Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '21

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
38
 

TÜRKÇE KATINDA YAŞAMAK

 
*
Toplumumuz kentleşme sürecini dilimizi kaybetmeden, Batı dillerinin etkisinde kalmadan başarabilir.
Bu konuda yerel ve genel yöneticilere büyük görevler düşmektedir.
Örneğin, bir kentin yerel yönetimi işyerlerinin adlarını zorunlu olarak Türkçe yapabilir .
Yurttaşlar alanlarda, caddelerde, sokaklarda plaza, market, patisserie, show room vb. sözcükleri okumak zorunda kalmayabilir.
“ Türkçe Katında Yaşamak ” yaşamımızı kuşatabilir.
Bunu, usta ozan Fazıl Hüsnü Dağlarca şöyle dile getirmiş:
Seslenir seni bana “ova”m , “dağ”ım ,
Nere gitsem bulur beni arınmış .
Bir çağ ki akar ötelere ,
Bir ak ... ki yüce atalar , bir al ... ki ulu oğullar ,
Türkçem, benim ses bayrağım.
TÜRKÇE GİDERSE
*
Sözlü ya da yazılı anlatıma özen göstermek ulusal bir görev olarak durmaktadır.
Türkçe düşünmek, Türkçe anlatmak zorunluluğu “Türkçe giderse Türkiye gider.” gerçeğinden kaynaklanmaktadır.
“Türkçe; düşüncemizin, duyarlılığımızın, dünyayı algılama, yorumlama gücümüzün toprağıdır. Kendi diliyle yaşama bakamayan toplumun özgür olması, bağımsız olması düşünülemez.”
Türkçenin yazarlarca savunulmasının sonuç vermesi ulus devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla gerçekleşti.
Artık,Türkçe, okullarımızda eğitim dili, yaşamımızın her alanında başvurduğumuz iletişim aracımız olarak yaşıyor, boy atıyor.
Atatürk,
“Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.”
özdeyişinde güzel duyularla bezenmiş; anlama, anlatma becerileri edinmiş ; uluslaşma yolunda yurttaşlık bilincine ulaşmış kişilerden oluşan bir toplumu yaratmayı bizlere görev olarak veriyor.
ULUSAL BİR GÖREV
*
Türkçe anlatım becerisini kazanmak neden ulusal bir görevdir?
Bu sorunun yanıtı ulusal bütünlüğümüzle ilgilidir. Bu topraklar üzerinde kim olursak olalım Türkçenin koruyuculuğu altında buluşmamız bir zorunluluktur.
Bir ulusun anlaşacağı ortak dilinin bulunması kaçınılmazdır.
Bu zorunluluk tümümüzü bağlamaktadır. Böylece Türkçeyi yaşamımızda eksiksiz uyguladığımızda anlaşamadığımız konular azalacaktır.
Bir dili bilmek, hele bu ulusal dilimizse, o dille söyl.eneni yazılanı anlayabilmek; isteklerini, duygularını ve düşüncelerini anlatabilmek demektir.
Bizler Türkçe anlatımda yeterli miyiz? Bunu kendimize sormaktan kaçınmamalıyız. Özellikle bu alanda uzmanlaşmış kişiler, yazar ve ozanlar ara sıra sorularla kendilerini yoklamalıdırlar. Çünkü onların ulusdilin anlatım gücünü geliştirmek gibi bir görevleri vardır.
Birey, atalardan kalan anadiliyle anlaşma görevini yerine getirirken söz ya da yazı yoluna başvurur. Böylece anlaşma gerçekleşir. Anadil uluslaşma aşamasında ulusdile ulaşır. Ulusdil toplumsal bir olgudur. Bununla birlikte ulusdil kendi düzeneği içinde bireysel dili de taşır.
Birey, zihinsel işlemin somutluk kazanmasını bireysel diliyle gerçekleştirir. Birey, tasarımlarının nesnelleşmesi, kavramların soyutlanarak sözcüklere dönüşmesini bireysel dille sağlar.
Dilbilimci Chomsky, dilin bu yanını yorumlayı anlambilim akımıyla adlandırıyor. Bu akıma göre dilin bu özelliğine dilin yaratıcılığı denmektedir.
Türkçe katında yaşamak görevini unutmayalım!
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 698
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster