Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Kasım '16

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
72
 

Türkçenin yatay, dikey işlevi

Türkçede yapım eklerinin ad ya da eylem türetmesi Türkçenin yatay işlevi olarak adlandırılabilir. Türetilen adlar, kullanımlarda önad, belirteç olarak görev alabilirler.
 
Türkçe, dilbilimci Noam Chomsky’nin dediği gibi “dilde yaratıcılık” özelliğine sahip bir dildir. Sözlüksel gücü sınırlı olan Türkçe yaratımlarla yeni anlatımlara ulaşıyor. Bu da dilin dikey işlevidir. Böylece sınırlı sayıda sözcükle sınırsız anlatım elde edebiliyoruz.
 
Türkçenin yatay, dikey işlevini örnekleyebiliriz.
 
yaşam
**********
güneş muştuluyor günü
gün başlıyor
varsıl kucağında doğanın
duyar sabahı kurt kuş insan
yinelenmez dünde kalan
her gün yaşanan
 
İstenmeyen
****************
 
güneşle öpüştüler
korkuları yoktu
günün dayattığından
 
kısalıyordu ardında güz
 
siyah beyaz kedisi
yalanıyordu
avuç içlerini 
 
güç olan ayrılıktı.
 
Şiirlerde kimi sözcüklere bilinen anlamları ötesinde yeni yan anlamlar yüklenmesi dilin dikey gelişimine örnek olarak gösterilebilir. Sözcüğün yapım ekleriyle anlam kazanması, çekim ekleriyle işlevini çoğaltılması da dilin yatay gelişimidir.
 
Dilin bu özelliğini örneklerle "şiir, öykü" sürdürelim.
 
Usla Yürek
**************
 
..............
Karşı duvara vuran ses
Çoğalır dize dize
Usla tartılır yürek
Ardında zaman
Türküsü soluklar
 
(Doludizgin)
*
*
Canevi
********
............
Denizlerin çekildiği yerdeyim
 
(Doludizgin)
*
*
 
Çoğalan
************
...............
giz değil yaşanmışlar
insan yüzünde
 
(Doludizgin)
*
*
 
Yaşadığım Gün
********************
 
Açan gün
Yeşeren yaprak
Ömrümüzün çığlığı
Kapı diplerinde
Ağlayışları çocukların
İz bırakan derin 
çizgiler
Kadın yüzleri
Uzaklarda
alev saçan silahın 
sesi
Yüreğimize düşen
 
(Doludizgin)
*
*
 
Sergi
******
 
...............
Düşüyor
Deli çığlık
Aynasında zaman
 
(Doludizgin)
*
*
 
“ .........
Bireysel kurtuluşun dayattığı günlerdeydi. Tenini sakınmadan sergilerken yüreğinde de kaygıları taşıyordu.”
 
(Annem Aşık, Düşkün Kıyıda)
*
*
 
“ Baba, gerisin geri döndüğünde pencere kenarına tutunan martıyı bıraktığı yerde bulamadı. Martının engin maviliğin ötesinde duran ‘Güneş Ülkesi’ne doğru uçtuğunu buğulanmış kalın camın arkasında düşledi.”
 
(Annem Aşık, Martının Dostluğu)
*
*
 
“ Dede, usunu yüreğine, yüreğini usuna aktarırken küllenmiş bir köz ateşle oynadığını biliyordu.
 
(Annem Aşık, Bayramlar Eskimede(n)
*
*
 
“ Konuk, yemez yediren, sevdiğine varını gönülden sunan bir halkın çocuğu olmakla nasıl da övündü!”
 
(Annem Aşık, Düş Değil)
*
*
 
“ Bayan Aşkın’ın çoğalan sevinci, umutları, beklentileri dizelerde saklıydı. O yeni dostlukları yakalamıştı; artık yalnızlığa, yakınmalara ‘paydos’ dedi.”
 
(Annem Aşık, Bayrağımızın Rengi)
*
*
“Acıların uzağında duran karımın bal rengi gözlerine baktım. Yüreğimde duyduğum acıya karşın yaşama sevincim durmadan çoğaldı.”
 
(Annem Aşık, Kanayan)
*
*

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 710
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster