Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ocak '09

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
889
 

Türkçeye yanlış yapan babam olsa tanımam!

Türkçeye yanlış yapan babam olsa tanımam!
 

Gelin, damadı tanımazken.


Adresim aynı, sokağım aynı seninle.

Kuralsız Türkçenden, biraz da ben suçluyum o nedenle.

MB de 4 grup yazar var.

1) “Şiirde, serbest vezin, yazıda serbest yazın yazarım, Türkçenin Kurallarıyla kendimi fazla üzemem, fazla eleştiriye, hiç gelemem.” diyenler.

2) Bunları yazıyla ya da yorumla eleştirip duranlar.

3) Bunları eleştirip duranları, eleştirip duranlar.

4) Suya, sabuna dokunmayanlar.

Bu 4 gruptan birine dahil olmayanımız, yoktur.

Örneğin ben: 2. gruptanım.

Şimdi, “Bu grupların arasındaki prosedür; nasıl işler?” ona bir bakalım.

İlk gruptaki arkadaşlar kendi hallerinde, e-günlük tadında yazıp dururlarken;

biz 2 gruptakiler bu fazlaca “geniş” stile sinirlenip, yazının içeriğine bakmadan, yalnızca şekil hakkında, yerli, yersiz “Türkçe elden gidiyor.” tarzı yorumlar yaparız ki; bir yazarı en çok kızdıran şey de; budur. İçeriğin değil, şeklin yorumlanması. Tabii arada bir de yazı döşeniriz Türkçenin doğru kullanılmasının, öneminden dem vuran.

En ilginci ise, 3. gruptaki arkadaşların davranış biçimidir.

Belirli aralıklarla içlerinden birisi çıkar ve

“Bazı arkadaşların blogda jandarmalığa soyunma çabaları son günlerde iyice artarak, dayanılmaz bir boyut aldı, hatta sıktı. MB’nin kuralları var, Editoryası var. Bırakın insanlar, istedikleri gibi yazsınlar ya!”derler.

Jandarma yerine, zabıta, müfettiş gibi nitelendirmelerin de yapıldığı görülmüşse de, burada asıl ilginç olan, bu çıkışı her seferinde bir başkasının yapmasıdır.

Yazmadan önce zahmet edip araştırmadıkları için; bu durumu ilk kendilerinin fark ettiklerini sanırlar.

Yahu, sayın yazarım!

Bu durum seninle ve son günlerle sınırlı değil ki.

MB kurulduğundan beri var, bizim gibiler ve de bizlerden hoşlanmayan, sizin gibiler.

E hisleriniz karşılıksız da değil, hani.

Şimdi bakınız, 3. gruptaki sayın yazar arkadaşlarım.

Hani 1. gruptaki arkadaşlar, Türkçenin Kuralları hak getire, özgürce yazıyorlar da, siz de “yazarlarsa yazsınlar sana ne?” diyorsunuz ya.

Asıl sana ne?

Ve de; nasıl sana ne?

Burası kendi web sitemiz değil, ortak kullandığımız bir alan.

Biz meşhur olmuş, marka olmuş yazarlar da değiliz ki, herkesin yazdığı kendine olsun.

Yazılanların toplamı belirliyor MB’ nin kalitesini ve doğru da, yanlış da MB üzerinden hepimize yazılıyor.

Yani başta da söylediğim gibi; adresimiz de(Milliyet), sokağımız da(Milliyet Blog) aynı.

1. gruptaki arkadaşlara gelince.

Hadi beni düşünmüyorsunuz, kendinizi de mi düşünmüyorsunuz?

Anlatmak istediğinizi anlatamıyorsunuz ki, Türkçenin Kurallarına uymayınca.

O kuralların var oluş sebebi, kendimizi daha iyi anlatmamız değil mi?

Diyelim kendinizi de düşünmüyorsunuz.

Bari çocuklarımızı düşünün.

Ülkemizin çocuklarını, herhangi bir yolla, yazılarımızı okuyan çocukları.

Türkçeyi öyle bir şey sanacaklar.

Geçende bir arkadaş feryat ediyordu blogunda.

Yeni gelenlerden biri, acayip bir dille yazıyor diye.

Gittim baktım; gerçekten acayip.

Gelirken “y” harfini getirmeyi unutmuş olacak ki; “ediosun, bölece gidiosun” şeklinde yazıyor.

Ne yapsaydım yani?

“Bana ne” mi deseydim? ya da,

“Zaten, fazlaydı 29 harf, ne iyi etmişsin de, y’ yi atmışsın, eline sağlık.” mı deseydim?

Ben başka bir yol tercih ettim:

“Siz yanlış anlamışsınız sanırım, biz burada Türkçe kullanıyoruz.” dedim.

Dükkanı kapatıp, gitti arkadaş.

O gitti de, onun gibilerden daha bir sürü var.

Gitmiyorlar.

Hani “Editorya var” dı.

Hani “Bana mı düştü?” ydü

Hamdolsun Editoryaya, var olmasına var da; bu Türkçemsiler, yine var.

Demek ki; yetişemiyor adamlar.

Öte yandan, bu arkadaşların cesaretlerine de, hayranım doğrusu.

İnsanda okumadan, bu kadar yazma isteği olsun, inanılır gibi değil.

Öyle ya; “öyle” yi, “öğle” ya da “öle” diye yazan insan, gördüğünü değil,

duyduğunu yazıyor demektir.

Aslında daha kelime yazımında anlaşamadığımız arkadaşa,

İmla Kurallarından bahsetmenin de pek anlamı yok ya.

Nerede kaldı, yetkin ve özgün anlatım biçimi?

Ama şunu da, söylemek lazım.

Hele bir dol be güzel kardeşim, dol ki; boşalacak bir şeylerin olsun.

Ha, “Türkçenin iyisini, yazmaya da, okumaya da niyetim yok.”

“Beni hayat dolduruyor, bir an önce yazmam gerek “ diyorsan;

olumsuz eleştiriye de katlanacaksın çaresiz.

Evet, hiçbirimiz, yüzde yüz hakim değiliz dilimize.

Ama bu durum; kimsenin birbirini ellememesini gerektirmez.

Eleştireceğiz, eleştirileceğiz, düzeleceğiz.

Sonra kimler Türkçe hakkında eleştiri almış ve saygıyla karşılamamış da,

sen de karşılamayacaksın?

MB’ de yazıp da, kitabı çıkan 4 kişi var benim bildiğim.

“Solohan”, “Homeros”, “Akdenizli” ve “Sema ÇÜRÜK”.

Sema Hanım’ı eleştirmiştim bir yazısındaki kural hatası yüzünden, teşekkür etti.

Sayın “Homeros” un kitabıyla ilgili yazısına, bir sürü kusur buldum, teşekkür etti.

Daha geçenlerde Akdenizliye; “sinirlenince, yazının teknik kalitesi düşmüş” dedim,

“saygıyla karşılarım” dedi.

Adamlar yazar, yazar.

Kitapları çıkmış ve saygıyla karşılıyorlar.

Senin kitabın çıktı mı, yok.

E-günlük çıkarıyorsun ve saygıyla karşılamıyorsun.

Kapa gitsin öyleyse yazılarını yoruma.

Ama olumlu eleştirilerde gelmez o zaman değil mi?

Yorum seç o halde.

Beğenmediklerini sil ki zaten genellikle öyle yapıyorsun.

E niye o zaman bu tantana?

Çok mu zor, silmenin “X” işaretini tıklamak.

Sevgili 3. grup arkadaşlarım.

Hala ikna olmadıysanız, yapacak bir şey yok.

Kızacak bir şey de yok.

Sonuçta, hepimiz eleştiri hakkımızı kullanıyoruz.

Benimkisi eleştiri de, sizin ki gazoz ağacımı?

O nedenle ben eleştirmeye devam edeceğim “Türkçeye yanlış yapanlar”ı.

Siz de onları eleştirenleri eleştirmeye, devam ediniz.

Son olarak; “Herkes mutlaka bu gruplardan birine dahildir.” derken,

aynı anda, 1 den fazla gruba dahil olamaz diye bir şey, söylemedim.

Anlayan, anlamıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlk cümlesi bile düşük! Ayrıca siz Sayın Çelik'e yanıt falan vermemişsiniz. Sadece mugalata, mugalata, mugalata. Başka bir şey değil. Ayrıca iki senede 20 yazı yazmışsınız. Çok, ama çok az! Neyse, bundan sonra daha dikkatli olursunuz umarım:) Selamlar!

Ümit Culduz  
 24.01.2009 19:14
Cevap :
Mugalatanın, alası sizde. Ortaya bir şey sallamaca, cevabı gelince hiç oralı olmayıp, yeni bir şey sallamaca. Tabii alınan eleştirilerle de, hiç muhatap olmamaca. Pardon bu mugalata değildi galiba. Neyse yazdığım gibi olsun o zaman ismi. Biraz uzun oldu ama, idare edin artık. Sonuna da bir ünlem işareti koydunuzmuydu, tamamdır. Yalnız şeye bir isim bulamadım: Bir temennide bulunup da, sonuna gülmece işareti koymaya. Bunu hep yapıyorsunuz da komik olan nedir, onu anlamadım. Koyduğunuz yere bakılırsa, kendinize gülüyorsunuz da öyleyse; bundan bana ne? O zaman bu davranışa da şöyle bir isim koymak gerek sanırım: Yaşına, başına bakmadan, msn gençliği uydurmacalarına özenmece ama onu da becerememece. NOT: Emirleriniz üzerine, bundan sonra daha çok yazmak isterdim ancak parayı başka yerden kazandığım için buraya daha fazla zaman ayırmam mümkün görünmüyor. Emekli olunca belki.  26.01.2009 9:06
 

gün gelir hesap döner. Sizin bu saldırgan ve dediğim dedik tavrınız karşısında bir daha yorum yapmamam gerekirdi ama bir buçuk yıldır ilk kez ''Ayıp''edip ''belden aşağı vurmak''la suçlanıyorum. Ağrıma gitti ne yalan söyleyeyim. Taraflı bir bakış açısıyla ya da başkasının ağzından konuşuyor gibisiniz. Söz konusu kişi vaktiyle, kendisine yardımcı olan pek çok kişi ile şu an ters düşmüş durumdadır. Gün gelir hesap döner deyişimin nedeni budur. Ayıp eden ben değilim...

narçiçeği 
 23.01.2009 16:37
Cevap :
Buraya arkadaşlık kurmaya gelmediğim için; keserle, sapla hiç işim olmaz. Ağırınıza gidiyorsa; belden aşağıya vurmayıverin o zaman. Vurmadan duramıyor musunuz? Bakın yine aynı şeyi yapmışsınız. "Başkasının ağzından konuşuyor gibisiniz." Ne demek bu ya? Böyle ıspat edemeyeceğiniz, benim de aksini ıspat edemeyeceğim iddialar yakışık alıyor mu? Yazıma yönelik her türlü eleştiriniz; başım üstüne. Ama kişiliğe yönelik isnatlar, kuruntular; olmuyor Çiçek Hanım, olmuyor.  26.01.2009 9:16
 

"Yazım kurallarının ihlali"! Defalarca yazdığım bir konu! Ama kimse de bana "Ele veriyorsun talkımı, kendin yutuyorsun salkımı!" demedi. Pek çok kişi "Biçime bakma içeriğe bak" diye kendini savunuyor! Siz de öyle! "Biçime bakma işaret ettiğim noktaya bak" diyorsunuz. Bu biraz çelişkili değil mi? Tekrar söyleyeyim; yazınız sınıf geçmez! Madem bu konuda yazdınız, kusursuz olmanız gerekirdi. Bu işin mazereti yok! Sevgili Celal yeterince örnek vermiş. "De-da" konusunda da çok yanlışlarınız var. Selamlar:)

Ümit Culduz  
 22.01.2009 20:46
Cevap :
Sevgili Celal'in verdiği yeterince örnek verildiği gibi tek, tek cevaplandılar. Ancak sizin mahkeme, iddianamenin okunmasını müteakip bitiyor anlaşılan. Kararlar da yine yuvarlak, yine gerekçesiz. Sınıf geçmezmiş. Tıklara gelince hesap adamı oluyoruz da, eleştirmeye gelince; tık yok. Neyse, benim de mesleğim hesap. Saydım 33 tane "dahi" anlamında "d" kullanmışım yazıda. Yalnızca 1 tanesi bitişik yazılmış. 1/33; sehven sınıfına girecek kadar düşük bir hata oranı değil mi yoksa? Hiç sanmıyorum ama burada başka bir şey var. Yaklaşık 100 cümlelik bir metinde, doğru da kullanılsalar, 33 kere "dahi" demek fazla. “de” ve “ki” gibi bağlaçlar tempoyu arttırırlar ama abartmamak gerek. Fark etmeme vesile olduğunuz için sağ olun. Borçlu kalmayı sevmem. Benden de size bir "vesile" gelsin.12 cümlelik yorumunuzda; çoğu yanlış kullanılmış tam 7 adet ünlem işareti var. Doğru olsalar da fark etmezdi. Çünkü vurguya yönelik bu işaret, bu kadar sık kullanıldığında etkisini yitirir. Selamlar(gülmesiz).  23.01.2009 15:35
 

Bir buçuk yorumu dört bölümde ancak cevaplayabilmişsiniz. O kadar yorulmanıza gerek yoktu bence. Yorumlar arasında kendiminkini göremeyince sormak istemiştim. Değindiğim yanlışlar ortada; benden başka birçok kişi de fark etmiş zaten. Aslında dilbilgisi/imla konulu yazıları ne okurum ne de yorum yazarım. Böyle iddialı bir başlık taşıyan yazınızda bunca hatayı görünce herhalde kasıtlı yapmışsınızdır diye düşündüm. Yorumu da o nedenle yazdım; madem bir şey tartışıyoruz katkım olsun diye... Dilbilgisi konusunda sizin kadar iddialı değilim; doğru bildiğimi uygulamaya çalışırım, o kadar... Kimsenin yazısında hata aramam. Yazınızda niçin major/minör hata arayayım; başka işim mi yok? Bu yazıdaki hatalarınızı aramaya zaten gerek yok ki, her şey ortada... İlk bakışta gördüklerimden bazılarını sıraladım sadece. Böyle bir iddia taşıyan yazı biraz daha özenli olmalıydı. Bütün söylemek istediğim bu... Dilin doğru kullanılması konusunda size katılıyorum. Bir görüş belirtmek önyargı değildir.

Murakami 
 22.01.2009 15:45
Cevap :
E öyle. Benim kapasitem o kadar. Uzun cevaplayabiliyorum. Uzun olduğu için okumadınız galiba. Yorumunuzun verdiğim cevaplarla pek alakası yok da. Sanki eleştirileri tek, tek cevaplamamışım gibi konuşuyorsunuz. Neyse madem öyle uzatmayalım. İdialı olma konusuna gelince: Ben elbette iddialıyım. Burada yazmaya kalktıysam, iddialı olmak zorundayım ve hiç iddia taşımayanları da, hiç anlayamıyorum. Dilin doğru kullanılmasının gereğine inanmanıza sevindim. Ancak gereğini yerine getirin o zaman. Gereğinin ne olduğu konusuna hiç girmeyeyim, uzatıp da, alaylarınıza mazhar olmanın alemi yok.  23.01.2009 9:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 130
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 2082
Kayıt tarihi
: 03.11.06
 
 

İzmirliyim ama, İstanbulda yaşıyorum. Elektronik Mühendisiyim ama, ilaveten yazıyorum. Evliyim ama..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster