Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mart '11

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
1897
 

Türkiye'de "McCarthy" dönemi

Türkiye'de "McCarthy" dönemi
 

Basın ' da " Cadı Avı "


Bilindiği gibi, 1950' li yıllar, demokrasi açısından A. B. D.' nin yakın tarihinde kara bir leke olarak yer almıştır. Bu dönemde,  

1940' lı yıllarda Kominizm ile mücadele etmek için çıkartılmış bir " yasa ' ya dayanarak, ülkede, o zamanlar Wisconsin Eyaleti Cumhuriyetçi Parti Senatörü olan J. R . McCarthy' nin başını çektiği bir " Cadı Avı " başlatılır. Başlarda Kominist' lerin zararlı faaliyetlerini engellemeye yönelik olan bu girişim, giderek tüm karşıt görüşlüleri de kapsayan bir susturma, gözaltına alma ve tutuklamalar sürecine girer. İçlerinde Charlie Chaplin, Arthur Miller, Orson Welles' in de bulunduğu yüzlerce aydın ve sanatçı, bu " Av " dan nasibini alır, haksızlığa uğrar, acı çeker. Bu sanatçılardan Charlie Chaplin gibi bazıları, ülkeyi terk etmek, bazıları da, Elia Kazan gibi asılsız bir şekilde en yakın arkadaşlarını, dostlarını ihbar etmek mecburiyetinde bırakılır.  

Sonuç olarak, ülkedeki tüm demokrat fikirli insanlar, aydınlar büyük acılar çekerler.  

Yıllar sonra, Elia Kazan' a bu dönem hatırlatılldığında ve arkadaşlarını ihbar etme olayı sorulduğunda, göz yaşları içinde, " Utanıyorum... Utanıyorum..." diyecektir. Bu nedenle, o dönem, kendisi Başkan olmadığı halde A.B. D. tarihine " McCarthy Dönemi" olarak girer ve kara bir leke olarak iz bırakır.  

Türkiye, şu günlerde, aynen 1950' lerin A. B. D.' si gibi bir " McCarthy Dönemi " yaşıyor. Ülkede 2000 gazeteci yargılanıyor, 4000 gazeteci soruşturma görüyor, 61 gazeteci, bilim adamı, aydın da çok zor şartlarda hapis yatıyor. Son olarak, içlerinde " Uluslararası Basın Örgütü " tarafından " Basın Kahramanı " ödülü yanında, birçok ödül almış, Hırant Dink cinayetinde Devlet' in ihmâlini araştıran ve bu konuda kitaplar yazan, " Derin Devlet " ile mücadele eden, bu yüzden İst. Emniyetin' de İstihbarat Müdürlüğü yapmış Ali Fuat Yılmazer ile mahkemelik olmuş, " Cemaat Örgütlenmeleri " nin üzerine gitmiş Nedim Şener ve Ahmet Şık da var.  

İşin komik tarafı, " Ergenekon " denilen ve ne olduğu hâlâ anlaşılamamış, hukuken tanımı bile yapılmamış bir dâvâ var ortada. Nedim Şener ve Ahmet Şık da, " Ergenekon " ile en sıkı mücadele veren gazeteciler. Yani, "Ergenokon ile mücadele veren kişiler, " Ergenekon " şüphelisi olarak tutuklanıyorlar. Bu dâvânın iddanâmesi bile bir yılı aşkın bir sürede hazırlandı. Bu süre zarfında, onlarca gazeteci. bilim adamı, aydın, suçunun ne olduğunu bile bilmeden acılar çekti.  

Kimisi savunmasını bile yapamadan hakkın rahmetine kavuştu, kimisi hastahanelere kaldırıldı. Hepsi, aileleri ile birlikte büyük acılar çekti ve çekiyorlar. Aslında acı çeken sadece onlar değil, tüm Türkiye' nin demokrasiye inanan insanları, aydınları acı çekiyor.  

Son gözaltına almalar da, diğerleri gibi sabahın köründe evleri basılıp, şahsi eşyaları talan edilerek yapılmış. Oysa, arama için, hukuken " Fiil " tanımı yapılması gerekiyor. Yani, somut olarak bir suçun işlenmesi gerekiyor. Somut olarak bir "Fiil" yok, hukuken belirlenmiş ve " Anayasa " mızda teminat altına alınan " Mesken Özgürlüğü " hiçe sayılmış. Oysa, Demokrasi için, bir vatandaşın, sabah erkenden gelenin " polis" değil, sütçü olduğunu bilmesi ne kadar önemlidir. Bundan böyle Türkiye için, korku ve gelecek endişesi duyulacak günler başladı artık. Aslında, bu dâvâ ile ilintili olarak, tutuklamaların başladığı 2007 yılında başlamıştı bu kâbus. İktidar, bir " Korku Toplumu " yaratmayı kesinlikle başarmıştır.  

Bu " Cadı Avı " nın tek nedeni, iktidarın, " Darbe Paranoyası " na, iktidarı kaybetme korkusuna kapılmış olmasıdır. Oysa, 28 Şubat orada, 12 Eylül orada. Uğraşılacak ise, bunlarla uğraşmak gerekmez mi?  

"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi " nin, ihlâllerde lider durumda olan Türkiye' sini, daha da acı günler bekliyor anlaşılan.  

Yetkililer, özellikle şiir okumak yüzünden bu acıyı tatmiş olan Sayın Başbakan, gözümüzün içine baka, baka " Bu hukuki bir süreç, Mahkemelerin verdiği hukuki bir karardır. " diyebiliyor. " Franko " nun İspanya' sında da, " Mussolini " nin İtalyasında da, Hitler' in Almanya'sında da tutuklananlar ve onca acıları çekenler, mahkeme kararları ile evlerinden, alınmışlardı Sayın Başbakan.  

Sayın İç İşleri Bakanı, " Türkiye' de, A. B. D.' den bile daha özgür bir basın var " diyor. Dünyanın hiçbir özgür ülkesinde bu yapılanlar yapılamaz Sayın Bakan. Ben de diyorum ki, eğer Türkiye, özgür ve demokrat bir ülke ise, ben de " Marlon Brando " yum...!  

Son söz : Bu dönemin " Türkiye Tarihi " ni yazacak olanlar, hiç kuşkusuz, aynen 1950' lerin A. B. D.' si için yazdıkları gibi, Türkiye için de " Türkiye' nin McCarthy Dönemi " diye yazacaklar bu günleri.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yerinde bir yazı olmuş. Kutlarım.Mc Carty'cilik günümüzde ülkemizde hortladı maalesef.Hukuk adına keyfilik hüküm sürüyor.

Turbest 
 07.03.2011 23:37
 

Nedense, bu güzel yazı bana yıllar önce seyrettiğim Rosenbergler filmini hatırlattı .

Hüseyin Seyfi 
 07.03.2011 17:42
Cevap :
Evet Hüseyin bey.Rosenberg çift'i 1953 yılında idam edilmişlerdi. McCarthy döneminde. İlginize ve yorumunuza teşekkürler ediyorum. Selam ve sevgilerimle..  07.03.2011 21:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 45
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 395
Kayıt tarihi
: 14.01.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisat-İşletme bölümü mezunu. Birçok önemli kuruluşda Genel Müdür, Yönetim Kur..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster