Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ağustos '17

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
621
 

Türkiye, Fırat'ın Doğusunda ve Batısında, Sınırlarına Bitişik "Düşman" Yönetimler İstemiyor...

Türkiye, Fırat'ın Doğusunda ve Batısında, Sınırlarına Bitişik "Düşman" Yönetimler İstemiyor...
 

Bu harekat, umarım PKK/PYD (YPG) için, caydırıcı olur ve devamına da gerek kalmaz....


BU, TÜRKİYE'NİN KESİN KARARIDIR VE NE PAHASINA OLURSA OLSUN BUNDAN VAZGEÇECEK DEĞİLDİR..

Ama, bölgeyi yeniden dizayn etmek isteyen diğer aktörler, sanki rollerini unutmuş gibi, her gün durum ve karar değiştirmekte; bu nedenle de bir gün aynı tarafta görünürlerken ertesi gün birbirlerini karşısında yer almaktadırlar... Bu konuda, bir başka bloğumda vurguladığım gibi, bölgedeki aktörlerin elleri ve cepleri birbirine karışmış; "kimin eli, kimin cebinde belli değil"...

Konu ile ilgilenenler, bölgenin siyasi uzmanları, yazılı ve görsel medya, köşe yazarları... Hepsi günü  söylüyorlar ve günü yazıyorlar...Tespit edebildikleri kadar "kimin eli kimin cebinde" olduğunu  söylemeye ve yazmaya çalışıyorlar...

Ertesi gün ise, güneş doğduğunda, bir gün önce söyleyip yazdıkları, buzun üzerine yazılmış gibi, eriyip gidiyor...

*

Astana Görüşmelerinden Başlayayım...

Suriye ve Irak konuları ile yakından ilgilenenler bilirler; 23-24 Ocak 2017'de, Kazakistan'ın başkenti Astana'da, Türkiye, Rusya ve İran'ın garantörlüğünde iki gün süren bir toplantı yapıldı... Amacı, Suriye genelinde uygulanması planlanan bir "ateşkes" uzlaşması görüşülmesi idi...Bu sıralarda, ABD ile Türkiye arasında "sıcak" olmasa da "ılık" bir yakınlık vardı...

Toplantının daha başlangıcında, İran'ın, ABD'nin çağırılmaması ile ilgili açıklamaları, toplantının garantörleri arasında gerginliğe yol açtı. Bu durum, Astana görüşmelerinin ilk çatlağı oldu... Türkiye ve Rusya'nın, ABD'ye yaptığı daveti tekrarlaması da işe yaramadı... Bu durumu, "bölgedeki konumunu etkisizleştirmek" olarak algılayan ABD, Astana'ya heyet göndermedi. Bunun yerine, Kazakistan'daki büyükelçisini toplantıya "gözlemci" sıfatıyla katılması için görevlendirdi(1).

Yani, "Astana süreci", bu çatlaklara, "kor ateşte patlamış" ya da "kaynar suda çatlamış" KESTANE SÜRECİNE döndü...

*

Şimdi, Fırat Kalkanı Harekatı'na bakalım...

24 Ağustos 2016'da başlayan ve 7 ay süren bu harekat 30 Mart 2017'de sona erdi... Türkiye, baştan beri izlediği yolda yürüyor... Güney sınırlarında, "sınır güvenliğini tehlikeye sokacak" siyasi yapılanmalar istemiyor...

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt  Çavuşoğlu'nun son açıklamaları dikkate alındığında, TSK'nın yeni hedefi, PKK'nın ikinci Kandil'i olacak konumdaki Sincar'dı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Nisan ayı başında (2-4 Nisan 2017) yaptığı, "Diğer bölgelerde de terör örgütünün tepesine binmek için yeni harekat planları yapıyoruz" açıklaması farklı yorumları gündeme getirdi. Ancak, yapılan senaryo değerlendirmelerinde, Irak'ta "Kandil" veya "Sincar" bölgeleri öne çıktı. Nitekim, Mevlüt Çavuşoğlu geçen hafta (Mart 2017 sonu) NATO toplantısına giderken baklayı ağzından çıkardı: "Sincar üzerinde askeri seçenek 'gerekirse' değil; kullanacağız, orada oldukları sürece kullanacağız. Kandil neyse, bizim için orası da odur" (2) dedi...

*

PKK, Sincar'ı neden "Kandil"  gibi bir  "üs"  yapmak  istiyor?

"- Sincar, Türkiye-Suriye-Irak üçlü sınır hattında stratejik öneme sahip bir bölgedir... Arazi, genellikle dağlık ve teröristler  için "doğal güvenli bölge ve koruma" sağlar.

- Etnik ve mezhepsel ayrılıkların bulunduğu bir bölgenin "merkezi" konumundadır... Örgüte, eleman sağlayan insan kaynağına sahiptir.

- Neredeyse, tamamı Türkiye'nin etki alanı dışındadır...

- Bölgede, ABD'nin yoğun desteği ile PKK,  "güvenlik bölgeleri" inşa etmiştir... Ayrıca, ABD'nin eğitim kampları da buradadır"(3)..

*

Türkiye, belki de bir "deneme olsun" diye, PKK'nın yeni Kandil'i SİNCAR'ı  vurdu...

PKK'nın, DAEŞ ile mücadele görüntüsü altında Sincar'ı "üs" yapıp, Kandil'den  Afrin'e kadar uzanan bir hattı kontrol altında tutmak ve ulusal güvenliğini tehdit eder bir yapılanmaya geçmek istemesi karşısında Türkiye, ilk tepkisini gösterdi ve 25 Nisan 2017 gecesi saat, 02.00'de, bir "hava harekatı" düzenleyerek  Sincar'ı bombaladı(4).

Tepkiler...

Türkiye'nin bu denemesi sonuç bakımından sanırım etkili olmuştur. Devamının da geleceği, yani hava harekatı ile birlikte kara harekatının da yapılabileceği konusu ise, Kuzey Suriye'de  yalnızca Kürtlerden oluşan bir siyasi yapılanma kurmak isteyenlere verilen ilk ders olur.

- TSK jetleri tarafından "Sincar'ın" vurulmasına ilk tepki ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan geldi... Bakanlık tarafından, Türk Jetlerinin, Suriye'de ve Irak'ta terör hedeflerini vurmasıyla ilgili yapılan açıklamada "saldırı" ifadesi kullanılarak, "derin endişe duyuyoruz" denildi (5).

Vurulan terör kampının, bir ABD generalinin YPG'liler ile birlikte ziyaret etmesi de Türkiye açısından başka bir  endişe verici  durumdu.

- Asatana sürecinin, diğer bir" "garantör ülkesi Rusya da, TSK'nın Sircan'ı vurmasını kabul etmedi ve "ortamı gerer" ve "terörle ortak mücadeleye zarar verir"(6) açıklamasını yaptı...

Şam'ın ve Bağdat'ın da benzer bir tepki gösterdiği kesindir...

Görüldüğü gibi, Türkiye'nin bu "denemesi" --"istersek yaparız" anlamına gelen bir "kararlılık" gösterişi olarak-- "başarılı oldu" denebilir; ama, gördüğü tepkiler de, tekrarının da pek kolay olmayacağını gösteriyor...

Ama, bıçak kemiğe dayanınca, zorlar kolaylaşır....

*

İran'ın, Türkiye ile birlikte "Kandil" ve "Sincar"a müşterek harekat teklifi ne kadar gerçekçidir?

"Sincar" konusunda, Türkiye'nin hassasiyetini anlayan İran, bölgede aktif halde olmak için  Türkiye'ye, Sincar ve Kandil'e "müşterek operasyon yapalım" önerisini götürmüştür. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda kendisine sorulan  bir soruya, "Sınırdaş ve özellikle de aynı inancın mensupları olarak, tehdit unsuru haline gelmiş olan bu terör örgütlerine karşı, İran'la böyle müşterek harekatın yapılması her an gündemde" (7) diyerek yanıt verdi...

İran'ın, bu "müşterek harekat" önerisinin "görünürdeki" gerekçesi, ABD'nin, YPG'yi Suriye sahasında "partner" haline dönüştürmesidir. İran, ABD tarafından YPG'ye verilen silahların sonraki aşamada kendilerine döneceğinden endişe etmektedir...

Aynı endişeyi daha önce, Türk tarafı da, İran'a bildirmiş; ancak İran'lı muhatapları, onları sadece dinlemişler ve sorumluluktan kaçınmışlardır...

Aslında, İran'ın, Türkiye'ye yaptığı "müşterek harekat" teklifinin asıl nedeni, "ABD'nin, Tahran'ın Musul, Rakka ve Halep'ten geçen "Şii koridoruyla" Lübnan'daki müttefiklerine ulaşmasını önlemek" (8) istemesidir...

İran, Türkiye'ye götürdüğü "müşterek harekat" önerisi ile, bu koridorun korunması için Suriye ve Irak sahasında "aktif" olmayı düşünmektedir... Bu da, benim düşüncem...

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İran'ın bu önerisine verdiği olumluya benzer yanıtın, "Astana sürecinin", garantör ülkelerinden bir olan İran'ı gücendirmemek için, bana göre, "görüşürüz" anlamında "baştan savıcı" bir anlam içerdiğini düşünüyorum...

Kandil ve Sircan'a, İran'la birlikte yapılacak bir operasyona karşıyım. Bu birliktelik, Türkiye'ye faydadan çok zarar getirir düşüncesindeyim.

*

BU DURUMA GÖRE TÜRKİYE NE YAPMALIDIR?

- Bence Türkiye, Rakka Harekatı'nın bitmesini beklemelidir...Bu beklemeyi yaparken de, Afrin ve Münbiç'in PYD(YPG)'den arındırılmasına devam etmeli ve Fırat'ın batısını, İskenderun güneyine kadar, Özgür Suriye Ordusu ile birlikte tamamen kontrol altına almaya çalışmalıdır...

- Zaten, son haberlere göre, bu işi kolaylaştıracak olan Fırat Kalkanı Operasyonu'nun, bana göre, bir devamı olan "Hançer Harekatı'nın" ilk safhası da başlamış durumdadır (10).

- Bu konuda yazdığım bir blogda, okuyanlar hatırlar mı bilmem, Kuzey Suriye'de, Fırat'ın doğusunda ve İskenderun'a kadar olan batı bölgesinde, PYD(YPG) bir "kantonlar dizisi" halinde Rojava'yı (Suriye Kürdistan'ı) kurmak için uğraşıyordu... ABD tarafından heveslendirilen PYD(YPG), ABD ile birlikte, Kuzey Irak'tan Akdeniz'e, uzanan bir "petrol koridoru" PYD/YPG'nin hoşuna gitsin diye, "Kürt koridoru" algısı yarattı... Bu durum, YPG'nin "Rakka  Operasyonu"na  katılması için yetti...

Ancak, Suriye, ülkenin kuzeyinde böyle bir oluşuma razı değildi... Bunun üzerine, PYD/YPG, Mart 2016'da, Suriye'yi parçalamanın simgesi olan "Rojava" projesini resmen feshettiğini ilan etti. Bu durum, Türkiye-İran-Rusya(Bu üç ülke yukarıda konu ettiğin Astana sürecinin garantör 3 ülkesiydi cd) arasındaki yeni ilişki evresine denk gelmesi elbette tesadüf değildi. Böylece, İran öncülüğündeki 'Rajova' yerine ABD öncülüğündeki 'Kuzey Suriye Planı' devreye girdi(9).  ABD de, YPG'nin adını değiştirerek, "Suriye Demokratik Güçleri(SDG)" yaptı...

Aslında, değişen bir şey olmadı, bölgeyle en yakın ilgisi olan ne Türkiye ne de Suriye buna inandı... Hatta, YPG'lilerin kendileri bile buna inanmadılar... ABD yönetiminde başlayan Rakka Operasyonu ilerledikçe, kafası çalışan bazı PYD(YPG)'liler; "Buralarda bizim işimiz ne; Rojava'dan uzaklaşıyoruz" dercesine tedirgin olmaya başladılar... Bu operasyon sırasında, Fırat'ın batısındaki etkinlikleri azaldı... Bundan yararlanan "Fırat Kalkanı Harekatı'nın işi kolaylaştı... Afrin ve Münbiç'in PYD(YPG)den boşaltılması gündeme geldi...

Aslında, YPG'nin siyası hedefi, Amerika için öncelikli değildi... Çünkü, ABD, YPG ile ilişkisini sürdürdükçe, Türk-Amerikan iş birliğinin sınırlı kalacağını biliyordu... ABD, Suriye ve Irak alanına, binlerce kilometreden "onun-bunun kara kaşı, kara gözü" için gelmedi. ABD'nin asıl amacı, Suriye ve Irak'ta çıkar payını artırmaktı.

Bunun anlamı da, ne Suriye'nin kuzeyinde oluşacak "siyasal yapılanma" ve bu yapılanmayı kendisine yakıştıran "PYD(YPG)" Amerika'nın umurunda bile değildir... Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki, taşlar yerine oturmaya başlayınca, ABD, geçici ve sınırlı olarak desteklediği YPG'yi dışlayacaktır. Biraz güçlenen Başer Esad da, DEAŞ'tan sonra, ilk olarak YPG'nin --şu an için cd.-- elinde olan 'Rojava'ya saldıracaktır...

*

Son cümle olarak şunu söyleyebilirim ki, bu bloğu yazarken birkaç cümle aldığım Sabah Gazetesi köşe yazarının dediği gibi, "Yeni Suriye'de YPG'ye Yer Yoktur"...

Türkiye rahat olsun... Suriye ve Irak'ta taşlar yerine oturduğunda en kazançlı çıkacak ülke Türkiye olacaktır...

Sözde, "İkinci Kandil" diye anılan "Sincar" dağları da boş kalacaktır...

Yani, güney sınırımıza bitişik "düşman yönetimler" olmayacaktır... Umarım, böyle olur...

 

cdenizkent

 

 ------------------------- :

(1) BBC Türkçe, Astana / 25 Ocak 2017 (Bu alıntıyı, kendi ifadelerimle ve biraz da kendi yorumumu katarak aktardım)...

(2) İNTERNET HABER>> Haber>> Güncel / 5 Nisan 2017

(3) A. g. y.

(4) (Ayrıntılar için), NTV Haber, 25 Nisan 2017

(5) HABERLER.COM>>Haberler>> Güncel>>Haber / 25-26 Nisan 2017

(6) A. g. y.

(7) "Milliyet.com tr">> Siyaset>> Haber >> / 22 Ağustos 2017

(8) Sabah Gazetesi, "Yeni Suriye'de YPG'ye yer yok", 27 Ağustos 2017

(9) A. g. y. / "ABD'nin niyet ve hezimetini perdeleme planı",  3 Ağustos 2017

(10) Milliyet.com.tr>>Haber>>"Hançer Harekatı'nın ilk safhası başladı", 15 Ağustos 2017

ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazı bu konuda oldukça detaylı bir analiz. Okudukça esaslı bilgi sahibi oldum.

Kerim Korkut 
 08.09.2017 20:18
Cevap :
Merhaba Kerim Bey...Sınırlarımızın güvenliği için bu şarttır; değil mi?...Ben de, bunu anlatmak istedim...Zaten, şu anda Kuzey Irak ve Kuzey Suriye'de asker bulundurmamızın nedeni de bu...Ve benim düşünceme göre de, bu da, bir şekilde sağlanacaktır...Teşekkürler ve selamlar.  09.09.2017 11:13
 

Sel gider kumu kalır, diye bir sözümüz vardır Sayın denizkent... Amerika burada sel misalidir, elbet bir gün gidecektir ama biz daima burada olacağız inşallah... Umut ve dileklerinize aynen katılıyorum... Bayramınız mübarek olsun... Selamlarımla

ali açıköz 
 28.08.2017 12:27
Cevap :
Merhaba Ali Bey...Teşekkür ederim. Elbette bu günler geçecek. Türkiye neler geçirmedi ki...Ama, hala ayakta...Ayakta kalmaya da devam edecek...Ben de sizin Kurban Bayramı'nızı kutlarım...Teşekkürler ve selamlar.  28.08.2017 20:22
 

Türkiye sınırlarına bitişik düşman istemiyorsa komşularıyla dostane ilişkiler kurmak zorunda değil mi? Selamlar

Matilla 
 28.08.2017 11:59
Cevap :
Merhaba Mustafa Bey...Dediniz ya, dünyadaki ülkelerin haritalarını "güç dengeleri" kuruyor...Bunun nedeni de, dostane ilişkilerin, karşılıklı çıkarlara bağlı olmasıdır. Bu çıkarların dengesi bozulunca, güç dengeleri devreye giriyor. Dünyada yaşanan üç günün, 2'si "savaş"; 1 günü "barış" içinde geçmesinin de nedeni bu değil midir?...Teşekkürler ve selamlar.  28.08.2017 20:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 913
Toplam yorum
: 2413
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1316
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster