiminizden sonra siz hâlâ eşinizin çarşaflı kendinizin de şalvar giyinmenizi isteyorsanız, bu Türk eğitim hayatının nasıl insanlar yetiştirdiğinin en güzel kanıtıdır. İnsanlar her zaman ileriye doğru evrim geçiriyor. Elbette çıplak gezmek çağdaşlık değildir fakat, çarşaf ve şalvarla gezmek de çağdaşlık değildir. İnanın, birçok hayvan birçok anlamda dünya insanlarından daha medeni. Misal: İsrail'in yaptığını hangi hayvan yapar? İnsanlara şekil konur çünkü insanlar köklü ırklardan gelmişlerdir. Misal: Hiç zenci Eskimo gördünüz mü? Oğuzların Boz-Ok kolu tarihte çok önemli işlere imza atmış, zamanının en ilerici koludur. Oğuz boylarının hiç birinde kadın çarşafa sokulmaz ama en değerli varlıklardır. Hiç değilse Oğuzlar'ı örnek alın.  08.06.2010 11:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3124
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster