Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '08

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
549
 

Türkiye' de kriz daha derin ve kronikdir.

Türkiye' de kriz daha derin ve kronikdir.
 

Özgür ve geniş görüş


Bu günlerde basınımızda ABD finans sistemindeki likiditesini şu an için yitirmiş (donmuş) alacakları ABD Hazinesi’nin devralması, hayretle karşılanan bir anormallik olarak gündemin ilk sıralarında. Devir alma sonucunda oluşabilecek zararların ABD’nin vergi mükelleflerine yansıyabileceği hayretle vurgulanmakta, ABD tarihinde bir ya da iki defa geçici olarak olabilmiş böyle bir durum yadırganmaktadır.

Benim yadırgadığim husus ise, benzeri faturaların halkımıza yıllardır ve halen artarak ödetiliyor olmasının yeterince dile getirilmiyor ve yankı yapmıyor olmasıdır. ABD deki, tarihinde bir defalık, aksi halde sistemi çökertecek boyutta bir likidite krizinin atlatılması için sınırlı ve geçici, istisna bir uygulamadır. Ayrıca, zarar aktarması olursa bile, alanda verende ABD nin kendi içindedir, Bizdeki ise sürekli hale gelmiştir. Üstelik halkımızdan alınıp yabancılara verilmektedir.

Ekonomik başarılarla övünülen, mali sistemimizin dünyadaki en sağlam bir yapıda olduğu, krizin bizden uzak olduğunun söylendiği zamanlarda bile halkımıza daha kötü faturalar, geçici ve bir defalık değil sürekli bir yapıda ödetilmektedir. Üstelik de geriye dönüşü, ekonomik rasyoneli, toplum yararı olmayan bu faturalamalara örnekler verelim.

— İşçilerimizin sigortasızlaştırılması halkımıza çıkarılan en büyük faturalardan biridir. Yabancıya ödenen yüksek faizin sonucu düşük kur ile oluşan ucuz ithalatla rekabet edebilmek için işverenlerimiz, maliyetlerini düşürebilmek maksadıyla, işçilerinin önemli bir kısmını sigortasız, kayıt dışı çalıştırma, ya da daha düşük ücret seviyesinden çalıştırma yoluna daha çok başvurmaktadırlar. Rekabet zorluğunda olmayan bazı işverenler ise diğerleri bu yolu kullandığı için onlardan geri kalmıyorlar. Böylece işcilerimizin önemli bir kısmı sosyal güvenceden mahrum kalmakta veya hakları gecikmektedir. Ücret gelirleri olması gerekenden düşük oluşmaktadır. Kayıt dışılık ve daha düşük ücret mecburiyeti nedeniyle toplumun ayrıca vergi geliri kaybı da olmaktadır.

— Önemli bir faturada SSK emeklilerinin emekli aylıklarını komik düzeyde tutmaya mecbur kalınmasıdır. İşçiler sigortasız ya da olması gerekenden daha düşük bir ücretle çalıştırıldığı, bazen de olduğundan daha düşük ücret gösteriliği için Sosyal Sigorta sistemi müflis hale gelmekte, bunu da halkımız komik emekli maaşı almak zorunda kalarak ödemektedir. Başka bir deyişle yabancıya ödenen aşırı yüksek faizlerin, hem döviz kurunu düşürmesi, hem faiz maliyetini yükseltmesi sonucu üreticilerimizin yabancılarla rekabet edemez hale getirilmesi, işverenleri şu veya bu şekilde sigorta primi ödemelerini azaltmaya zorlamıştır. Prim geliri yetersiz olan sosyal güvenlik sistemi de SSK emeklilerinin emekli aylıklarını komik düzeyde tutmaya mecbur kalmaktadır.

—Aynı şekilde ihracatcımız da yüksek faiz - düşük kur karşısında dış piyasalarda rekabet edebilmek için yukarıda belirtilen yollara daha da çok ve yaygın bir şekilde başvurmak zorunda kalmakta, maliyet yükünü ve faturayı çalışanlarına, SSK emeklilerine aktarmak mecburiyetinde kalmaktadır. İlaveten bu şartlarda Türkiyeden ihracat zorlaştıkca, Türkiyedeki faaliyetlerini, üretimini başka ülkelere kaydırmakta, ara malları yabancı ülkelerden temin etmekte, faturası işsiz kalan insanlarımıza çıkarılmaktadır.

Sonuç olarak; mevcut döviz kurlarıyla ithalatın yüzde 40 gerisinde sürdürülebilen ihracatın bile ancak işçilerimizin sigortasız çalışmaları, SSK emeklilerinin sürünmesi pahasına yapılabildiğini belirtmeliyiz. İthalatın ve cari açığın ürkütücü boyutlara ulaştığını biliyoruz ancak yerli üreticilerimizin işçilerimizi sigortasız ya da daha düşük sigorta primleriyle çalıştırarak yükü çalışanlara ve SSK emeklilerine yansıtmamış olsa, yükü bu işçiler ve komik maaşlı işçi emeklileri yüklenmese, mevcut üreticilerimizin de daha çoğu ucuz ithalatla rekabet edemeyecek, ihracatımız ithalatımızın dahada gerisinde kalacak ve cari açık, işsizlik daha da büyüyecekti.

— Hazinenin ödediği bu yüksek faizler halkımızın vergileri ile karşılanıyor. Merkez Bankasının ödediği yüksek faizler de sonunda halka yansıyor, ülkemizden çıkıyor. Halkımızdan yabancı fon sahiplerine sürekli refah transferi yapılmaktadır. Popülist maksatla bugünkü tüketim düzeyini sürdürebilmek, ithalata harcayabilmek için yabancıların sıcak parasına verdiğimiz dünyanın en yüksek faizi halkımızın vergileri ile ödeniyor.

— Yabancılara yapılan transferler sadece yabancılara ödenen aşırı yüksek faizlerle sınırlı değildir. Devasa boyutlara ulaşmış cari açıkda kendi gelecek neslimize ödetmek üzere ürettiğimizden çok tüketmek için yabancılardan borçlanıp tekrar yabancıların mallarına yapılan harcamadır. Gelecek nesillere çıkarılan faturadır, onları sömürmektir.

— Özelleştirmelerin nasıl “kendi neslimizi sömürmek” mekanizmasına dönüştüğünü daha önce bu başlık altında yazmıştım. Oradan okunabileceği için burada tekrarlamıyorum.

Dünyadaki emsalleri kriz içinde batarken, bankacılık sistemimiz, mali sistemimiz karlılık rekorları kırıyor. Nasıl oluyor? Mali sistemimiz diyoruz ancak biliyorsunuz mali sistemin yarısı yabancılara satılmış durumda. Başka ne diyelim, mali sistemimiz işte. Borsamızdan daha iyi, borsanın yüzde 70’i yabancılara satılmış. Mali sistemimizi, bankalarımızı büyük ölçüde Hazine’den sağladıkları dünyada emsali bulunmayan yükseklikteki faiz gelirleri sayesinde, yani halkımızın ödediği vergilerle koruyabiliyoruz. Bu nedenle krize dayanabiliyorlar. Bu Türkiye’de bir defalık bir durum değil sürekli bir durum. Üstelik işcilerimizin, işci emeklilerimizin yukarıda saydığım fedakarlıkları, yaşadığı krizler, halkımızın ödediği vergiler sayesinde mali sistemi krizden uzak tutarken yabancıların elde ettiği faiz gelirleri, borsa gelirleri vergilenmiyor, vatandaşlarımızın elde ettiği aynı gelirler vergileniyor.

ABD de yüz yılda bir ya da iki kez olmuş, müdahale edilmezse sadece mali sistemi değil tüm ekonomiyi tıkayacak bir krize yapılan geçici ve bir defalık müdahalenin sıradışılığını günlerdir gündemin en önemli konusu olarak yazıyor, konuşuyoruz. Konuşmayalım demiyorum ancak bunlarıda konuşalım. Bizde kriz denilince sadece mali sistemdeki kriz anlamına geliyor. Onuda sessiz çoğunluğa fatura edince herşey güllük gülistanlık.

Bizde mali sistemin krizde olmaması ancak halkımzın geniş ve sessiz bir kesiminin krizi sürekli olarak yüklenmiş olmasındandır. Yabancılarla rekabet edemez hale getirilmiş işveren tarafından düşük ücretle çalıştırılır, buna şükür der. Sigortasız çalıştırılır şükür der. Aynı sebeble işini yitirir kadermiş der. Kapısına bir torba yiyecek yardımı yapılır kendisini birşeylere borçlu hisseder.

Biz, Almanya’daki hasret ve sevgi dolu, yardımsever vatandaşlarımızdan toplar, Türkiye’deki mağdur vatandaşlara ara sıra bir torba gıda yardımı yapar onların hem gönlünü alırız, hem de başka bir şey alıp bir taşla iki kuş vururuz.

ABD hazinesi kimsenin zararını doğrudan ödemiyor. Kriz nedeniyle likiditesini şimdilik kaybettiği için donmuş ve mali sistemi tıkayan varlıkları düşük kıymetten devir alacak ve kriz çözülüp likidite sağlandığında bu varlıkları tahsil edecek, nakde çevirecektir. Yine zarar eden bu varlıkların sahibi mali sistemin özel aktörleri olacaktır. ABD hazinesinin ve vergi mükelleflerinin hiç bir kaybı olmadan, hatta kazançlı çıkarak süreci kapatması muhtemeldir.

Bizdeki mentalite, yani benim dönemimi atlasında daha sonra defalarca kat fazlasıyla patlasın yaklaşımı ABD deki uygulamada yoktur. İşçiler sosyal haklarından mahrum edilerek, ya da emekliler fakirleştirilerek dengesiz sistemin sürekli beslenmesi, sürdürülmesi ABD Hazinesinin bu uygulamasında yoktur. Bütün siyasi partilerin ortak onayını almaktadır.

Üstelik bizde halkımızdan alınıp yabancı fonlara, sıcak para sahiplerine verilmektedir. ABD nin bu uygulamasında halkından alıp yabancılara yapılan transfer hiç yoktur. Reel faizler sıfır civarındadır.

Sıfır ya da sıfırın altında faiz veren ülkelerin bile krizde oldugğu bir zamanda, yabancılara kur farkı ile birlikte yüzde 20 ila 40 arasında reel faiz veren, ya da vermek zorunda kalan bir ülke nasıl olurda krizde olmaz. Bu faizi fışkıran petrol gelirleri ile de ödemiyoruz.

Cari fazlamız yok, tersine çok büyük açığımız var. Biz krizde değiliz, çünkü işçinin, emeklinin, çiftçinin ve şimdi artık esnaf ve üreticilerimizin yaşadığı krizi biz kriz saymıyoruz. Krizi onlara yaşatıp, üstelik kendi neslimizi sömürerek, yabancı fonlara yüksek faiz ödeyerek borçlanmaya devam edebildiğimiz sürece bizde kriz yoktur, finanse edebiliyoruz, çok iyiyiz diyoruz.

Ekonomik başarılarla övünülen, mali sistemimizin dünyadaki en sağlam bir yapıda olduğu, krizin bizden uzak olduğunun söylendiği zamanlarda bile halkımıza daha kötü ve kalıcı faturalar, geçici bir süre için değil sürekli bir yapıda ödetilmektedir. ABD deki düzeltme müdahalesinin olağan dışılığını görüp gerektiği gibi gündeme alıyoruzda, bizdeki çürüme sürekli hale geldiği ve alıştığımız için bu çürüyüş bize olağan geliyor.


Dr. Hamit BOZKURT

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Hamit Bey, Ne zamadır bunu çevreme anlatamadım: Biz en az 10 yıldan bu yana kriz içinde yaşıyor ve çaktırmadan sömürülüyoruz. Görüşleriniz ufuk açıcı. Teşekkürle, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 26.09.2008 18:05
Cevap :
Sayın Mehmet Bey, Yorumunuzu yayına almakta geciktiğim için çok özür dilerim. Dilerim bağişlarsınız. Sizin de değerli yazılarınızın bazılarını takdirle okudum. Sizi tebrik ederim. İlginiz ve düşünceleriniz için teşekkür ediyor saygı ve selamlarımı sunuyorum.  21.10.2008 15:19
 

Sayın Bozkurt,yazılarınızı yeni farkettim.Çok faydalanacağımı söylemeliyim.Ekonomi yazarlarını takip etmeyi severim.Sektör tecrübesini,ekonomik değerlerle harmanlayan sizin gibi bir uzmanın aramızda olması çok sevindirici.Diğer yazılarınızıda inceledikten sonra size sorularım olacak.Saygılarımla.

Ahmet AYDIN 
 26.09.2008 15:06
Cevap :
Sayın Ahmet Bey, Yorumunuzu yayına almakta geciktiğim için çok özür dilerim. Lütfen bağışlayın. İlginiz ve düşünceleriniz için teşekkür ediyor saygı ve selamlarımı sunuyorum.  21.10.2008 15:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 59
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1126
Kayıt tarihi
: 08.08.08
 
 

1950 yılında doğdum, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi 1974 mezunuyum. 1986 yılında Gazi Ün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster