Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '15

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
66
 

Türkiye - Ermenistan ilişkileri ve soykırım mitomaniası (2. Bölüm)

Türkiye - Ermenistan ilişkileri ve soykırım mitomaniası (2. Bölüm)
 

“…ve artık ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, ve savaşı öğrenmeyecekler…” (Birleşmiş Milletler binasının duvarındaki yazı)


12 Mart 2015 tarihinde Avrupa Parlamentosu,  “Dünyada İnsan Hakları ve Demokrasi” başlıklı yıllık raporunda bütün Avrupa ülkelerine “Ermeni Soykırımını” kabul etmeleri için çağrıda bulundu. Ancak, Avrupa Parlamentosu kararında Birinci Dünya Savaşı yıllarından Ermenileri saldırıları sonucunda öldürülen yüzbinlerce Türk’ten tek kelimeyle bile söz edilmiyor!

Bu ikiyüzlülüğe ve çifte standarta  doğru dürüst tek somut tepki eski Büyükelçi Onur Öymen’den geldi. Öymen’in resmi web sitesindeki 15 Mart 2015 tarihli tepkisi özetle şöyle:

Avrupa Parlamentosunun bu çağrısı  Türkiye ve Türk milletinin geçmişine ağır bir hakaret anlamı taşımaktadır.

Özellikle Doğu Perinçek’in bir İsviçre mahkemesinin soykırım iddiasını onaylaması üzerine açtığı davada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Perinçek’i haklı bulan ve soykırım iddiasını kabul etmeyen kararından sonra Avrupa Parlamentosunun aldığı bu karar hukuka da açık bir saygısızlık anlamı taşımaktadır.

Bu kadar haksız ve Türk milletini rencide edici bir karar karşısında ne yazık ki, TBMM’den, Hükümetten, siyasi liderlerden ve basından gerekli tepkiyi duyamadık. Oysa siyasetçilerin de basının da en önemli görevlerinden biri milletimizin haysiyetini korumak ve ülkemizin geçmişine sahip çıkmaktır.

Öte yandan, bazı Ermeni örgütleri de sözde soykırımın 100. Yıldönümünü 24 Nisan’da İstanbul’da anmak için bir kampanya başlatmışlar. Fransa’nın eski Dışişleri Bakanı Bernard Koucher ile Avrupa Parlamentosu milletvekili Daniel Cohn Bendit ve şarkıcı Charles Aznavour bu kampanyaya destek olanlar arasında. İşin daha da hazin olan tarafı bazı Türk öğretim üyeleriyle gazetecilerinin de bu kampanyaya destek vermeleri.

Acaba bu kampanyaya destek olanlar Birinci Dünya Savaşında Ermenilerin öldürdüğü Türkleri veya Hocali’de Ermenilerce insafsızca katleden Azeri kardeşlerimizi veya Ermeni terör örgütü ASALA’nın katlettiği diplomatlarımızı anmak için Erivan’da bir tören düzenlemeyi önermişler midir?

Gerek Avrupa Parlamento’sunun kararı gerek İstanbul’da yapılması öngörülen sözde soykırım toplantısı girişimi karşısında sessiz ve tepkisiz kalmak mümkün müdür? Sessiz kalanları içimize sindirebilir miyiz? Unutulmasın ki, haksız suçlamalara ve saldırılara karşı ülkesini ve milletini savunamayanların yeri tarihin karanlık sayfalarıdır.

Öte yandan, Türkiye’nin 2013 yılından beri Eurovision yarışmasına katılamamasını fırsat bilen Ermenistan’ın, 19 Mayıs 2015te yapılacak Eurovision şarkı yarışmasına 1915 Olaylarına göndermede bulunan "İnkar Etme" (Don't Deny) isimli parçayla katılmayı planlamasıdır. Böylece dünyaya ve Türkiye'ye "soykırımı inkar etme" çağrısı yapmanın coşkulu hazırlıkları içindedirler.[1]

ERMENİ SOYKIRIMI DEĞİL, ERMENİ MİTOMANİASI !

Ermenistan, soykırımı tanıyan ülkeler ve Avrupa Parlamentosu bu soykırım yalanına yeni gelin gibi öyle bir tutku ve saplantıyla sarılmışlardır ki durum artık  klinik bir tablo arz etmektedir.

Kuşkusuz her bireyde olağan koşullarda az veya çok, önemli veya önemsiz,  küçük veya büyük yalan söyleme eğilimi vardır. Siyasetçiler,  din adamları, doktorlar yalana çok sık başvururlar.  Ancak, sürekli yalan söyleme ve bundan çıkar sağlama saplantısı olan “mitomania” (mitomani) psikolojik bir bozukluk olup kişisel olduğu gibi toplumsal ölçekte de görülür.

Mitoman  kişi yalan söyleme dürtüsünü denetleyemez, o dürtünün önüne geçemez. Karşısındaki onun yalanıyla ilgilenmeyecek olsa bile o bu yalanı söylemekten, savunmaktan, hatta daha da abartarak, eklemeler yaparak yalanın büyük bir kuyruklu yalan haline dönüşmesinden kendisini alamaz. 

Ancak, Ermenistan’ın durumu çok daha vahimdir. Zira Ermenistan vakasında yalanın görüngesi çok geniş olup bunun bir silah, bir koz gibi kullanılıp bundan siyasal, finansal ve dinsel çıkar sağlama, yandaşlar bloku oluşturma, karşı tarafa zarar verme, ezme, sindirme, suçlama yapılması söz konusudur.

Yunan mitolojisinde Psödologos (Pseudologos) denen  yalan tanrıları vardı. Bunlardan Eris (çatışmalar), Ponos (ağır iş), Lethe (duyarsızlık), Algea (acılar), Limos (açlık), Hismine (dövüşler), Make (savaşlar) Fonoi (cinayetler), Androktasi (katliamlar), Nekea (kavgalar), Amfilogi (uzlaşmazlık), Disnomiya (kargaşa), Ate (yıkımlar), Horkos (sövgüler) tanrısıydı. Bu özelliklerini kullanarak insanlar arasına karşılıklı suçlamalara neden olacak nifak, anlaşmazlık, uzlaşmazlık tohumları ekerlerdi!

Anlaşılan Ermenistan ve Ermeni Kilisesi bu tanrıların etkisinde! Mitomaniye psikiyatride “pseudologia fantastica” (fantastik psödoloji) da denilmektedir. Ancak, ben sayın psikiyatrların  izni ile bu terimin “toplumsal mitomani” yi ve bunun yol açtığı sendromları belirlemek için kullanılmasını öneriyorum.   O halde, “Psödologos Sendromu” olarak tanımlayabileceğim bu ruhsal sapkınlıkta toplum, grup veya topluluk adeta tek parça bir blok halinde, bilinçli olarak sürekli yalan üretme-yalanı pazarlama ve yalanı kullanarak saldırma üçlemi  içindedir. Söylenen yalanlar doyurulmamış, tatmin edilmemiş hezeyanların, tutkuların ve öç alma duygusunun  dışa vurumu  gibidir.   

Amaç, düşman olarak belirlenen kişi, kişiler, gruplar ya da toplumları her ne pahasına olursa olsun karalama ve yalan bombardımanıyla suçlayarak ezmek, sindirmek ve pes ettirmektir.  Kendisini duruma göre mağdur veya en kahraman pozuna getirirken karşısındakini en suçlu, en aşağılık taraf konumuna getirmeyi hedefler.

Pazarlanan yalanlar kapsamında anlatılan öyküler, olaylar etkileyici, çarpıcı ve fantastik çerçevede sunulmakla birlikte gerçeğin saptırılmış, ya da, başkalaştırılmış bir yansıması olduğundan gerçeklikle dolaylı bir bağı vardır. Gerçek olma olasılığı  - çok düşük de olsa-  yalanı söyleyen için en güçlü silahtır. Bu nedenle, önyargıların da yardımıyla kendilerine hızla taraftar bulabilirler.

Tuğla gibi kalın tek bir blok olarak hareket eden Ermenistan ve Avrupa Parlamentosunun tavrı bu kapsama girmekte olup Birleşmiş Milletlerce atanacak özel psikiyatristler ve  tıbbi kuruluşlarca tedavi edilmelerine acil gereksinim var diye düşünüyorum. Dünya tükenir, yalan tükenmez !

KARŞI DEKLARASYON !

İmdi, gerek Ermenistan hükümetince yayınlanmış bulunan söz konusu deklarasyona, gerek Avrupa Parlamentosunun çağrısına yanıt olarak ben de kendi çapımda bir karşı deklarasyon yayınlayarak bu çakma Bremen Mızıkacılarını kınamayı gerekli ve uygun görüyor ve  dünya insanlığını destek vermeye çağırıyorum:

Bir yeryüzü yurttaşı olarak

·       Ermenistan yöneticilerinin 29 Ocak 2015te yayınladığı deklarasyonu şiddetle reddediyor, bu deklarasyonu yayınlamakla yapmış oldukları saygısızlık ve densizliği kesinlikle hoş görmüyorum;

·       Ermenistan’ın artık bu mitomania sendromundan kurtulmasını, bu soykırım saplantısını ve yalanını terk etmesini bekliyor; tamamen açığa çıkmış olan tarihte eşi benzeri görülmemiş bu büyük iftirayı ve yalanı gerçek olarak kabul edenleri, bunu düzmece belgelerle desteklemeye çalışanları,  bunun araştırılmasını, tartışılmasını, yadsınmasını yasalar çıkartarak engellemeye, koruma kalkanları altına almaya çalışanları, bu ortaçağ kafasını şiddetle kınıyorum;

·       Türkiye’nin olumlu ve sevecen politikalarına karşın Ermenistan’ın Türkler ve Türkiye’ye karşı nihilizme varan nefret, kin dolu, sert ve düşmanca eylem ve söylemlerini  büyük üzüntüyle karşılıyorum;

·       Ermenistan’ı Türkiye’den tazminat ve toprak talebi gibi  patolojik tutkular peşinden koşmaktan vazgeçmeye, entrika, isyan ve terörle dolu kendi gerçek tarihiyle yüzleşmeye çağırıyorum,

·       Neredeyse yüzyıl boyunca sürdürdükleri bu soykırım yalanı için Ermenistan yöneticilerini Türkiye Cumhuriyetinden, Ermeni terörüne kurban gidenlerin ailelerinden, Türk yurttaşlarından, Ermenistan halkından, Ermeni diasporası ve tüm dünyadan özür dilemeye davet ediyorum,

·       Ermenistan’ın Türkiye ve insanlığa karşıtı nefret suçu oluşturan  bu  karalama kampanyasının, etkinliklerin  ve düşmanca söylemlerinin cezalandırılması gerektiğine inanıyor, bu tutum sürdürdüğü sürece bu ülkeye Birleşmiş Milletler kararı ile ambargo dahil gerekli yaptırımların uygulanmasını bekliyorum,

·       Ermenistan yöneticilerinin gerginlik politikasına  rağmen yüzlerce yıldır birlikte yaşamış, komşu olan Ermeni ve Türk halkları arasında er geç bir tarihsel uzlaşmanın sağlanacağını umut etmek istiyorum.

EPİLOG

Soykırım savına nihilizme varan bir tavırla ölümüne sarılıp bu konuda sürekli psikolojik propaganda yapmak, küllenmiş  acıları yeniden siyaset arenasına taşımak  çok daha derin nefretlere ve düşmanlıklara yol açmasının yanı sıra halklar arasındaki kin, öfke ve karşılıklı suçlamaları tırmandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Hepsinden kötüsü iki tarafta da bir takım  şoven kuruluş ve derneklerin faaliyete geçerek iki toplum arasındaki düşmanlıkları yeniden körüklemesi olasıdır. Ve maalesef gidişat o yöndedir. Rüzgar eken fırtına biçer, fırtına eken de kasırga biçer.

Soykırım  yalanının açığa çıkması ve çıkarılması salt Türklerin ve Ermenilerin değil, tüm insanlığın sorunudur. Türk toplumu bu ağır ve asılsız karalamanın altında kendini ezik ve suçlu hissetmektedir. Soykırım yalanını pazarlayanlar bu suçluluk kompleksini ve bu algıyı Türk toplumuna şırıngalamayı, yerleştirmeyi başarmışlardır. 

Bir ülkeyi ve toplumu tepeden tırnağa soykırım yalanıyla suçlamak en azından soykırım kadar  ağır bir suçtur. Ve bu düzmece suçlamayı yapanlar, pazarlayanlar, bundan nemalananlar bunun hesabını adalet önünde vermelidirler.

Kim ne derse desin, benim insanlık vicdanına çağrım şudur: Bir sürü belge, bilgi, bilim insanının karşı çıktığı, ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı kapsamında bu Ermeni mitomaniasını, bu asılsız yalanı ve iftirayı kesinlikle, hiçbir zaman kabul etmiyoruz ve etmeyeceğiz.  Bu çağrı Türk halkının uyanması, üzerindeki ölü toprağını atması için yapılan adalet ve demokrasinin güçlendirilmesini amaçlayan, geleceğe dönük bir çağrıdır. Soykırım yalanına karşı direnmek nefret söylemine, ırkçılığa karşı savaşmak, barış, sevgi, eşitlik, özgürlük, kardeşlik  ve insanlık için savaşmak demektir.

Kuşkusuz, tüm bu olan bitenler ne Türklerin ne de Ermenilerinin  yaşamış olduğu kayıp ve acılara göz yummak anlamına gelmez.  Türk, Ermeni, Kürt, Arap, Müslüman, Hristiyan - milyonlarcası öldü, yaralandı, göç etmek zorunda kaldı, evlerini kaybetti, hayatları yıkıma uğradı. Geçmiş acıları anlamsız ve ölümcül bir yarışmaya sokmak yerine  tüm halkların kardeşliğini, barış ve sevecenliği geliştirmeye özen  göstermeliyiz diye düşünüyorum. Bu empati ve erki oluşturmak için -bir zamanlar faaliyette olan- Türk-Ermeni dostluk derneğinin yeniden kurulmasını öneriyorum!

Ama kime söylüyorum? Karşımda muhatap kim var? İşte bakıyorum: Karşıma sadece  –kimsenin okumadığı, aldırmadığı, belki de hiç bilmediği-  Birleşmiş Milletler binasının duvarında yazan tümce  çıkıyor: “…ve artık ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, ve savaşı öğrenmeyecekler…”. Bu söz taş duvara kazınabiliyor, yazılıyor, ama, tuğla gibi kalın, taştan daha sert olduğu anlaşılan,  beyinlere ve yüreklere bu söz işlemiyor!

Her fırsatta karşılıklı olarak, etnik ve  dinsel ayırımcılık ve nefret  söylemleriyle toplumlar arasına düşmanlık tohumları ekmekten, gözdağı vermekten, karşılıklı aşağılamalardan, üstü kapalı tehditlerden vazgeçmemiz, hepimizin bu kan davası ve misilleme zihniyetini terk ederek karşılıklı kayıpların acısını   istismar etmeyi bırakmamız, işbirliğinde uzlaşmamız, barış ve sevgide  gelişmemiz gerekir demeyi umut etmek  istiyorum. Ama, ne yazık ki, elim havada kalıyor,  sanki yeli kavramağa çalışıyorum, karşı tarafta en küçük bir umut ışığı görünmüyor. Ve o zaman ben de böyle bir sözü söylemekten vazgeçiyorum ahbarik!



[1] 17.3. 2015 - Ermeni Haber Ajansı’nın haberinde, Ermenistan Kamu Yayın Kuruluşu AMPTV, Eurovision komitesine “Don’t Deny” (İnkar Etme) şarkısının başlığını değiştireceğini bildirdi. Ermenistan şarkısının adı bundan böyle ‘Face The Shadow’ (Gölgeyle Yüzleş) olacak. Bu değişiklikte Türkiye’nin itirazı önemli bir rol oynamış olsa gerek. Eurovision yarışması  -Nobel ödülü gibi- ne yazık ki artık tamamen amacından saptı ve siyasal propaganda arenasına döndü. Fransa'nın “N'oubliez Pas” (Unutmayın) şarkısı da dolaylı olarak 1915 olaylarını konu alıyor !  ”Kan ve kanın kurumasından” söz eden şarkının bir bölümde sözler şöyle: “Benim köyüm haritalardan ve anılardan silinmiş de olsa, ben oradaydım ama. Unutmayın. Onlar silahlarının arkasına saklanarak geldiklerinde, binlerce kişiydiler, bizim gözyaşlarımızla alay ediyorlardı. Unutmayın. Onlar hiç bilmediğimiz nefret sözleriyle bizim inançlarımızı silahla yok etmek istiyorlardı. Ve yemin ediyorum ki kan kuruyunca, kan kuruduğu zaman köyümü yeniden inşa edeceğim!” Bravo Fransa!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Elinize sağlık, çok büyük emek harcayarak bu 3 bölülümlük yazı dizisini hazırlamışsınız. Konuya sizin kadar vakıf değilim ama sizin yeterince objektif bir şekilde yazınızı hazırladığınıza inancım tamdır. Benim ilave etmek istediğim konu Türk aydınlarının(!) seneler önce başlattıkları "özür diliyorum kampanyası". Ben o zamanlar "özür dilemenin de bir adabı vardır" başlıklı bir blog yazmış ve sözde aydınların yalakaca tutumunu eleştirmiştim. Umarım tarih tarihte kalır ve kimsenin tarihten nemalanmak istemeyeceği gerçek bir aydınlığa erişiriz. Sizi tekrar kutluyorum. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 24.03.2015 12:22
Cevap :
Teşekkürler Mustafa Bey. 2 Şubat 2007 tarihli Ermenistan Milli Strateji belgesinde Ermenistan ve diaspora lobileri Türkiye’ye yönelik aşağıda belirtilen stratejiyi uygulama kararı almışlardı: 1- Anadolu şehirlerindeki Ermeni varlığı kültürel ve antropolojik olarak yeniden oluşturulacak. 2- Ermeni genç kuşaklarının eskiden ecdatlarının oturdukları topraklarla ilgili özlem duyguları canlandırılacak ve gayrimenkul almaları özendirilecek. 3- Aile tarihi araştırmaları ile Türk kimliğine yönelik bir saldırı stratejisi oluşturulacak. Son zamanlarda Türkiye’de bazı masa başı aydın ve yazarların ‘tarihle yüzleşme’ adına yürüttükleri soykırım tartışmaları ve propagandaları dikkate alınacak olunursa, bu strateji Türkiye’de başarılı olmuştur. Hiç kuşkusuz hedef Türk kamuoyunu soykırımı kabul etmeye ısındırmaktır. (Kaynak: Prof. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin, YBU-SBF Öğretim Üyesi ve Ortadoğu ve Kafkasya Uzmanı, Stratejik Düşünce Enstitüsü)   24.03.2015 15:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1639
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1968 yılından bu yana dinler tarihi, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, dinbilim, teozofi, metafiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster