Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '13

 
Kategori
Doğal Hayat
Okunma Sayısı
25
 

Türk’ün Gazeteyle İmtihanı!

Türk’ün Gazeteyle İmtihanı!
 

Şubat ayazı almış başını gidiyor
 
Tam da bu demlerde insanın; bir çay hüzne keyif katar demeleri yok mudur !
 
Buğulu gözlerle geçmiş yad edilirken radyo yine başucu konuğudur.
 
Ne hikmetse çalan şarkılar çizer geçer içi.
 
Sonra bir bir açılır tarihinin sayfaları.
 
Bir romanı heyecanla okurken ardındaki sayfanın merakı düşmüş gözlerle dikkat kesilirsin ya işte öyle bir şey.
 
Aynı teraneden dem tutar durur deli gönül.
 
Eskiden daha mı güzeldi demeler eşlik eder baygın dimağlara.
 
Mektup yazardık !
 
Kağıdını zarfını masaya hazır edip.
 
Kalemin rengini göndereceğimiz kişiye göre seçerek.
 
Sonra ezber sözlerle başlar hemen hemen aynısı selamla hürmetle bitirirdik.
 
Sevgiliye yazılıyorsa içine kurutulmuş bir gül veya bir saç teli veyahut en sevdiğimiz parfümü sıkarak.
 
Nerede o yazışmalar ve nerede postane önlerinde pulu yalayıp yumruğun yanıyla vurarak yollamalar.
 
Mektup nasıl “eskiden” diye başlayan cümlelere özneyse yenilerde de “e-posta” öznedir.
 
İçine saç teli koymaya gerek olmadan hem de.
 
Nihayetinde cep telefonundan çekilmiş sıcak bir resim ya da anlık bir video eklenebilmekte.
 
Mektubun e-postaya yenilişi gibidir, kağıt baskı gazetelerin e-gazeteye yenilmesi.
 
Aralarında çok fark var elbette.
 
Mektubun e-postaya dönüşmesi büyük kolaylık; getirisinin götürüsünden daha fazla olduğu aşikar.
 
Yollamak bir dert, okumak bir dert, yazmaksa yorucu bir işti diyelim.
 
Bu sebeple işin olumlu yanından değerleyip kurtarılabilir taraflarına sığınalım.
 
Oysa gazete öylemi?
 
Asla öyle değil!
 
Neden öyle olmadığını aşağıda özetleyeyim;
 
Yemek yerken sofra örtüsü aramıyorduk.
 
Yağmur yağdığında başımıza acil şapka yapıyorduk.
 
Bir ayağı ötekinden kısa olan eşyalarımızın altına katlayıp koyabiliyorduk.
 
Açık kalmış pencerelere perde görevini yapardı.
 
Kızartma yaparken yere sıçrayan yağları kim çekerdi içine.
 
Rüzgarı bol piknik alanında uçurtma olmaz mıydı?
 
Kirlenen camları en iyi gazete silmez miydi?
 
Ders kitaplarının kaplaması için en idealiydi.
 
Pazardan aldığımız domatese kese kağıdı, çekirdeğe külah olması ayrı bir durum.
 
Taşınırken kırılacak eşyaları öyle bir sarardık ki; eşyalar anne derdi gazeteye neredeyse.
 
Uzun yaz gecelerinde sineklerle olan savaşımızın en büyük silahları değil miydi?
 
Beton zemine otururken soğuktan korumaz mıydı oturan taraflarımızı.
 
Kapı girişlerinde ayakkabının çamurunu da alırdı, ayakkabı içine buruşturulup kalıpta yapılırdı.
 
Güneşin altında yelpazede olabilirlerdi.
 
Trafik kazasında ölenin üstü de gazete kağıdıyla kapatılırdı.
 
Bir Türk insanının doğumundan ölümüne yaşamının her karesinde okumaktan gayrı her işi gören gazeteler ( kağıt baskı) yavaş yavaş yok oluyor. Önlem falan adına yazmadım bu yazıyı. Aklıma geldi öylesine yazdım. Yazdığım yerde bir ölçüde e-gazete sayılır ama benim merakım şu;
 
Tablette gazete sitesini açıp sinekleri öldürmek için tabletimi fırlatacağız!
 
Dizüstü bilgisayarı üşütmemek için beton zemine mi yayacağız!
 
Cep telefonundan bağlanıp bir gazete sitesine cep telefonuyla camımızı sileceğiz!
 
Kinayeler bir yana günden güne tirajı düşen,rağbetin azaldığı kağıt baskı gazeteleri teknolojik değişimler sebebiyle hayatımızdan çıkarıyoruz. Bu kimilerine iyi, kimilerine kötü gelebilir amma velakin benim derdim bu değil.
 
Okumak hariç her işe yarayan kağıt gazetelerimiz olmadan biz hayatımızı nasıl idame ettireceğiz(!)
?
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 124
Kayıt tarihi
: 19.02.13
 
 

Basın Danışmanı. Medya tanıtım uzmanı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster