Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '07

 
Kategori
Sivil Toplum
Okunma Sayısı
5500
 

Türkiye Cumhuriyeti; öncesi ve bugünü…

Türkiye Cumhuriyeti; öncesi ve bugünü…
 

Herkes konuşuyor bugünlerde; her kafadan farklı bir ses… Türkiye şöyle, Türkiye böyle… Türkiye’ de demokrasi yok, Türkiye’ de insan hakları yok… Osmanlı beni temsil etmiyor, ben yepyeni Türkiye Cumhuriyetiyim bana ne Osmanlı’ dan… Ben Kürdüm, bu ülkede 20 milyon Kürt yaşıyor… Bizleri yok sayamazsınız…

Bu yoğunluk içerisinde en çok sıkıntı çekenler ise, bu seslerin hepsini dinlemeye ve anlamaya çalışan insanlar oluyorlar… Ben de bunlardan birisiyim sevgili dostlar… Konuşan sadece tek taraftan konuşuyor, empati yapma ihtiyacı dahi duymuyor ve hep ben haklıyım dediğinden, acı da çekmiyor... Hayata farklı taraflardan da bakmadığından, bakamadığından yorulmuyor da... Ama dinleyen öyle mi ya? O gelen bilgileri ayıklamak zorunda, o sorgulamak zorunda, o doğruyu-yanlışı felsefe dünyasında bulmak zorunda... Yani kısaca biraz da acı çekmek ve yalnızlaşmak zorunda...

Yahu kardeşim, bir susun ya… Biraz etrafınızın, bu coğrafyayı özgürleştirme mücadelesi yapan atalarımızın ruhlarının, bu coğrafyanın derinliklerinde bizlere ulaştırmak için çabaladıkları seslerine bir kulak verin ya…

Onlar oradan bangır bangır bağırıyorlar, siz aynı tarihin, aynı kültürün tohumlarısınız, insanlık tarihinin en büyük, en uzun, en anlamlı yolculuğunu yaparak, insan olmanın en anlamlı olduğu yer olan Anadolu’ yu kendisine yurt edinen ve buraya farklı kollardan ulaşan güzel insanlar topluluğusunuz…

Kendinize, ister Türk, ister Kürt, ister Laz, ister Türkmen, ister Kurmanç, ister Zaza deyin ama şu gerçeği asla inkar edemeyin çünkü bu sizlerin kaderi, alın yazısı; siz aynısınız… Soyunuz, sopunuz, kökeniniz aynı… Hepiniz, Doğu’ dan Batı’ ya göç eden büyük bir kavmin, etrafındakileri de içine katarak bugünlere ulaşan temsilcilerisiniz… İnanmıyorsanız eğer tüm bunlara, izah edin o zaman, neden Kurmanç’ cada hayvan isimlerinin büyük çoğunluğunun günümüz Anadolu Türkçesinde dahi kullanılmayan, öz Türkçe olduğunu… Kendisine Kürt diyenlerin milli bayram olarak kutladıkları, kutlarlarken de savaş tamtamları çaldıkları Nevruz’un (kendilerine Kürt diyenler farklılaşmak, batılılara hoş görünmek için Newroz yazarlar) nasıl olup da Orta Asya’ daki Türki Cumhuriyetleri' nde de kutlandığını, kimse düşünmez. Alevi-Bektaşi kültürü Anadolu’ da Orta Asya’ dan gelen Türkmenlerin, İran Şiiliğini, şamanizimle yoğurarak kendisi için ortaya çıkarttığı bir inanıştır. Tarih boyunca dışarıya kız alıp vermemelerinden dolayı saflıklarının bozulmadığı düşünülen bu insanlardan olan Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde, Tunceli’ de, Malatya’ nın bazı ilçelerinde, Kayseri’ nin bazı içlerinde yaşayan insanların Kürt-Aleviler olarak adlandırıldıklarını sorgulamıyoruz, araştırmıyoruz ve hemen biz farklıyız diyerek, kardeşi kardeşe vurduruyoruz.

Sorgulayamıyoruz, araştıramıyoruz çünkü yüzyıllardır Aydınlanma ve Rönesans yaşamış Avrupa’ nın altında eziliyoruz ve bunun doğal sonucu olarak da, onların bizlerin tarihimizi yazmasına razı oluyoruz ve onlar da bu tarihi yazarken, bizleri ufaltıp, daha kolay lokma olacak şekle sokacak şekilde yazıyorlar… Yapmayın ağalar, yapmayın beyler, yapmayın hanımefendiler, yapmayın beyefendiler… Kıymayın kendinize, kıymayın sevdiklerinize, kıymayın öz be öz kardeşlerinize… Yani, kısaca kıymayın hepimize…

Öncelikle şu sese kulak verin; Türkiye Cumhuriyeti bugün sorunlarla boğuşuyorsa, bunun sorumlusu Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar değildir… Bunun tek sorumlusu, Kanuni Sultan Süleyman’dan başlayarak, bu ülkeyi Araplaştıran, bu ülkeye aklın, bilimin, yeniliğin gelmesini engelleyen, tüm bunların doğal sonucu olarak da, ne tarihini bilen, ne kültürünü araştıran insan yığınlarının bu coğrafyada yaşamasına neden olan zihniyettir… 1950’ den sonra bu zihniyete dönüş için uğraşan ve bu zihniyete hayran olanların, Uluslaşma sürecimize ABD’ nin de desteğiyle köstek olan zihniyettir…

Ben kabul ediyorum kardeşim, Osmanlı benim geçmişim, Osmanlı benim tarihim ama bu O’ nu destekliyorum anlamına gelmez… Bu O’nun her yaptığı doğruydu anlamına gelmez ama şu bir gerçek ki ‘Osmanlı benim geçmişim, atam, tarihimin bir parçası’… Ama bunun böyle olması, beni alçaltmaz, küçültmez, aşağılamaz… Ben Osmanlı’yı kabul ediyorum ve aynı zamanda O’nu eleştiriyorum da, bizlere bu acıları çektirttiği için, bizleri akıl ve bilimle geç tanıştırtarak, kaynaşmamızı sağlayacak tarihimizi, kültürümüzü geç öğrenmemize sebep olduğu için…

Akıl yok ise, bilim yok ise bilime saygı yok ise sevgili dostlar, insanlar kendi tarihlerini ve kökenlerini de araştıramazlar… Kendilerini unutup, başkalarının tarihiyle mutlu olmaya, gurur duymaya, onunla nefes almaya başlarlar… Bu altyapı eksikliği ne yazık ki bu coğrafyada gözü olan ve 1800’ lü yılların ortasından itibaren bu coğrafyanın yeni ev sahiplerini, etnik boyutta küçülterek daha kontrol edilebilir bir yapıya büründürmek için çabalaması sonucunda, dış etkilere ve de kandırmalara karşı daha açık bir hale getirmiştir… Bilgi eksikliğinden, akıl yürütememekten, ortak bir tarih, ortak bir kültür aramak yerine, farklılıkları arattıran, ayrışmayı kolaylaştıran, bunun sonucu olarak da dışarıya karşı daha zayıf bir yapıya bürünmemize yol açmıştır…

Tüm bunların nedeni bellidir aslında, Avrupa’ nın aydınlanma ve Rönesans ile yaşadığı aydınlanmayı, ulemasızlaşarak sahip olduğu düşünce özgürlüğünü, beynin, aklın prangalardan kurtarılmışlığını bizim ancak Tanzimat’ la başlayan sürecin devamında Cumhuriyet’ in aydınlanma projesiyle, çok geç hayata geçirmemiz.

Bu geç hayata geçirmemiz de, tek başına yeter bir nedendir aslında akılla yoluna devam eden Avrupalı ülkelerin altlarında ezilmemiz için… Okumayan, araştırmayan, sorgulamayan kısaca kendi doğrusuna ulaşamayan insanlar, başkalarının kendisi için yazdığı tarihi ve alın yazısını yaşamak zorunda kalır… Sanki kendi kaderiymişçesine de benimser onu, o alın yazısını yaşamak için, doğruymuşçasına inat eder, direnir… Bir an bile soluklanıp, sorgulamadan… Çünkü bu böyledir, akıl kullanamazsan, kendi araştırmanı kendin yapamazsan, başkalarının altında kalmaya mahkûm olursun…

En yakın bir gelecekte, kendi ortak geçmişimizi, kendi ortak kültürümüzü, kendimizin araştırması sonucu ortaya çıkan gerçek verilerle, Uluslaşmamızı tamamlamış olacağımız güzel günleri hep beraber yaşama umuduyla…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tek çözüm eğitim bence... ama sistemli ve çok yönlü bir eğitim... Eğitim sistemleri ülkelerin ideallerindeki gençleri yetiştirir. Bu ülkede de her gelen iktidar kendi insan tipini yetiştirmeye kalkıp eğitim sistemini sürekli değiştirdiği için eğitimsiz ve bilinsiz bir toplum oluştu. Bunda hepimizin suçu var.Okumuşun da hali belli, nice profesörle 80 darbesinde 2 satır tezle o koltuklara oturdu. 1930-40 lardaki eğitim sistemi şimdilerde olsaydı durum bu kadar vahim olmazdı. Ben kendi alanımdan biliyorum. Tarih ders kitapları her gelen iktidarın elinde değişik yazılıyor.... Ondan sonra da tarih bilinci olmayan bir genç nesil yetişiyor... Saygılar...

Uzeyir Kadioglu 
 07.03.2007 17:18
Cevap :
Çok haklısınız size tamamen katılıyorum... Eğitimi düzeltebilmek için yalnız, doğru teşhisler koymak gerekir... O da elbetteki tarihin derinliklerinde; yaptıklarımızda/yapmadıklarımızda gizlidir... Katkılarınız için çok teşekkür ederim...  07.03.2007 18:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 855
Kayıt tarihi
: 26.01.07
 
 

Kimim? Nereden gelir, nereye giderim?29 Kasım 1970 tarihinde Türkiye'nin Doğu-Batı geçiş yolunun en ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster