Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Aralık '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
422
 

Türkçe tartışmalarına bir katkı

Türkçe tartışmalarına bir katkı
 

Türkçe ile ilgili tartışmalar alevlendi bu günlerde. Dedi mi demedi mi bir muamma da olsa Kenan DOĞULU’ nun Türkçe savunucularından geri kafalı diye söz ettiğinin iddia edilmesi ve ardından Can DÜNDAR’ ın bu konuya dair yazısı gündemin bir maddesini oluşturuverdi.

İyi de oldu aslında. İş çığırından çıkmaya başlamıştı. Bu tartışma geri döndürür mü gidişatı bilinmez ama akıntının yönünü hatırlatır en azından.

Mevcut tartışma içerisinde bile öyle belirgin durumlar var ki Türkçe’nin düştüğü hali anlatacak, başka şeyler söylemeden önce bunları yazmak geliyor içimden.

Türkçe’nin elden gitmesine gönlü razı olmuyor Can DÜNDAR’ın ama artık öyle bir yerleşmiş ki dilimize, bizzat kendisi bu konuyla ilgili yaptığı televizyon programında kurumunun adını, “entivi” diye telaffuz ediveriyor. Sonraki dakikalarda bir İngilizce sözcüğün yerleşmiş ve markalaşmış kısaltması da olsa M, S, N harflerini “emesen” olarak söylüyor.

Niyetim Can DÜNDAR’ı eleştirmek ya da “bak seni de yakaladım” gibi bir ucuzluk peşinde olmak değil. Tam aksine işin boyutlarını anlatmaya çalışıyorum. Türkçe için çırpınan birinin dahi kendini bu gidişattan alıkoymaya dayanmasının zorluğu, burada anlatmak istediğim.

Yine aynı programa telefonla katılan Kenan DOĞULU, Türkçe kullanmaktaki istek, ısrar ve maharetinden dem vurduğu konuşmasının içinde, Eurovision izleyicilerinin söze takılmadan müziğe odaklanmalarını istediği için İngilizce’yi tercih ettiğini anlatırken “fokuslanmak” diye bir laf ediyor.

Zaten düzenli okuma alışkanlığı olmayan ve birkaç yüz kelime ile idare eden bizler, dağarcığımızda mevcut sınırlı sayıdaki kelimelerin de bir kısmını, kökünü İngilizce ekini Türkçe yaparak kullanmaya devam edersek bir nesil sonra nece konuşuruz artık Allah bilir.

Bir çoğumuz, en iyi bilebileceğimiz kendimizi dahi ard arda düzgün ve anlamlı on cümle ile anlatabilmek konusunda yetersiz bir durumdayız. Üniversite öğrencilerinin çoğu için sınavlarda hazır bir metne dayanmayan yorum soruları büyük bir kabus. Yazıktır ki, bir çok üniversite öğrencisi veya mezunu, ehliyetli olduğu dalda dahi birkaç sayfalık bir metni düzgünce yazmakta zorlanıyor. Büyük bir ifade güçlüğü yaşayan geniş kitleler, meramını doğru anlatamadığı ya da yeterince anlaşılamadığı için itiş kakış içinde yaşıyor. Bağıra çağıra anlaşmaya çalışıyor.

Dilimizi bilmeyen bir yabancıya bir şeyler anlatmaya veya bir yeri tarif etmeye çalışan birini gözlediniz mi hiç? Çok garip bir refleks olsa gerek, ne söylendiğini anlamadığından boş gözlerle kendisine bakan yabancıya bir şeyler anlatmaya çalışan kişinin sesi, kendiliğinden yükseliyor ve bu şekilde yüksek sesle söylendiğinde bilmediği bir dilde söylenenleri anlayacak sanıyor.

Belki de bunca hır gür, bağırma çağırma, kavga gürültü de bu yüzden çıkıyor her gün yolda sokakta. Kendimizi ifade edemeyince, karşımızdaki insana anlatamayınca derdimizi, önce bağırmaya başlıyoruz. Ardından da saldırıya geçiyoruz. Çünkü biri birimizi anlamıyoruz. Anlaşamıyoruz.

Yeniden dildeki etkileşime dönecek olursak, bu tek yanlı etkileşime karşı dilimizi korumak zorundayız. Dünya vatandaşı olmak, küreselleşmek gibi içi boş kavramların peşine takılıp kimliğimizin temel unsurlarından birini elden çıkarmamak gerek.

Sorun sadece Türkçe’nin sorunu değil elbette. Bir çok di, kendini İngilizce’nin etkilerinden kurtarmak için çareler aramakta. Fransızların, Almanların çok ciddi çabaları var bunun için. Ayrıca etkileşimin olmaması da mümkün değil. Türkiye gibi yoğun hareketli bir coğrafyanın üzerinde yer almak, etkileşim için zaten yeterli bir sebep. Ama sorun şu ki, böylesine kuşatmacı ve tek yanlı etkileşime savunmasız ne kadar dayanacak dilimiz belli değil.

Yasaklarla, polisiye tedbirlerle dili korumak olacak iş değil. Yapılması gereken şey, -belki kısa vadede mümkün değil ama- uzun vadede insanımızı okur ve hatta yazar hale getirmek.

Geçmişte mercimek stoklarını eritebilmek için dahi uzun süreli tanıtım kampanyaları düzenleyebilmiş bu ülkenin, okuma bilincini yerleştirecek, etkin bir okuma kampanyasına dair parlak fikirler üretmesi çok zor olmasa gerek.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sözünü ettiğim Başbakanlık Genelgesi 1985 veya 1986 tarihli idi. İyi hatırlıyorum ve genelgeyi de bizzat Başbakan Turgut Özal imzalamıştı. Bu genelgenin bende ilginç bir anısı vardır: Bu genelge uyarınca, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Y.Doç.Dr. Ali Balcı'ya, (şimdi prof.) 1987 yılında, "kuram, olasılık ve olanak" sözcüklerini kullandı diye, MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü okullarda araştırma yapma izni vermedi. Ali Balcı size bu konuda daha ayrıntılı bilgi verebilir, sanırım. Selamlar. Şemseddin Koçak. 5.1.2007.

Şemseddin Koçak 
 05.01.2007 13:55
Cevap :
Teşekkür ederim. Araştıracağım ben de. Merak ettim. İyi bir yaşam dilerim.  06.01.2007 23:34
 

Başbakanlık Genelgesi 1986 veya 1985 tarihli idi. Genelgeyi ve kullanılacak bazı kelimelerle, kullanılmayacak bazı kelimeleri hatırlıyorum ama, daha fazlasını hatırlamıyorum. 1987 yılında Mİlli Eğitim Bakanlığında çalışıyordum ve bu genelge hükümlerine göre yazışma yapıyorduk. Selamlar. Şemseddin Koçak. 4.1.2007.

Şemseddin Koçak 
 04.01.2007 16:51
Cevap :
Sayın Koçak, 17 Şubat 1994 tarihinde yayımlanan 1994/9 sayılı genelgeden söz ediyor olmalısınız. Resmi Yazışma Kurallarını belirleyen esaslar anlatılmaktadır ve 2/12/2004 tarih ve 25658 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Resmi Yazışmalarda Uygulanacak Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik ile yeniden düzenlenmiştir. Ancak ne 1994 tarihli genelgede ne de 2004 tarihli yönetmelikte herhangi bir kelimenin kullanılmaması yönünde bir dayatmaya rastlamadım. Uygulama birliğini sağlamaya yönelik "arz ederim" veya "rica ederim" gibi ifadelerin nerede ve nasıl kullanılacağı değildir sanırım kast ettiğiniz. 20 yıldır kamuda çalışıyorum ancak böyle yasak kelimeler ile karşılaşmadım. Nabza göre şerbet veren bazı kişilerin her dönemde seçtiği kelimeler değişmekle birlikte resmi yazışmalarda az çok standart sağlanmış sayılabilir. Olası aksaklıklar da yazıları kaleme alanların eksiği olsa gerek diye düşünüyorum. Saygılarımla.  05.01.2007 4:35
 

internette artik genclerin yazismalarini anliyamaz oldum.Her halde cok cagin gerisindemi kaldim? Turk tV lerinde bazi sarkicilarin yada starlarin o yarimyamalak sesyapisi hic ingilizceye benzemeyen ingilizceleriyle kelimeleri turkce kelime gibi kullanmalarida beni deli ediyor.Anladik bir cogu cahil cuhela ama bir otokonrol mekanizmasi yokmu??Bir sarki yarismasinin bu kadar buyutulmesini hala anlamadim sonucta ulke tanitimina yardim etmesi olasi bir yarisma ve dilinin enternasyonal bir dil olmasi gerekmezmi? Sarkiciyi surcu lisan etmis kabul etmek daha iyi olmazmi? Saglik sizinle olsun

Newyorker 
 02.01.2007 7:20
Cevap :
Yorumunuz için teşekkürler. Ancak şarkıcı değildi benim yazıda asıl eleştirmek istediğim. İyi bir yaşam diliyorum.  03.01.2007 11:40
 

Turgut Özal başbakan iken, resmi yazışmalarda kullanılacak ve kullanılmayacak kelimeleri bildiren bir başbakanlık genelgesi yayınlamıştı. Yine başbakan iken kendini İngilizce pankartlarla Van'da karşılatmıştı. Siz de tutmuş, Türkçe'ye İngilizce'nin egemenliğinden söz ediyorsunuz. Dil konubsundaki sözünü ettiğim genelgeyi okumanızı öneririm. Selamlarımı sunarım. Şemseddin Koçak. 28.12.2006. Adana.

Şemseddin Koçak 
 28.12.2006 14:25
Cevap :
Genelgenin metnini ya da tarih ve sayısını gönderirseniz seve seve okurum. Selamlar.  30.12.2006 18:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 88
Toplam yorum
: 58
Toplam mesaj
: 27
Ort. okunma sayısı
: 907
Kayıt tarihi
: 26.07.06
 
 

1969 yılında Tarsus'ta doğdum. İktisat Fakültesi ve Su Ürünleri Fakültesi mezunuyum. Amatör olara..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster