Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Temmuz '12

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
1795
 

Türkçede yazım ve noktalama

Türkçede yazım ve noktalama
 

HÜRSES, TRABZON, 25 EYLÜL 1992


Sözün belli işaretlerle saptanması demek olan yazı bir işaret sistemini gerektirmekte, bu işaretler harf dediğimiz şekillerle gösterilmektedir. Harflerin bütünü ise abece (alfabe)’yi oluşturmaktadır. Bir dilin belli bir abc kullanarak  yazıyla gösteriliş biçimine  yazım denir .*

Yazılı anlatımda sözcükleri Türkçenin kurallarına , geleneklerine göre yazmak için bir tutum  birliği gereklidir.Yani yazma olayını belli kurallara bağlayarak ortak  yazım biçimine ulaşmak  kaçınılmaz bir görev .

Yazım birliğinin sağlanması için 12 Aralık 1928 ‘de  hazırlanan “İmla  Lügatı” bunun ilk adımı olmuştur. Bu    yazım kılavuzu 1941 yılına dek kullanılmıştır. Bu on üç yıl içerisinde “söyleyişe             göre yazım” öncelik taşımıştır.Türk Dil Kurumu’nca hazırlanan yazım kılavuzu 1941 ’de İmla             Kılavuzu , 1965 ‘te Yeni İmla Kılavuzu , 1977 ‘de Yeni İmla  Kılavuzu, 1985 ‘te  İmla Kılavuzu,  2005 ‘te deYazım     Kılavuzu adlarıyla yazım alanındaki sorunlarımıza çözümler üretmiştir .

Yazım, toplumun uyduğu , uyguladığı ortak yazım biçiminin adıdır. Bunu sağlayacak olan da             abecedir. Türk  abecesi her ses için bir harf ve her harf yalnız bir ses ilkesine göre düzenlenmiştir. Sesler söylendiği gibi yazılmakta, yazıldığı gibi okunmaktadır. Bu özellik sözcüklerin söylenip yazılmasında, yeniden okunmasında kolaylık sağlıyor. Bütün  sesler yazıda gösterilir ve söylenir. Bu nedenle Türkçe sesçil bir dildir.

Bugünkü Türk abecesi 1 Kasım 1928 ‘de 1353 sayılı  yasayla TBMM‘de onaylanmış 3 Kasım             1928 ‘de Resmi  Gazete’de yayınlanmıştır.Bu yasaya göre Türk abecesi 29 harften oluşmaktadır. Bu harflerin adları, sırası, büyük ve küçükleri   şöyledir                                   

Harfin sırası  :  1    2    3    4   5   6   7    8   9   10  11 12  13  14  15 

Büyük harf    :   A   B    C   Ç   D   E   F  G   Ğ   H      İ    I     J     K     L  

Küçük harf    :   a    b    c   ç     d    e   f   g    ğ       h    i    ı     j     k     l

Harfin adı      :   a   be  ce  çe  de  e   fe ge  ğe   he   i   ı     je   ke   le

Harfin sırası  :  16  17  18  19  20  21  22  23  24    25  26  27  28  29

Büyük harf    :   M    N   O    Ö   P    R    S    Ş     T      U    Ü    V    Y    Z

Küçük harf   :   m    n    o    ö    p    r     s     ş      t       u     ü    v     y      z

 Harfin adı     :  me  ne   o   ö  pe   re   se    şe  te      u    ü    ve  ye    ze

Tarih boyunca  sırasıyla  kullandığımız abeceler:

 Göktürk            ( 38 harfli )

Uygur                ( 18 harfli )

Arap                  ( 28 harfli )

Latin kökenli     ( 29 harfli )

Şimdi, duygu, düşünce, izlenim, gözlem, tasarımlarımızı   vb. anlatırken yazım kurallarının ne olduğunu, noktalama işaretlerinin nasıl kullanıldığını görelim .

 

                                         YAZIM    KURALLARI

 Sesçil bir dil olan Türkçede yazım ilke ve kuralları bu gerçeğe göre saptanmıştır.Yabancı kökenli sözcüklerin yazımında yine sözcüğün söyleniş sırasında çıkarılan sesler yazıya      geçirilmektedir.Türkçede yer alan yazım ilke ve kurallarını öğrenerek ortak yazıma ulaşabiliriz. 

                                .  BÜYÜK HARFLERİN KULLANILIŞI       

                                 

                                           Yaşanan ve Unutulmayan

Bugün hava soğuyunca Oya Hanım kışlık giysilerini giyindi. Ayşe Teyze  erkenden kalktı. Hemen Doktor Rıza  Bey’i uyandırdı.İçinden geldiğince saygılıydı kocasına.O’nu sayması sevgisinden             kaynaklanıyordu kuşkusuz. O, Kurtuluş Savaşı günlerinde tığ gibi bir delikanlıymış.

O günlerden bu yana kaç yıl geçti ?! TBMM’nin açılışını unutamıyordu. TC Atatürkçülükle boy atmıştı. Dilimiz Türkçe  gelişmiş, yabancı kökenli sözcüklerden ayıklanmıştı. Bu gidişten mutlu olmayanlar Türkçe sözcüklere karşı çıkıyor, uydurma    diyorlardı.Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler adlı yapıtı o günlerin belgesi niteliğindeydi.

 Dr. Rıza Bey 10 Kasım 1938’de orta yaşlardaydı. Mutlu  olayların yanında bu acı günü de  dün gibi anımsıyordu. Türkiye’de yaşayan Türkler için her 10 Kasım ,“ O’nu duymak, anlamak için  hesap vereceği bir gün olmalı diye düşündü .

                        Korkma , sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak ;

                        Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak .

                        O benim milletimin yıldızıdır , parlayacak ;

                        O benimdir , o benim milletimindir ancak .

 

M . Akif Ersoy’un dizeleri Oya Hanım’ın, Ayşe Teyze’nin, Dr. Rıza Bey’in yaşama bakışını , yaşamdan beklediklerini ne güzel özetliyordu .

 Yukarıdaki metinden yararlanarak büyük harflerin  nerelerde kullanıldığını belirleyelim: 

 . Tümcelerin ilk harfleri büyük yazılmış .

 . Özel adlar büyük harfle başlamış .Örneğin , Oya, Türkler , Türkiye ,

 . Özel adlarla birlikte kullanılan sanlar (unvan), takma adlar da büyük harfle başlamış. Örneğin , Doktor Rıza  Bey, Oya Hanım, Ayşe Teyze...

.Tamlama biçiminde kurulmuş ancak kalıplaşmamış özel ad kimliği kazanmış  sözcüklerin ilk harfi    büyük harfle yazılır. Örneğin, Kurtuluş Savaşı, Keban Barajı, Lozan Antlaşması...                            

                                                          NOKTALAMA  İŞARETLERİ

 Yazılarda anlamı anlaşılır kılıp, ters anlayışlara yol   açmamayı noktalama işaretleriyle  sağlarız. Bu gerçeği bir metinle doğrulayalım.

 “Bir gün insan virgülü yitirdi. O zaman zor tümcelerden korkar olan ve basit ifadeler  kullanmaya başladı. Tümceleri basitleştirince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ünlem işaretini yitirdi. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor ne de bir şeye seviniyordu. Bir süre sonra soru işaretini yitirdi ve soru soramaz oldu. Hiçbir    şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne  evren ne dünya ne de kendisi umurundaydı. Birkaç yıl sonra   iki nokta işaretini arar oldu. Çünkü davranışının nedenlerini başkalarına açıklayamıyordu. Yaşamının sonuna doğru elinde yalnız tırnak işareti kalmıştı. Kendine özgü tek düşüncesi   yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini yineliyordu. Son, noktaya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı           unutmuş  durumdaydı.”

                                                                                                                                                                                                                                                                                                    Kanevski

 Türk edebiyatında ilk kez Tanzimat Dönemi yazarı Şinasi, Şair Evlenmesi adlı oyununda noktalama işaretlerinden birkaçını kullanmıştır. Daha sonra 1896’da Serveti Fünûnculardan Tevfik Fikret, Halit Ziya Uşaklıgil noktalama işaretlerini eksiksiz kullanmışlardır. Bunlar noktalama   işaretlerinin kullanımına çok önem verdiler. Ulusal Edebiyat Dönemi yazarı Ömer Seyfettin de   noktalama işaretlerinin kullanımında başarılı olmuştur.

Noktalama işaretlerinin yazıya ne denli anlaşılırlık kazandırdığını örnekleyerek görelim:

 “Kostantin Efendi, onların çok uzaktan geçtiklerini görebilirdi. Gözlerini kısardı. Esmer             lekelerin adalar istikametinde gittiklerini görür, etrafına bakar, bir tanıdık    görecek olursa gözünü kırpar, gökyüzüne bir işaret çakar: 

-Bizim pilavlıklar geldi, derdi.

........

Seneler var ki kuşlar gelmiyor. Daha doğrusu, ben göremiyorum. Güzün o güzel günlerini             penceremden görür  görmez, Kostantin Efendi’nin bulunabileceği sırtları  hesaplayarak yollara  çıkıyorum. Bir kuş cıvıltısı duysam kanım  donuyor, yüreğim atmıyor. Halbuki, sonbahar  kocayemişleri, beyaz esmer bulutları, yakmayan güneşi, durgun  maviliği, bol yeşili ile kuşlarla  beraber olunca insana  sulh,şiir, şair, edebiyat, resim, musiki; mesut insanlarla dolu,          anlaşmış, sevişmiş, açsız, hırssız bir dünya düşündürüyor.

Her memlekette kıra çıkan her insan kuş sesleriyle böyle şeyler düşünecektir. Kostantin Efendi mani oluyor. Zaten kuşlar da pek gelmiyorlar artık. Belki birkaç seneye kadar nesilleri de tükenecek. Her memlekette kaç tane Kostantin Efendi var kimbilir?...”

                                                                                 Sait Faik ABASIYANIK, Son Kuşlar

 Sait Faik’in Son Kuşlar adlı öyküsünde geçen noktalama işaretlerini çıkararak okumaya çalışalım. Her noktalama işaretinin gereği olan -durmak, az durmak, açıklama beklemek, birinin konuşmasını değişik ses  tonuyla vermek- davranışları gösteremeyeceğimizden        okuduğumuzdan anlam çıkaramayacağız.

Sait Faik’in Son Kuşlar adlı öyküsünde geçen noktalama işaretlerini incelediğimizde             noktalama işaretlerinin nerelerde kullanıldığını çıkarabiliriz.

 1.Tümce sonunda:  .  ?  !

 2.Tümce içinde ve tümceler arasında:  ,  ;  :

 3.Yazı içinde bazı parçaları ayırmada:  “ ”   (  )   ’  /      - 

 4. Bölüm başlarında:  -      .-  

 5.  Boşlukları belirten işaretler:  ...   ..........    ./.   ./    *   1  

 

Noktalama işaretlerimetinleri doğru okumamızı, onları doğru algılamamızı sağlıyor. Noktalama işaretlerinin yazınımıza girmesi geç de olsa başarıldı. Toplumsal yürüyüşümüzde yazınsal metinlerimizi tür ve anlatım olarak yenileyerek uygarlaşama sürecinde yol aldık.Şinasi'yle başlayan bu yürüyüş uluslaşma sürecimizle hızlandı.Ulusal yazın dönemi yazarları özellikle noktalama işaretlerini başarıyla kullandılar.

Büyük Atatürk uygarlaşmayı Batılılaşmak olarak aldığı için yüzümüzü Batı'ya döndük.Batı'nın yazın ve sanat adamlalarını, ürünlerini Cumhuriyetimizle tanıdık.Toplumumuz kabuğunu kırarak uygarlaşma yolunda hızla yol aldı. Büyük Atatürk yazım ve noktalama doğrultusunda bize yol gösterdi.Dilimizde bulunan terimleri Türkçeleştirmekte öncü oldu.Matematik alanındaki terimleri Türkçeleştirdi.Dilmizi geliştirmek doğrultusunda Türk Dil Kurumu'nu kurdu.Türkçe hızla bilim,yazın yapıtlarında yeterliliğini kanıtladı. Ancak yapılacak işlerimizin çokluğu da bir gerçek. Türkçe konusunda yurttaşlık görevi bizi beklemede.

İşte bakın yazım ve noktalama işaretleri deyip geçmeyin.Uygar toplumlara ulaşmada kitap en önemli başvuru kaynağımız oldu. Onu anlamak, kavramak, tanımak, metinleri doğru algılamaktan geçiyordu. Bunu da sağlamada yazım ve noktalamaya özen göstereceğiz..

 

                        .           NOKTALAMA

          

                        Kolay mı, duyumsamanın anlatılması?

                        Jest, mimik, tavır, duruş;

                        Anlatımın yüreğindeki vuruş,

                        Onlarla okunur sözün haritası

 

                        Yazının kanı var ama yüreği yok,

                        Nasıl tutacağız nabzını?

                        Sözü yazıya dökünce,

                        Kaygıya düşeriz ince ince.

 

                        Emek güzel de zorun kolayı araç;

                        Noktalama işaretlerini alırız elimize,

                        Anlam açkısı yaparız kendimize,

                        Açılım, tat katarız söze.

 

                        O mini mini imler,

                        Çeşit çeşit duyguyu belirler.

                        Onlar ki anlamın tınısı,

                        İç titreşimlerimizin tıpkısı.

 

                        Noktalama işaretleri, sözün çalgısı;

                        Sanki sözün, damarda akan kanı,

                        Onlarla parlar sözün aynası,

                        Bir bir açılır, anlatının manası.

                                             

                          Osman BOLULU, Sözün Işığı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1022
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 687
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster