Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '12

 
Kategori
Dilbilim
Okunma Sayısı
4541
 

Türkçenin sözvarlığı

Türkçenin sözvarlığı
 

TÜRKAY KORKMAZ, TÜRKÇEYİ SAVUNMAK GÖREVİ, TÜRK DİLİ, EKİM 1981


 Dil çalışmalarında bir sözcüğün hangi köke dayandığı, yerli mi, yabancı mı olduğu, başlangıçta hangi kavramı karşıladığı, ne gibi gelişmeler gösterdiği gibi konuları aydınlatmaya yönelen dilbilim dalına  KÖKENBİLGİSİ (ETİMOLOJİ) adı verilir.

           Kökenbilgisi üzerine bilimsel çalışmaları 19.yüzyılda JONES, RASK, FRANZ BOPP karşılaştırmalı dilbilim çalışmalarıyla başlattı.Yöntem olarak:

           -  Sözcüğün eski metinlerdeki biçimi

           - Değişik diyeleklerde (lehçe), ağızlarda bulunup bulunmadığı

           -  Başka dillerde benzerlik

Örneğin, DOLLAR sözcüğü Almanca kökenlidir. 1519’da JOACHİMSTAL Almanya’da gümüşten dökülen sikke, JOACHİMSTALER olarak, sonra TALER; İtalyanca:tallero, İsveççe: daler,  Hollandaca: daalder, İngilizce: dolar… MOUSİKE:YUNANCA musiki (Arapça), muzıka (İtalyanca), musique (Fransızca), müzik (Türkçe)… MOBİLİA (İtalyanca), meuble (Fransızca), mobilya (Türkçe)… ŞEKER sözcüğü Hintçe sarkara‘dan Farsçaya şeker, Yunancaya sacharon, Latinceye saccharum, Rusçaya sahar, İspanyolcada azucar, Portekizceye açukar, İtalyancaya zucchero, Almancaya zucker, Fransızcaya sucre, İngilizceye sugar, Hollandacaya zuiker olarak girmiştir.

           Sözcüklerin kökeni 19.yüzyıla değin bilimsel olmayan yöntemlerle açıklanmaktaydı. Örneğin, “SOL” güneş gökte tek başına parladığı için; ZEUS kardeşi POSEDİON ayak kösteği anlamında POSİDEMOS ile açıklanır. (Platon’un Kratylos’undan) Kökenbilim çalışmaları önce eski Hint’te VEDA’ların incelenmesi,Batıda Hıristiyanlık dili LATİNCENİN, Doğuda, İslamlığın dili ARAPÇANINincelenmesiyle başladığı biliniyor. Sonra 19.yüzyılda yukarıda sözünü ettiğimiz dilbilimciler bilimsel yöntemlere başvurdular.

           Sözcükbilim, dilbilim, toplumbilim bağlantılıdır. Bu gerçeği dilimizin uğradığı değişimlerle görelim.

           Türkçe tarih boyunca başka dillerden etkilenmiş kimi kez de başka dilleri etkilemiş. Bu etkilenmesözcük, kural alışverişi olarak kendini göstermiş. Sözcük alışının kaçınılmazlığı yanında kural almak etkilenen dilin sözdizimini bozacağından o dil üzerindeki yıkımının giderilmesi güç bir olgu olur. Örneğin, hâk-i vatan, erbâb-ı denâet, gavgâ_yı hürriyet, esir-i aşk (Namık Kemal, Hürriyet Kasidesi); rûy-i zerd-i sefalet, siyâh-ı matem, teâne-i iydi       (Haluk’un Bayramı,Tevfik Fikret)

            Türkçenin Göktürklerden bu yana yabancı dillerin etkisinde kaldığı metinlerde görülmektedir. “Üze kök tenri asra yagız yer kılındukda ekin ara kişi oglı kılınmış. (Kültigin Yazıtı) ; “Esende ivek yok.” (atasözü); “Tümen çeçek tizildi / Bükünden ol yazıldı / Öküş yatıp üzüldi / Yirde kopa adrışur  (koşuk); Begler atın argurup / Kadgu anı tugurup / Mengzi yüzi sargarup / Körküm angar türtülür ” (sagu);“kene künlerdin bir kün ay kağanung közi bodadı irkek oğul toğurdı. ( Oğuz Kağan Destanı); “Kireyim tiser kiçikiem / közi karam birle / Külüşgin oluralım” (Uygur) Göktürk Yazıtlarında %1 Çince, Uygurca evresinde dinsel metinleri karşılamada (şamanizm, Buda, Mani, Hıristiyan)  yabancı sözcük oranı artar.

           Türkçe, İslamlığın kabulüyle Arapçanın dinsel dil olarak, Farsçanın sanat dili olarak etkisine girer. Bu etki 15.-16 yüzyılda daha büyük oranda görülür. Osmanlıca denen bir yapay dilin de ortaya çıkmasına yol açar. “Mikrâs-ı tig ile gerden-i kâfur iltibasından fark-ı pürlemanını cüda kıldı.”(Kafasını kılıçla gövdesinden ayırdı.) “came-şûy(çamaşır), guuşe (köşe), nerdüban (merdiven), cehârşenbih (Çarşamba), pencşenbih (Perşembe), Da’i (Far. Dayı ), Da’ize (Far. deyze-teyze), bi-kâr(bekâr), dil-bend(tülbent): gönül bağlayan Fransızcaya: tulipe. İngilizceye: tulip olarak geçmiş.

           Ses dizgesinde bulunmayan sesler değişime uğrayarak sözcük yerli öğelerle yerlileşir. Örneğin, jandarma / cenderme / candarma; caket/ceket; jilet/cilet; jimnastik/cimnastik; bergamot (Fransızca bitki) / beyarmudu;scutari(Yun.) / Üsküdar; spinatum(Latince) / ıspanak; scarpina(İtalyanca) / iskarpin(ayakkabı)                

 

“Ey pây-bend-i dâmgeh-i kayd-i nâm-ü neng

 Takey hevâyı meşgale-i dehr- idireng”

                                              (Baki,Terkib-i Bend)

           ”Ey” sözcüğünden başka Türkçe sözcük bulunmamaktadır. (Ey ad ve ün ilgisinin tuzağına yakalanmış (olanlar), bu  kararsız dünya uğraşının isteği ne zamana dek sürecek.) Bu ikilide Baki, dünyada makam elde etme,dünya yaşamını üstün tutma uğraşının gereksizliğini anlatıyor. Bu, anlaşılamaz, yabancı sözcük ve tamlamalardan oluşan dil yazın tarihimizde Osmanlıca adıyla yer aldı. Türkçe yazmak ayıplanır oldu. Oysa,

 

Gâh eserim yeller gibi/Gâh tozarım yollar gibi

Gâh akarım seller gibi/Gel gör beni aşk neyledi”                                                         

                                                              Yunus Emre

 

Köngül kimni sewse körür közde ol

Közin kanca bahsa uçar yüzde ol

Köngülde negü erse arzu tilek

Ağız açsa barça tilin sözde ol” 

                                  Kutadgu Bilig

          

           Bugün hangisi yaşıyor, hangisi ayıplanıyor. Birisi dilini yadsırken bir diğeri Türkçe söylüyor. Kalıcı olan kendi dilini geliştiren, kullanandır.

           19.yüzyıldan başlayarak bu kez Batı dillerinin etkisine giren dilimiz kimliğini yitirmemede direnir. Özellikle Fransızca Türkçe üzerinde etkili olur.Daha sonra İtalyanca; günümüzde de İngilizce baş edilmez bir biçimde Türkçeyi etkiler. Örneklersek, Fransızcadan “laik ( Fr.laique), laikos ( Yun.la-ikos : halka özgü, halkça) vb...

           Bunun nedenini Osmanlının  bir imparatorluk olması Türkçe diye bir sorunu üstlenmemesi, günümüzde de küreselleşme olgusu ya da saldırısı olarak adlandırabiliriz. Tüm ulusal değerlerimizde olduğu gibi dilimizi de ülkenin yönetim anlayışı, içinde bulunduğu ekonomik çıkmaz nedeniyle savunma durumunda kalmaktayız.Ulus devletlerin yıkımının kimi yazarlarımızca, yetkililerce dile getirilmesi bu gerçeği doğruluyor.

           Türkçenin bu durumunu Oktay Sinanoğlu, Hedef Türkiye adlı yapıtında ülkemizin, ulusumuzun yıkımı, kıyımı olarak adlandırmaktadır... Bu durumda ulusculuk yeniden önem kazanmakta, en başta da dilimize sahip çıkmamız gerektiği gündemde durmaktadır.

           Konumuz olan sözvarlığımızın nasıl değişikliğe uğradığını, hangi diller arasında bunun nasıl gerçekleştiğini örnekleriyle görelim:

           Osmanlıca evresinde Türkçenin sözvarlığında  yerleşmiş ve yerleşmemiş sözcükler olarak Arapça ve Farsça büyük bir toplam oluşturmaktadır. Bu oranı yazarlarımız, ozanlarımız – özellikle Divan yazını, Tanzimat, Servetifünun dönemi- şiirlerinde, romanlarında bu yabancılaşmayı hızlandırmışlardır. Divan ozanları Osmanlıca yazmada birbirleriyle yarışmışlardır.Tefvik Fikret, Namık Kemal gibi yurtsever ozanlar da dil bilinci yetersizliğinden Osmanlıcadan yana olmuşlardır.

           Türkçenin Osmanlıca çıkmazından kurtulması ulus devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna değin sürmüştür.Dil, kültür, ortak geçmiş ulus devletin temel ilkleridir.Atatürk, Türk Dil Kurumu’nu kurarak uluslaşma sürecini hızlandırdı.Bu süreci bugün tamamlayamadığımızı görüyoruz.Dil,ekonomik, toplumsal sorunlarımız bunu kanıtlıyor.Sözvarlığıyla toplumsal ve siyasal yapı arasında karşılıklı etkileşim bulunmaktadır.1931’de %35,1965’te %65, 1977’de %70, bugün kimi yazarlarımız,ozanlarımız %90 Türkçe yazmaktadır.

           KONUŞMA DİLİ – YAZI DİLİ ayrımı sürmektedir. Bunun tekleşmesi olanağı da yoktur. Ancak yazar,ozan kimliği taşıyan kişi yazdığı gibi konuşmalıdır. Çünkü Türkçe sesçil bir dildir; yazıldığı gibi konuşulur, konuşulduğu gibi yazılır. Bugün yazı diline özenip konuşma diline özenmeyen sanat adamlarımız bunu yapmamalıdır.        

                                        TÜRKÇENİN BATI DİLLERİNDEN  ETKİLENMELERİ

           Fransızcadan: chemin de fer(şimendifer), bateau a vappeur (vapur), camion (kamyon), garderobe(gardrop), merci(mersi), conference(konferans) tren(train) /vapur(bateauavapeur) /kamyon(camion) /kanape(canape) /vestiyer(vestiaire) /panjur(abatjour) /istasyon(station) /istatistik(statistique) gardrop(garde-robe), teras(terasse) vb...

           Almancadan: dekan, doçent, hinterland vb:..

            İngilizceden:  Özellikle 2.Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizce sözcükler Türkçeye girer.lider(leader), miting(meeting), birifing(briefing), tost(toast), sinek bar(snacbar), tişört(T-shirt) vb...Bugün eğitim dilimiz olma yolunda hızla eğitim kurumlarımızda yaygınlaşmakta.

             İtalyanca(Venedik,Cenevizler): filica(feluca), alabora(albora), pusula(bussola), acente(agente), kambiyo(cambio), ciro(giro), gazino(casino), taraça(terazza)

             Yunanca: tiyatro, orkestra, matematik, ansiklopedi,  -loji(logos), müzik, musiki, mızıka(mousike)   

         AnadoluRumcası: kilit, anahtar, temel, demet, kerevet, salyangoz, loğusa, fesleğen, pırasa, marul, palamut

 

                                           TÜRKÇEDEN BAŞKA DİLLERE ETKİLER

 

            Bulgarcaya:  bardak(bardyk), basma(basm’a), duman, bayır, bahça(bağçe, bağçe, farsça), malak, atmaca, sap, kazma, tasma, zengiya(üzengi)

             Macarcaya:  pite(pide)/ pastırma(pastormany)/ yoğurt(joğurt) /karamanı(karman)/pamuk(pamut) /yemeni, yatak(jemeni) / kaftan(kaft’an) /   dep(zseb) / hindi

            Fransızcaya: behlerbeghi,bassa(paşa), beiram, bairam(bayram), odalık(odalisgue)

            Almancaya: anitschar, pascha

             Söz varlığımızın yabancılaşması ulusumuzun yabancılaşmasına, insanların birbiriyle kolayca anlaşamamalarına yol açacaktır. Bu da toplumsal barışımızı engelleyen baş öğedir. Tüm bunlara karşın Türkçe değişik diyeleklerde de olsa bugün dünyada 250 milyon insan tarafından kullanılmaktadır. Türkçe kök+ek, sözcüklerin değişik görev üstlenmeleri, tür değişikliği özellikleriyle türetme olanakları olan bir dil olduğunu kanıtlamakta, tüm bu saldırılara karşın kendini korumaktadır. “Düşüncenin gelişmesi, yeni düşüncelerin doğmasıyla kültür alanında da yükselmeler olmakta, ortaya çıkan yeni kavramlara bulunan karşılıklar dilin söz varlığını geliştirip değiştirmektedir.”                                                                                                                                                         (Dr.K.İmer)

           Dilin değişebilirlik, değişmezlik özellikleri  dil yaratımlarında uyulması gereken temel kurallardır. (Türkçenin  Sözdizimi) Dilde türetme, tarama çalışmalarıyla bu gerçekleştirilir. Örnek olarak TDK derleme, tarama sözlükleri, Türkçe kök ve eklerden türetme çalışmaları gösterilebilir. 

          Dil türetme çalışmalarında karşı olanlar “konuksal avrat, ulusal düttürü” gibi sözcükler varmış gibi dilde özleşme çalışmalarına karşı durmuşlardır. Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları adlı kitabında karşı oluşunu geçersiz görüşlerle ileri sürer.

          “Bugün dilimiz önemli kazanımlar edinmiştir. Örneğin, vakur-ağırbaşlı, ikram-ağırlama, küfürbaz-ağzı bozuk, cazibe-albeni, komisyoncu-aracı, merhale-aşama, viyadük-aşıt, cesur-atılgan, hamle-atılım, gafil-aymaz, ibraetmek-aklama, aidat-ödenti, manevi-içsel, maneviyat-yürek gücü, moral-içgücü, mana-anlam”     (Mahir Ünlü,Çağdaş Türk Dili Aralık 2006)    

            “Her dil sürekli yeni sözcükler türetmek zorundadır. Bu yola gitmezse başka dillerden alacaktır.” (Doğan Aksan,Türkçecin Gücü)  Türkçe buluşlar: fırstlady-uluhatun, bulvar-anayol, streç elbise-sıkma giysi vb.

                                            DİLDE AYKIRILAŞMA (BENZEŞMEZLİK)

           Aşçı-ahçı / devşürmek-devşirmek / kırpma-kırkma / tepme-tekme / attar-aktar / kehribar-kehlibar / kunnap-kırnap / mahkap-matkap / muşamma-muşamba / servi-selvi / tannur-tandır

         Türkçe-yabancı kökenli sözcükler: “İlgi-alaka / yozlaşmış-dejenere / erdem-fazilet / işlev-fonksiyon / olay-hadise /  bunalım-kriz / işyeri-dükkan / izlence-program / izlek-plan / ölüm-vefat / us-akıl / eşit, denk, eş, eşdeğer, yaşıt / müsavi, muadil, emsal ” dilimiz ikilemler içermektedir               

            Türkçe kök-ek, sözcüğün değişik görevler üstlenmesi,tür değişikliği özellikleriyle anlatım olanakları yaratabilecek bir dildir. Kök-yapım eki-çekim eki ; baş - la - t – acak  ; “ doğru adam, doğru konuş, doğru çiz”;  cankurtaran (can-kurtar-)

            Türkçe, ÖZDEMİR İNCE’nin 17 Aralık 2006’da Hürriyet gazetesindeki köşesinde dediği gibi 250 milyon insanın konuştuğu bir dil Türkçe diyeleklerde ortak sözcükler kurallı başkalaşımlarla yer alır. Örneğin, aç,aç- ; ay, baş, bil-, bol-(ol-), ıgaç(agaç, tahta), iş, kör (gör), küz(güz), ot, öl, kap, kış, su(b/v), süt, dag(tag), tur (dur), yıl, yıldız  vb.

           “Dil, bilginlerin işidir.” diyor dilbilimci F. De Saussure. Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lügati’t Türk adlı yapıtında,”Erdemin başı tıl” gerçeği dil ile uğraşanları dili gerektiği ölçüde ve yetkiyle kullanmalarını öğütlüyor. 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bilgilendirici yazılarınızı dikatle ilgiyle izliyorum...''Dil-düşünme-mantık-felsefe kaçınılmaz olarak bağlıdır birbirine...Kültürel etkileşim kaçınılmaz olduğu için ortak/benzer sözcüklerin kullanılması da kaçınılmazdır...Ve her şey değişirken dil'in değişmemesi zaten mümkün değildir'' diye kısaca,yazınızın bendeki çağrışımını,belirteyim...saygıyla...teşekkürle...eyvallah...

nedim üstün 
 17.06.2012 10:43
Cevap :
Sayın Üstün, Elbette dilimiz kuaştılmışlıklar içerisnde hep güzele, kendisine doğru değişecektir.Bu da siz duyarlı değerlerin çabasıyla olacaktır.Saygıyla..  17.06.2012 21:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 703
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster