Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '08

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
3568
 

Türkiye, ekonomisi ile birlikte batıyor mu? Değişiyor, gelişiyor mu?

Türkiye, ekonomisi ile birlikte batıyor mu? Değişiyor, gelişiyor mu?
 

Pamuk, işlenmeden bir lira, çorap yaparsan beş lira. Köylü ve sanayii toplumunun en net farkı.


Yıllardır anlatılır. Kurtuluşumuz; "Faiz dışı fazla verilmesinde, cari dış açığın azaltılmasında." Bu denge kuruldu mu, işte O zaman; Türkiye küçük Amerika! Üniversitelerimiz ve bürokrasimiz (ekonomi yazarlarına da bir fıkramız var.) Ya çoğunluğu ile ekonomiyi bilmiyor veya biliyor samimi değil. Siz, eğer, ekonomi iyiye gidiyor derseniz; cevap hazır; “Sen hele artan dış borcu anlat bakalım, memlekette satmadıklarını bırakmadılar” Ve konuşma genellikle şöyle biter; “Vatan hainleri, satılmışlar...!”

Gerçeği özellikle de söylenmeyenleri, O kadar net ve açık anlatacağız ki, bundan sonra, konuşmasının içerisinde “faiz dışı fazla, dış cari açık, özelleştirme” diyecekler önce dişlerini iki kere fırçalamaları gerekecek.

* * *

-16’ncı yüzyıla kadar savaşmak marifetti,

-17’nci yüzyıldan itibaren üretmek marifet oldu.

-Geldik 20’nci yüzyıla. Bu kez de birçok devlet aynı anda üretmeye başladı.

-Üretenlerin çoğalması, doğal olarak devletler arasında rekabeti de başlattı.

-Güçlü olabilmenin, fazla kazanmanın yolu bu kez; ‘Yüksek Katma Değer’li mal üretmekten geçer oldu.

* * *

-Peki; Ülkeleri rekabette bir adım öne çıkaran şu meşhur 'Katma değer' Nedir?

-Kısa ve açık tanımı ile alınterine, bilgi ve deneyimini katman demektir.

-Pamuğu tarladan topladığın gibi satarsan; alınterinin değeri bir liradır.

-Pamuğu (makinelerde) işler, İplik olarak satarsan; alınterin ve deneyiminin ederi 3 liradır.

-Alınteri ve deneyimine bilgiyi (bilim) de ilave edebilirsen; pamuğu, kaliteli çorap haline getirir, 5 lira kazanırsın.

-Köylü toplumu; pamuk yetiştirerek bir lira kazanabilmektedir.

-Sanayileşmiş toplum; pamuğu, bilgi ve deneyimini de katarak makinelerde işlemekle, kaliteli çorap olarak beş liraya ihraç etmektedir.

-İşte zenginleşmek, modernleşmek; Bir liralık pamuğu, işleyerek beş katı fazlasına satmakla başlamaktadır.

-Bakınız, beş katı kazandığınızda nelere sahip olabilmektesiniz;

-Önce işleme tezgahları ihtiyacı için ülkendeki tornacı esnafı makineler yapmağa başlar. Talep oldukça makineleri geliştirir ve ülke giderek tarım toplumundan makine yapan topluma dönüşmeye başlar. Şirketler devleşir ve teknoloji üretmeye başlar.

-İngiltere’de sanayide çalışan nüfus yüzde kırk, tarımda çalışan yüzde beş oranındadır.

-Bizde yakın tarihe kadar bu oran; yüzde doksan tarım, yüzde on sanayiidir.

- Pamuk, iplik ve çorap olarak satılırsa bakınız ülke ve insanlarına neler sağlamaktadır;

-İplik ve çorap üretiminde çalışanlarla işsizlik azalmaktadır.

-Azalan işsizlik, para kazanan vatandaş demektir.

-Para kazanan, para harcayarak, zenginliği, parayı tüm ülkeye, tabana yaymaktadır.

-Devletler, üretilen ve tüketilen mal ve hizmetlerden vergi toplamaktadır.

-Devlet topladığı vergileri ne yapmaktadır? yol, okul, hastane. Yani; halkın yaşam standardını yükseltecek alt yapılar ile yatırım yapılması için ortam.

- İşte bir lira ile beş lira arasındaki fark ve basit anlatımı ile katma değer.

-Ve basit anlatımı ile batılılaşma, modernleşme anlayışı ve zenginleşme.

-Bu açıklamalar bize; neden devletçilik anlayışının, ülkeleri batırdığını, milletin özgürlük diye diye niye çırpındığını çok net olarak göstermektedir.

-Gidiniz Avrupa ülkelerine; Fransa, Almanya, İngiltere İspanya, İtalya hatta Rusya'ya; Osmanlı savaşlarla uğraşırken onların halkları, üreterek, şehirlerini, nerede ise istisnasız kaliteli binalarla donatmış, modern şehircilik anlayışı ile yaşanır hale getirmişlerdir.

- Bunu lütfen bir kenara yazınız. İngiliz ve Fransızlar, Osmanlıdan; 18’nci asırdan itibaren pamuğu bir liraya aldı. Bize, geriye beş liraya çorap ve ip olarak sattılar. Onların ekonomisi büyüdü. İşsizliği azaldı, devletleri alt yapı yatırımlarını bitirdi. Biz hala, ürettiğimiz pamuklarla birimizin başına çorap örmekle meşgulüz.

-Hem de fındık kabuğunu doldurmayan uydurma, hayali mesele ve korkularla!

-Ne bu ülke bunu hak ediyor. Ne de bu pırıl pırıl insanlarımız.

* * *

-Gelelim "Faiz dışı fazla"nın basit anlatımı ile açıklamasına;

-Örnek 1; Siz bir ailesiniz. Yıllık yüz lira geliriniz, yüz lirada da masrafınız var. Yani gelir ve gideriniz denk. Bu Durumda ne borç almaya ihtiyacınız, ne de alınan bir borca ödeyeceğiniz faiz borcunuz.

-Örnek 2; Önceki yıllarda gelir ve giderinizi denkleyemediniz ve borçlandınız.

-Bu yıl 100 lira geliriniz, toplam 120 lira da gideriniz bulunmaktadır.

-Bunların 80 lirası, ailenin günlük harcaması, 40 lirası da, önceden alınan borçların faiz gideridir.

-Toplam giderinizin içerisinde 40 Liralık faiz ödememiz bulunmaktadır.

-Yıllık gelirimiz 100 lira. Kişisel masrafınız 80 lira. Siz, denk bir bütçe için en çok 20 lira faiz için ödemesi yapabilirsiniz.

-Siz, Faiz için yıllık ne ödemek zorundasınız? 40 lira. Gerçekte ödeme gücümüz nedir? 20 lira.

-Bu durumda açığımız (faiz ödemeleri) yıllık 20 liradır.

* * *

-Şimdi bütçede açık vermemek ve denk bir bütçe yapmak için iki yol vardır;

-Ya gelirinizi (ihracat, üretim, vergi alarak, verimsiz tesisleri özeleştirerek satar) artırırsınız,

-Ya da giderlerinizi (silah, yol, sağlık, maaş harcamalarını) azaltırsınız.

-Kısa vadede üretemiyorsanız, özellikle verimsiz olan hatta para eden neyiniz varsa satar, paraya çevirirsiniz. (Faiz dışı fazla verebilirsiniz)

* * *

-Peki, biz neler yapıyoruz ve yapmaktayız?

-Memur; "maaşım çok olsun, "

-Ordu; "silahım modern olsun, orduevlerim, tatil kamplarım, her şeyim rahat olsun!"

-Milletvekili; "lojmanım olsun, yetmez maaşlar gani gani olsun, "

-Hasta vatandaş; "en iyi hastanelerde tedavi olayım hem de bedava olsun, "

-Sağlıklı vatandaş; "Yaşam standardım yüksek, kömürüm, erzakım, emekli maaşımı bol olsun…"


* * *

Ey Ağalar, Beyler, Hanımefendiler;

Bu ülkenin adı hıdır! Mevcut durumu özeti ile (maalesef) budur.

* * *

-Vatandaş, elinde buz gibi birası,

-Sigarasını denize karşı üfleyerek;

-“Battı be anam! Gül gibi memleketi bitirdiler be…

-Hepsini asacaksın annadın mı!

-Sata sata, bitiremediler… Amerika, batı uşakları, hainler, ne olacak…”

-Diyorsa, bu anlayışla korkarım; elimizde bir gün kıyısında oturacağımız bir deniz de kalmayacaktır.

* * *

-Kurtuluş var mı?

-Olmaz mı?

-İş başa düştümü, bu millet;

-Soba borularından top yapar, gemilerini karadan yürütür.

-Deme be! Hele bi yol anlat bakalım bu nasıl olacak?

-Hele bir meraklıları sorsun,

-Anlatmak ve otobanda yol almak çok kolay.

-Alanların bizden ne fazlası var? Anlayışlarından başka. Tek fark anlayış.

-Yok diyen varsa açıklasın.

-"Halep orada ise arşın burada"

-Doğru yolda pedal çevireceksin. Hepsi bu.

-Unuttuk zannedilmesin! Unutmadık, Şu meşhur cari açığı da içerikte anlatmış olduk.

* * *

Ekonomi yazarlarınıza fıkra borcumuzu da ödeyelim.

Napolyon’un kaybettiği bir savaş sonrasında, kaybetmenin nedenleri, bir masa ve harita başında tartışılmaktadır.

-“Eğer; harita üzerinde gösterdiğim bu yoldan gitseydin, bu savaşı kesinlikle kazanırdık.”

-Napolyon’un meşhur cevabı;

-“Haklısın, eğer savaşlar harita üzerinde yapılsaydı eminim kazanırdık.”


Resim;picasaweb.googleçcom'dan alıntıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Mehmet Bey, ekonominin sac ayaklarını gerçekten de çok güzel ve yalın bir dille özetlemişsiniz... Elinize, aklınıza ve ruhunuza sağlık... Umarım insanlarımız en kısa sürede, ekonomik gerçeklerle yaşamaya ve ayaklarını yorganına göre uzatarak, üretimi artırmaya dönük çabalar içerisine girebilecek bilinç düzeyine ulaşırlar... ellili yıllarda başlayıp, 70 yıllarda da dünya bankası raporlarıyla pazara dönüştürülen ekonomimizin sıkıntılarını yaşıyoruz... Sürekli olarak tüketip, üretmeyen bir işletmenin gelişmesi ne kadar zor ise bu durum ülkeler için de geçerlidir.... Lütfen, vaktiniz olursa http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=58026 adresindeki yazımı da okuyunuz... Saygı ve sevgiler...

Emin Bülent Erenoğlu 
 10.08.2008 16:17
Cevap :
Saygıdeğer Emin Bülent Bey, Batı anlayışında; devletin kendi menfaatini, vatandaşında kendi menfaatini koruması vardır. Bizdeki anlayış nedir? "Devlet Baba" Neden devlet baba? Baba çalışacak, çocuklarına bakacaktır. Osmanlı topladığı ganimetleri topluma ulufe olarak dağıtmış. Ancak gelişen batı karşısında, ne alınacak ganimet, ne de babalık yapacak hal kalmıştır. Bu ülkeye demokrasi neden gelmiyor? Devlet vergi toplamadığı için. Devlet şimdi vergi toplamaya başladı. Çünkü sistem onu gerektiriyor. Eğer, devlet verginin dozunu artırarak toplamaya devam ederse; bu ülkeye inanılmayacak bir hızla demokrasi ve beraberinde ödediği verginin hesabını sorgulanması gelecektir. Ne milletvekilleri, ne de bürokratlar saltanat süremeyeceklerdir. Bu nedenle devlet hesap vermemek için hep borçlanarak idare etmiştir. Şimdi deniz bitti. Devlet vergi toplayacak, vatandaşta devlete; "hele bir paramı nereye harcadığına bakayım" Diyecek ve ülke kurtulacaktır. İlginize teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  11.08.2008 15:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1038
Toplam yorum
: 2658
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1729
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster