Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '18

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
30
 

Türk Zinciri

Türk Zinciri
 

TÜRK ZİNCİRİ-NAZAN ŞARA ŞATANA


DOKUNMUŞTU
Ecrin, ondan sonrasını hatırlamıyordu. 
Birinin saçlarını okşadığını hissediyordu ama korkudan gözlerini açamıyordu. Adam’ın sesini duyduğunda canına can geldi sanki hemen gözlerini açtı ve ona çok sıkı sarıldı. Ağlamaya başladı.
“Yılanlar geldi. Biliyor musun yılanlar geldi. Beni belki de soktular.”
“Sakin ol, gayet iyi görülüyorsun. Hatta seni bıraktığımdan daha iyi görülüyorsun.”
“O tedavi etti o zaman beni. Bana yaran kanıyor dedi.”
“Kim dedi?”
“Yılan kadın.”
“Sen-sen Meran’ı mı gördün?”
“Meran ‘mı? Bilmiyorum. Ben hem insan hem kadın – hem yılan birini gördüm. Bir de çok yılanlar gördüm. Hepsi üstüme geliyorlardı. Her renk yılan, her uzunlukta yılanlar. Tıslayarak geliyorlardı. Bazılarının dilini gördüm çatal çataldı. Bazılarının gözlerinden sanki ateşler çıkıyordu. Hayatımda bu kadar korkmadım. Ben zaten hayatımda korkudan bayılmadım”
“Bayıldın.”
“Bu ne ya? Her defasında daha fazla korkmam dedikçe korkuyorum. Sonunda ben burada korkudan ödüm patlamış olarak kalacağım. Bunu da sana söyleyeyim.”
“Sen aslında kimsenin başına gelmeyecek kadar kıymette bir şeyle karşılaşmışsın. Ve kıymetini bilememişsin.”
“Deli misin nesin sen? Kıymetini bilemekten söz ediyorsun ben korkudan bayıldığımı söylüyorum.”
“Gelen kim biliyor musun?”
”Sen dedin ya Meram mı ne?”
O anda aklına geldi. Elbette biliyordu. Elbette kim olduğunu hatırlamıştı. Bu Şahmerandı. 
“Ben Şahmeran’ı gördüm.”
“Evet.”
“Ben korkumun esiri oldum. Ben nasıl böyle bir cahillik yaptım. O bana iyilik için geldi ben ona gelmemesini söyledim. Yaram!”

Elbisenin göbek kısmını açtığında şaşkınlıktan tabiri caizse dilini yutacaktı. Yarasından eser kalmamıştı. İzi bile yoktu. Kollarına baktı, beline baktı, ayaklarına baktı. Daha önce baktığında bazı yaralarının kabuk bağladığını görmüştü. Bazılarının arada kanadığının da farkındaydı ama hiç ilgilenmemişti. Öyle şeyler yaşamıştı ki ne acısını fark edebilmişti ne vücudunda açılmış olan yaralarını. 
Şimdi bütün vücudu elden geçirilmiş gibi yenilenmişti. Daha önceden olan kırışık, çizik, kilo alıp vermeden oluşan çatlakları bile yoktu.
“Bu olamaz!”
Sustu. Adama baktı.
“Offf ben anladım benden bir şey olmaz. Sen beni bu zamana getirene kadar daha cesur, daha sabırlı, daha akıllı birini getirseydin ya. Baksana halime ya bayılıyorum ya yaralanıyorum ya da şikâyet ediyorum. Ha ağlamamı da saymıyorum daha. Salya sümük haliminde çekilir bir yanı olmadığını da biliyorum. Daha önceki erkek arkadaşımda zaten çok ağlıyorsun diye durmadan şikâyet ederdi benden.”
“Senin daha önce erkek arkadaşın mı vardı?”
“Nasıl ya, otuz yaşındayım elbette daha önce erkek arkadaşım hatta erkek arkadaşlarım oldu.”
“Erkek arkadaşların mı yani bir den fazla.”
“Fazla.”
Adam’ın yüzü asılmıştı.
“Sen ne sanıyordun beni. Rahibeler manastırından filan mı getirdin?”
“Bizde kızlar kaç yaşında olurlarsa olsunlar evlenmeden başka bir erkekle birlikte olmazlar.”
“Sizler o kadar farklısınız ki, sizlerdeki adetler hala sürseydi, bizde Japonlar gibi örf ve adetlerimiz uysaydık şimdi dünyanın ileri devletlerinden olurduk. Şunu karıştırmamak lazım... Örfler – töreler asırlarca sizdekinden başka hale gelmiş. Sizler kadına ne kadar önem verirken bizlerde hala birçok yerde kadının adı bile yok. Biz okumuş şehirli kadınları karıştırma. Bizler ayaklarımızın üzerinde durabilenlerdeniz. 
Her şehirlinin erkek arkadaşı var mıdır diye sorsan hayır da diyebilirim. Bu kişisel bir olaydır. Ama inan ki bizde o kadar katı kurallar vardır ki. Bazı yerlerde genç kızlara tecavüz edildiğinde o kızı ailesinden kardeşi ya da babası öldürür çünkü adlarına leke sürülmüştür. Kızın çektiği acının üstüne bir de hayatına son verilir. 
Bizde öyle katı kurallar vardır ki, beşik kertmesi denilir. 
Aileler birbiriyle evlenir adeta. Bebekken nişan yapılır kim kimi tanımaz, kim kimi sevmez bu önemli değildir. Aileler ki onlarda babalardır, amcalardır, dayılardır. Onlar karar verirler. Genç kızlar para karşılığı satılır. Para karşılığı yaşlı adamlara çocuklar bile verilir. 
Geçenlerde yaşlı biriyle evlendirilen sekiz yaşındaki bir kız çocuğu o gece kanamadan öldü. 
Bunun tersinde elbette kızlarını baş tacı eden babalar, kızları okusun diye gece gündüz çalışan aileler, kızları sevdi mi sevdalarına saygı gösteren ebeveynlerde var. Benim gibi olanlarda var, eli erkek eline değmeden sevdiği ile birleşende var. Biz mozaikte yaşıyoruz. 
Sen ‘Ari’ Türk halkından söz ediyorsun. Ben melezlerden söz ediyorum. Karışıklıktan eklenen üst üstte gelen geleneklerden, sıkıyönetim şekli gibi sıkı halde yaşanılan ailelerden söz ediyorum. Bizde Han’la Hatun yok anlayacağın. Bizde kadın kendini kurtardı mı mesele yok demektir. Sen sevdanın bizlerde de sizlerdeki gibi olduğunu mu sanıyorsun? Sana daha öncede söylemiştim. Hayatlarında hiçbir erkek tanımadan ilk eşleriyle evlenip ömür boyu aşklarını yitirmeden yaşayan şanslı kadınlarda var.”

 

Nazan Şara Şatana

 

 

TÜRK ZİNCİRİ

TARİHİ – FANTASTİK – ROMAN

YAZDI YAYINLANMAK ÜZERE BEKLEMEDE…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1580
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4809
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster