Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ekim '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
279
 

Türk yurdunu savunmak ve ırkçılık suçlamalarına bir cevap

Türk yurdunu savunmak ve ırkçılık suçlamalarına bir cevap
 

Son yazıma gelen bir yorumu  ibret olsun diye yayınladım. Yorumda,  şunlar söyleniyor: “Yazıyı kim yazdı ise nasıl bir kin ve nefret dolu olduğunu, nasıl bölücülüğü kendisinin yaptığını bir düşünsün derim. Zaten yıllardır terörü tetikleyen de bu tür bölücü yaklaşımlar değil midir? Üzüntüyle kınıyorum

Van’da depremle ilgili  gerçeklere ve etnik ırkçılığın bölücü, ayrıştırıcı, nefret  uyandırıcı etkisine değindim kısa bloga gelen yorum bu.

Peki blogda ne yazıyor? Blogda Van’ın bir Türk yurdu olduğu yazıyor. Oysa yorumcumuz bunun ırkçı bir söylem olduğunu düşünüyor. Yani Van aslında bir Türk yurdu değil? Yani Türkiye Cumhuriyeti ismindeki “Türk” ismi bu memlekete fazla! Meğer bu memleketin Türk vatanı olduğunu söylediğimiz için teröristler haklı bir davayla dağa çıkıp çoluk çocuk, öğretmen, asker, polis  öldürüyormuş.

O halde yorum yazarımıza, ırkçılığın ne olduğunu öğretmemiz icap ediyor, çünkü  binlerce şehidin neden “şehit” diye anıldığını, neden adına “Türk bayrağı” denen al sancağa sarılarak son yolculuklarına uğurlandıklarını bilmediği anlaşılıyor. 

Irkçılık, genetik aynılığa dayanan fiziki benzerlikle  bir arada bulunan bir  insan topluluğunun, diğerlerinden daha üstün olduğunu ve bu benzerliğin her şeyden önemli olduğunu söylemektir. Irkçılığın siyasî ifadesi, ırk ayrımcılığı ve otoratik/ otoriter yönetim biçimleridir. Bu yüzdendir ki faşizmin  ırkçı olması gerekmez ama ırkçı bir yönetimin, ideolojisi sözde ne olursa olsun, faşizan olması kaçınılmazdır.

Peki bu durumda Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerinin, siyasî mantığının ve millet telâkkisinin ırkçılıkla ilgisinin olup olmadığına bakmamız icap etmez mi?

Her şeyden önce Türk adı verilen ulus/millet, Türkiye Cumhuriyeti’nden çok önce tarih sahnesine çıkmış, varlığı dört bin yılı aşkındır bilinen ve Çinlilerle beraber uluslaşma sürecinin en eski iki üyesinden biri olan bir ulustur.

O halde “millet/ulus” nedir? Sadri  Maksudi’ye dayanarak ulusun veya milletin, “Tarihin bir döneminde, bir hukuk( devlet) çatısı altında bir araya gelerek bütünleşmiş bir kavimler cem’i olduğunu” söyleyebiliriz.

Yani ulusu/millet kan bağı ve genetik benzerlik  şartını taşımayan bir beraberliğin adıdır. Hukuk çatısı altında oluşmasından dolayı, gönüllü ve kurallı bir beraberliğin ürünüdür.  Ulusu/ millet bir kural beraberliğinden sonra meydana gelen bir  kültürel benzeşmenin sosyolojik adıdır.

Dolayısıyla dünyada nerede bir “ulus/millet” görürseniz orada ırksal çeşitliliği barındıran büyük bir kültürel benzeşme ve beraberliği de göreceksiniz.

Ulusu/milletin kurala dayalı gönüllü beraberlik sonucu meydana gelmesi uzun  bir tarihi süreci, yoğun siyasi mücadeleleri, büyük bir çekirdek kültürü gerektirir. Dolayısıyla uluslaşmak  asla tek başına devletleşme ile meydana getirilemez.

Bundan dolayıdır ki Türk’ten bahsettiğimizde saf bir ırktan, bir genetik benzerlikten bahsetmiyoruz.

Bundan dolayıdır ki biz Türk’ten bahsettiğimizde bir ırkın, bir genetiğin diğerine üstünlüğünden bahsetmiyoruz.

Bundan dolayıdır ki biz Türk’ten bahsettiğimizde beraberliğini hayvansal genetik benzerliklere dayandırmayan, kurala, değerlere, normalara bağlılıkla sağlamış büyük bir gönüllü beraberlikten bahsediyoruz!

Biz Türk adıyla övündüğümüzde, Türk adını oluşturan kavimlerin ortak kurallara, değerlere ve normlara bağlanarak, genetik yakınlığın hayvansal güvenlik duygusundan vazgeçerek, soyut ve insani kurallarla gönüllü beraberliklerini binlerce yıldır sürdürmeleriyle övünüyoruz! “Ne mutlu Türküm diyene!” sözünün anlamı budur!

Türk olmadıklarını iddia eden etnik ırkçı, PKK yardakçısı, Kürtçü zevatın karşı çıktığı şey işte budur! PKK köpeklerinin karşı çıktığı şey, kural altında beraberliğin getirdiği soyut ve insanî güven duygusudur! “Boş testiyi, dolu testiye vurur, kırarız!” diyen vahşilerin saldırdığı şey işte bu  kurallı yaşam şeklidir!

Demek ki Türklükle, Türk tarihiyle, Türk yurduyla gurur duymak, Türk adının meydana gelişindeki  ırk dışı, kan dışı, soyut ve insani değerlerle, kuralların ve kurumların sürekliliğiyle ve bu kural ve kurumlara bağlı insanların gönüllü beraberliğiyle gurur duymaktır! Irkçılık bunun neresindedir?

Kürt olmak ne demektir? Bir de buna bakmak gerekir…

Kürtler bir kavimdir. İçerinde belli sayıda büyük birkaç aşiret barındıran, Kürt adına mensubiyetleri, bu aşiretlere  kan bağıyla bağlı olmakla tanınan  bir topluluktur.

Kürtler  ne içlerinde sayısız ırktan insanları barındırmış ve onları kural altında  gönüllü beraberliğe götürmüştür ne de onlara kurallı hayatın güvencesini vermiştir.

Devlet olmak, insanlara “kurallı hayatın güvencesini vermektir!” Yoksa  üstlerinde  armalı üniformalar taşıyan zorbaların bürokrasisini kurmak değildir.

Türk denen ulus, “kurallı hayatın güvencesini” sayısız ırktan insana binlerce yıl önce vermiş ve kullandırmıştır. “ Türklerin devlet tecrübesi vardır, sayısız devlet kurmuşlardır” derken biz bunu kast ederiz. Falanca Kürt derebeyinin adıyla anılan  köy yönetimlerini  Türk devletleriyle kıyaslamamamızın sebebi budur.

Kurala dayalı tarihsel bir beraberliğin adını savunmaya ırkçılık demek cehalet veya ihanetten başka bir şey değildir.  Türk ulusu uluslaşmasını büyük bedeller ödeyerek  gerçekelştirmiş ve fakat henüz tamamlamamıştır. Esasen uluslaşma bitmeyen bir süreçtir. Türkiye Cumhuriyeti içinde yaşayan pek çok farklı ırk Türk adının büyük beraberliğine çok sonra dahil olmuştur. Keza  Balkanların Müslüman toplulukları dahi, bütün etnik farklarına rağmen kendilerini Türk kimliğine yakın hissetmektedirler. Bu da uluslaşmamızın  sürdüğünü ve genişlediğini göstermektedir.

Son deprem felâketi Türk uluslaşmasının en kritik merhalelerinden birine işaret etmektedir. Bu felâket, açıkça kan bağıyla otokratik bir Kürt ırkçı devleti kurmak isteyen katiller sürüsü ve onun ırkçı yardakçılarıyla, değere, kurala, norma bağlı büyük Türk ulusunun arasındaki  büyük insanî, meden^,  ve ahlâki farkı gözler önüne sermiştir.

Eğer bu sözlerin bebek katillerini kızdırdığı ve dağa çıkmalarına sebep olduğu düşünülüyorsa o zaman yorum yazarımız, katilleri kendi vicdanında aklamaktan rahatsız olup olmadığını önce kendine sormalıdır. Bu yorumcumuzun, depremde şehit olan öğretmenlerimizin bu bölgede hangi bayrak ve dil için, hendi değerler için, hangi ulus için  şehit olduklarını düşünmesini çok isterdim. Hepsinin mekânı ennet olsun!

Türm Türk Milleti’nin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!

Türk adına düşman bütün etnik ırkçı bebek katili hainlere ve alçaklara inat, yurdumun üstünde tüten en son ocağa kadar bu Cumhuriyet Bayramı’nda bir kere daha haykıralım:

Ne mutlu Türküm diyene!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok teşekkürler bu güzel açıklamalarla dolu cevap yazınız için... Ama ne yazık ki anlamak istemeyen yine de anlamayacaktır...

Şirin 
 30.10.2011 12:31
Cevap :
Asıl vakit ayırıp okuduğunuz, hele zahmet edip yorumladığınız için ben teşekkür ederim. Hakkı hiçkimse telaffuz etmezse, o, l kötülük karşısında yenik düşer. Bizimkisi acizane bir gayret, sevenlere selam olsun. Saygılarımla.  30.10.2011 14:54
 

Merhaba, Yüreğinize sağlık. Ne mutlu Türküm diyene... Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 29.10.2011 12:13
Cevap :
Eksik olmayın efendim, ben teşekkür ederim, saygılar.  29.10.2011 17:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 153
Toplam yorum
: 336
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 500
Kayıt tarihi
: 11.02.11
 
 

Eczacıyım, memlekete meraklıyım.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster