Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '11

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
2932
 

Türkiye'de insanlar neden kitap okumazlar ?

Türkiye'de insanlar neden kitap okumazlar ?
 

Türkiye’de yaşayan insanların kitaba ya da okumaya dair tutumlarının arkasında geleneksel ve çağdaş olmak üzere birtakım etkilerin varlığından söz edilebilir. En başta bir kültür geleneği olarak sözlü kültürün etkisini söyleyebiliriz. Türklerin Şaman/Bozkır geleneği içerisinde sürekli yeniden üretilen bu kültür İslamiyet’in kabulünden sonra da varlığını sürdürmeyi bilmiştir. Bu çerçevede kültürel bir genetik olarak sözlü kültürün egemen konumundan söz edilebilir. 

Öte yandan matbaanın kullanılmaya başlanmasıyla birlikte kitabın ulaşılabilir bir nesne olarak insan hayatına girişi söz konusudur. Ancak burada da bize özgü bazı durumlar vardır. Özellikle bir edebi tür olarak roman Tanzimatla birlikte kitleselleşmiş dolayısıyla okur sıfatını taşıyan bir kitlenin gazete ile birlikte varedicisi olmuştur. Lakin hem gelişi esnasında matbaaya hem de Tanzimatla birlikte tanıştığımız romana karşı bir muhalefetin o günlerde ortaya çıktığını biliyoruz. Yahya Kemal’in cami avlusunda “Roman okumayın!” diyerek halka nasihat eden hoca tiplemesi karşısındaki şaşkınlığı meşhurdur. Lakin meseleye yakından baktığımızda Yahya Kemal’in bu şaşkınlığının yersiz olduğunu da söyleyebiliriz; çünkü roman moderndir ve roman modernleşme pratiğinin kitlesel olarak üretimini mümkün kılar. Yani roman, ideolojisi Modernizm/Batılılaşma olan bir edebi türdür. Dolayısıyla cami avlusundaki hocanın, romanı bu yönüyle bir kültür ajanı olarak görüp lanetlemesinde şaşılacak bir şey yoktur. 

Tanzimatla başlayan modernleşme bizde Batılılaşma ve Batılı değerlerin kabulü ile halka -gerekirse zorla- nüfuz ettirilmesi biçiminde tezahür etmiştir. Bunun en önemli sonuçlarından birisi de aydın-halk karşıtlığı olarak ortaya çıkmıştır. Aydınlanmacı ve halka tepeden bakan aydın tipi istisnaları olmakla birlikte Türkiye’de aydın tipinin profilini vermektedir. Yakup Kadri’nin “Yaban” romanında halkın resmedilişi, Yakup Kadri’nin şahsında aydın-halk karşıtlığının bir örneğini sunmaktadır. 

Neticede Türkiye’de bürokratik aydının mevcudiyeti; lakin organik aydının yokluğunun söz konusu edilebileceği bir vasat ortaya çıkmıştır. Özellikle askeri darbelerin öncesinde ve sonrasında üniversite-ordu ittifakı da dikkate alındığında, Türk aydınının jakoben karakteri daha iyi anlaşılabilir. Buradan hareketle aydının geniş halk kitlesinin karşısında tercih ettiği politik duruşun da sorunlu olduğunu söyleyebiliriz. Söz konusu aydın-halk karşıtlığının neticesinde halk kendi sözlü geleneğinin sınırlı imkânlarına sarılmış ve kültürel konumunu onun sınırları ve sınırlılığı içerisinde üretmek/üretememek zorunda kalmıştır. 

Şimdi içinde bulunduğumuz çağda ise sözün bile kâr etmediği, Jacques Ellul’ün yerinde tanımlamasıyla “Sözün Düşüşü” olarak adlandırabileceğimiz bir noktadayız. Artık bakışın egemenliğinde her şeyin yansıya indirgenişi ve bir sonraki yansıyla birlikte öncekinin hafızadan silinişi ile görselliğin hoyrat hükümranlığından söz edebiliriz. Göz’ün ve bakış’ın tüketemediği hiçbir şeyin, kıymet ve itibarının olmadığı bir kertede ve bunun ideolojik saldırısı altında yaşıyoruz. Kültürel kötürümleşme bu durumun doğal bir sonucu olarak kendisini varediyor. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli ALİAYDIN, insanları harekete geçiren etkenlerin başında; ihtiyaçları, beklentileri ve farkındalıkları vardır. İlk sanayi devrimini yapan Batı Avrupa ülkelerinden İngiltere ve Fransaya baktığımızda, orada da erken dönemde halkın okuma seviyesinin düşük olduğu görülür. Halk tarımla uğraşmakta ve bilgiye ihtiyaç duymamaktadır. Haçlı seferlerinde görülenler ile Endülüs (İspanya) Devletinin gelişmişliği, Avrupalıların geri kalmışlığına ayna tutmuş ve bu durum okumalarını teşvik etmiştir. Bizde matbaa, yaygın bilinenlerin aksine engelle karşılaşmamış, hatta Sultan ve Şeyhüslim’dan maddi manevi destek görmüştür. Basılan ilk kitaplarının içerisine halkın okuması için teşvik yazıları vardır. Ve ilginçtir, Müteferrika, basılan kitaplar satılmadığı için iflas etmiştir. Bugün Norveç’te kişi başına altı, Türkiye’de altı kişi bir kitabı okumaktadır. Bizde az okumanın nedenleri arasında, bilginin öneminin fazla bilinmemesi ve ihtiyaç duyulmaması vardır. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 05.05.2011 15:29
Cevap :
Yazıya göstermiş olduğunuz ilgi ve yapmış olduğunuz tespitlerden ötürü teşekkür ederim.Aktardığınız bilgilerin doğruluğuna katılmakla birlikte benim yazımın temel amacı bizdeki kabullerden ziyade süreç içerisinde ortaya çıkan gerilimler üzerinden meseleyi irdelemekti.Dolayısıyla matbaaya karşı Osmanlı elitinin sizin de yorumunuz da ifade ettiğiniz yaklaşımının yanında halk da ne tür bir karşılığının olduğu benim açımdan sizin söz konusu ettiğiniz ifademle ilgili dayanak noktasını oluşturmuştur.Hattatların o süreçteki muhalefeti bilinmektedir kaldı ki bence bizim için konuyla ilgili esaslı tartışmayı başlatacağımız nokta Tanzimatla başlayan süreçtir.  05.05.2011 22:58
 

Muhakkak ki, kitap okuma alışkanlıklarını olumlu veya olumsuz olarak etkileyen birçok faktör daha sayabiliriz. Müsaadenizle bunlardan bir tanesi yazınıza ilave etmek istiyorum. Türkiye'de kitap fiyatlarının gelir düzeyine göre yüksek olduğuna inanıyorum. Ayda en beş kitap alan biri olarak (ki, bazı aylarda 10 hatta 15 bile olabiliyor) aylık bütçemden kitap için ayırmam gereken maliyeti çok yüksek buluyorum. Hele ki, basılan bir kitabın materyal maliyetinin 75 ila 100 kuruş (eski parayla 750 ila 1 milyon) olduğunu da bildikten sonra bu cümleyi yazmaya hakkım olduğuna inanıyorum. Bence, yazardan okuyucuya kadar uzanan bu zincirde asıl parsayı basım evleri alıyor, bu da kitap alıp okuma alışkanlığı önünde ciddi bir engel teşkil ediyor... Sağlıcakla Kalın...

Yorum Dükkanı 
 05.05.2011 15:06
 

Öncelikle olsa MB ortamına geç de olsa hoşgeldiniz demek istiyorum. Sayın Aydın, sorunu tarihsel olarak ele almış, geçmişi ayrıntıları ile işlemiş, ancak kitaba karşı olan neredeyse düşmanlık derecesindeki ilgisizliğin bugünü ilgilendiren asıl nedenlerini işlememişsiniz. Sadece son paragrafta görselliğin okumayı olumsuz anlamda etkilediğini kısacık vurgulamışsınız. Yazınızı beğendiğim için son paragrafı açmanız yönünde ısrarla öneride bulunmak istiyorum. Aksi takdirde bu anlamlı yazı eksik kalacaktır. Kitapların resmi bile beni heyecanlandırdığı için bloğunuzu ilgiyle okudum. Selam ve saygılarımla.

Güz Özlemi 
 05.05.2011 11:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 592
Kayıt tarihi
: 15.02.11
 
 

Edebiyat Bölümü mezunuyum. Uluslararası ilişkiler ve Yönetim Bilimleri alanında lisans üstü eğitim a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster