Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Rıza Üsküdar (Anadolu'm ayağa kalkarken)

http://blog.milliyet.com.tr/ruskudar

24 Ocak '08

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
28269
 

Türk sosyolojisinin iki uç ismi Ziya Gökalp ve Prens Sabahattin

Sosyoloji, Batı’da toplumsal sorunları çözmek amacına yönelik çalışmaların bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu sorunların, odağında da Fransız İhtilali, Endüstri Devrimi, burjuva sınıfının hakimiyetinin güçlenmesi ve sınıfsal mücadeleler ile kentleşmenin yol açtığı toplumsal olumsuzluklar yer almaktaydı. İşte sosyoloji, Batı’da; bu sorunları ortadan kaldırma hedefine kilitlenmiş düşünürlerce bilim haline getirilmiştir.

Sosyoloji, Batı’daki doğuşuna paralel olarak, Türk aydınlarını da etkilemiştir. Çünkü Türk toplumu da, kısmen Batı’daki olumsuz gelişmelerden, ağırlıklı olarak da Osmanlı Devleti’nin siyasal çözülmesinin hızlanmasından dolayı, son derece önemli sorunlarla karşı karşıyaydı. Bu nedenledir ki Türk aydınları, Batılı aydınlar gibi benzer nedenlerle sosyolojiyi, toplumsal sorunları çözmenin bir aracı olarak görecekler ve önemli sosyolojik çalışmalara yöneleceklerdir. Bu tür sosyolojik çalışmalar yapan aydınlarımızın başında, Ziya Gökalp ve Prens Sabahattin gelmektedir.

Başlangıçta her ikisi de, İttihad ve Terakki Cemiyeti içerisinde yer alır. Osmanlı Türk toplumunun sorunları konusunda, benzer düşüncelere sahip olsalar da çözümler konusunda, çok farklı düşüncelere yönelmişlerdir.

Ziya Gökalp, Durkheim’den etkilenerek toplum merkezli, milliyetçi ve merkeziyetçi bir düşünce geliştirir. Yazdığı “Türkçülüğün Esasları” ve “Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak” adlı eserleri ile de, düşüncesinin sosyolojik temellerini oluşturmuştur.

Prens Sabahattin ise, Le Play’dan etkilenerek birey merkezli ve Ziya Gökalp’ın merkeziyetçiliğinin aksine “Ademi merkeziyetçi” bir düşünceyi, Osmanlı toplumunun sorunlarına çare olarak görecektir. Ayrıca “Teşebbüs-i Şahsi” bireysel girişimcilik ve bireyin öne çıkarılması, ona göre; toplumsal sorunların çözümün de tek çaredir. Prens Sabahattin’in, “Ademi Merkeziyetçilik” ve “Teşebbüs-ü Şahsi” çerçevesinde oluşturduğu düşüncelerini, bir nevi liberalizm olarak nitelendirebiliriz.

İttihad ve Terakki Cemiyeti’nde, bu iki Türk aydınının uzlaşmaz uç düşünceleri nedeniyle ayrışmalar olur. Cemiyet’te Ziya Gökalp’ın düşünceleri ağırlık kazanınca, Prens Sabahattin bu hareketten kopar ve çalışmalarına düşünsel olarak devam eder.

Ziya Gökalp ve Prens Sabahattin’in bu farklı düşünceleri, Türk toplumunun siyasal hayatına da etki etmiştir. Şöyle ki Ziya Gökalp’ın düşünceleri, II.Meşrutiyet Dönemi’nde İttihad ve Terakki’nin, Cumhuriyet Dönemi’nde ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin temel ideolojisi olmuştur. Prens Sabahattin’in düşünceleri ise; Hürriyet ve İtilaf Fırkası’ndan başlayarak, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Fırka, Demokrat Parti ve devamı diyebileceğimiz merkez sağ partilerin temel ideolojisi olacaktır.

Ziya Gökalp ve Prens Sabahattin’in düşünsel olarak, biri toplumcu diğeri bireyci olmak üzere oluşturdukları düşüncelerin, toplum ve birey için sorun oluşturduğunu gören Mehmet İzzet, geliştirmeye çalıştığı Felsefi idealizm ile, bu iki uç görüşü birleştirmek gibi bir yaklaşım sergilemiştir.

Mehmet İzzet’e göre; birey ve toplum daha geniş terimleri ile özgürlük ve zaruret birbiriyle çelişmek şöyle dursun, birbirini tamamlayan bir sentez içinde birleşip bütünleşen iki kavramdır. Özgürlüğü zaruretsiz, zarureti de özgürlüksüz düşünmek mümkün değildir. Bir başka ifadeyle, bireyi toplumsuz, toplumu da bireysiz düşünemeyiz demektedir.

Mehmet İzzet’in bu düşünsel çözümü, ne yazık ki Türkiye’de ortak bir düşünceye dönüştürülememiştir. Bugün sadece Türkiye’de değil, diğer dünya ülkelerinde de, bu iki farklı kutuplaşma devam etmektedir. İkisi arasındaki bu kutuplaşmadan, göreceli olarak bazen biri bazen de diğeri galip çıkmaktadır. Günümüzde bireyin daha öne çıktığı anlaşılıyor. Ancak yine de, toplumsal kesimler arasındaki siyasi, ekonomik ve sosyal adaletsizlikler, öne çıkan bireyin; hangi toplumsal kesimin bireyi olduğu sorusunu gündeme getirmektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kitaplarını yendien okumayı düşündüğüm bugünlerde Ziya Gökalp yazısı süpriz oldu benim için. Ne yazık ki yıllarca yanlış anlaşılmış ; belli çevrelerin sahiplendiği, belli çevrelerin ise kesinlikle red ettiği bir isim olmuştur Ziya GÖKALP. Sahiplenen çevrelerin bile bir çoğu okumamış anlamamıştır kendisini....

Mezopotamya Prensesi 
 25.01.2008 16:25
Cevap :
Değerli Mezopotamya Prensesi, mutlaka biliyorsunuzdur ama tekrar da fayda var. Mezopotamya, asırlardır Anadolu’muzun kardeşi, karındaşı… Birlikte dünyaya yaymışlar medeniyeti. Ama ne yazık ki bugünlerde; acının, gözyaşının coğrafyası haline geldiler. Yazımda, düşüncelerini anlatmaya çalıştığım aydınlarımız öleli çok oldu ama hala onların çözmeye çalıştıkları sorunlarla, yaşamak zorunda kalıyoruz. Eğer buna yaşamak denilirse. Doktorsunuz; sizin için bir insanı yaşatmak ne kadar önemlidir biliyorum. Ben de bir tarihçiyim, sadece geçmişin değil, aynı zamanda geleceğin… Onun için sizden, hangi aydınımızı okursanız okuyun ama bir ricam var: Bizi birbirimize düşürmek isteyenlerin, oyununa gelmeyelim. Yoksa Mezopotamya ve Anadolu, geçmişinin görkemini kaybettiğine değil, gelecekteki evlatlarının perişanlığına üzülecektir. En derin saygı ve sevgilerimle…  25.01.2008 22:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2372
Toplam yorum
: 1175
Toplam mesaj
: 183
Ort. okunma sayısı
: 507
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster