Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1501
 

Türkiye'de kadının adı yokken biz takıldık türbana

Türkiye'de kadının adı yokken biz takıldık türbana
 

Alıntı


Üniversitelerde türbanla ilgili yasak ve yıllardır yaşanan polemiklerden şahsen ben de sıkıldım. Özgürlük adına türbanla üniversiteye girsinler banane demeye başladım. Çoğu insan da bu tür karşı koyuşlardan yorulup aman boşver diyordur. Bu sosyal bir psikoloji ve yorgunluk yaratmadır. Pes etmelerinin nedeni de sosyal psikolojik yorgunluktandır.

Yıllardır türbanla ilgili direnen CHP de yoruldu. Direndikçe cümle alem karşı çıktı CHP'ye. "Girecekseniz girin yeter!" dedi sanırım.

"Türban diyelim ki siyasi simge olsa ne olur?" demişti başbakan. Doğru simge olsa ne olur ki? Giysilerin simge olması o kadar önemli değildir aslında. İlerde türban takmayanların azınlıkta olduğu üniversitelerde yaşanacak sorunları da düşünmek gerek.

Din dersinden neden rahatsız oluyorsunuz diyen bir bakanın olduğu bu hükümet, bir gün müslümanların türban takması gereklidir, bu 1400 yıllık gelenektir, müslümansan sen de türban tak derse şaşırmamalıyız.

Türbanlı sosyal hayata girmek o kızlarımızın inançları gereğidir. İnancı gereği farklı giyinen insanların dışlanmaması gerekmektedir. İnançların gerektirdirdiği herşeye acaba bu kadar müsamahalı mıyız?

Cevaplanması gereken sorular var. Bu sorulara cevap bulmak zorundayız.

1-) İnançları gereği bir kız kara çarşafla ile üniversiteye gelmek istese kabul edecek miyiz? Neden beni okula sokmuyorsunuz diyen kıza kafanızda cevap bulabilir misiniz?

2-) İlk öğretim ve Lisedeki kız da "Benim inançlarım gereği türban giymem gerekiyor" derse " Hayır, ünivetsiteyi kazanmamış kızın inancı olmaz" mı diyeceksiniz?

3-) Üniversiteyi bitiren kız kamuda iş isterse ve başını açmasını istersek, türbanla okuttun da neden iş vermiyorsun demez mi? O zaman neden okudum bunca yıl demez mi?

Nihayet türbanı siyasi nema olarak kullananlar kazandı. tebrik ederim onları. Ancak bunları uygularken devamındaki sorunları da göz önüne almak gerekir.

Daha geniş açıdan bakıldığında ne kadar boş işlerle uğraşan koca koca adamlar olduğumuzu da düşünmüyor değilim. Devlet işi gücü bıraktı iktidar muhalefet sanki çok büyük sosyal sorunmuş gibi türbanı tartışıyor olduk. Oysa bu koca adamlar Dünya Ekonomik Forumu’nun düzenli olarak hazırladığı “Küresel Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği” raporunun sonuçları oturup konuşmaları gerekmektedir. -Ekranlarda boy gösteren muhafazakar liberal demokrat formatlı gurubeler türbanı inanç/ifadeözgürlüğü ile özdeş gösterip, sonra da laikliğe karşı vurup vuruşturuyorlar. Hem ilerici görünüp hem gerici nasıl olunur ve bu nasıl karizmatik bir şekle sokulur onlardan öğrendim. Nasıl camiye gitmeden muhafazakar olunur, nasıl liberal görünüp de islamcı olunur, Ahmet Kaya'nın şarkısındaki gibi hem Allahçı hem kulcu nasıl olunur onlarda gördüm. Onlar bir tez konusu zaten.-

Laikliğin kolay tanımı klasikleşmiş: Din işleri ile devlet işlerini ayırmaktır. Bu tanım tam karşılığı değildir çağdaş demokratik laik devletin yaklaşımının. Çağdaş olan şudur: Laik devlet düzeni demek " Devletin bütün dinlere/inançlara eşit uzaklıkta olması" demektir. Türkiye ne zaman bütün dinlere eşit uzaklıkta oldu? Hiçbir zaman. Mezheplere de olmadı. Bu mesafeyi eşitlemek için ne yapıyoruz? Hiçbir şey. Zaten muhafazakar olan toplumu daha muhafaza etmek için ilerliyoruz.

Hem ilerici olup, hem de Atatürk'e tepme tokat girmek isteyen bu aykırı sıradışı liberal görünümlü cemaatçiler- onlar hakkında tezi boşverin kitap bile yazsam az gelir- çok da iyi bilirler ki , bu Cumhuriyet kurulduğunda kadınların okuma yazma oranı % 0.6 idi. Kadın ne seçer ne de seçilebilirdi. Sosyal hayatta kadın çok gerideydi.Türkiye'de kadın yoktu. Sekilerizm konusunda Atatürk suçlu gösterilirken, şimdi de bu kadar tutucu olmasının suçlusu da Atatürk gösteriliyor. Çok garip, TC başına gelen herşeyden Atatürk sorumlu tutuluyor.

İlahiyatçılara sorarsanız, kadına İslamda her dinden daha çok saygı vardır derler. Batıdaki kadın anlayışından çok üstünmüş kadına bakış. Bakışa bağlı tabi ki. Liberallere sorsanız bu ülke seküler olmasının cezasını çekmekte, islama öcü gibi bakmıştır demekte ve yine bu konuda Kemalizmi adres göstermektedirler. Liberal demokrat olup sekülerizmin eleştirilmesi de çok garip bir çelişidir....

Türban taktığı için okuldan mahrum olan kız sayısı kaçtır Türkiye'de? Kadınların eğitime ve sosyal hayata katılmamasının nedeni neredeyse türban sorunu gösteriliyor. İnsana pes dedirten yaklaşımlar. Gerçek sorunu bulmadan çözüm bulunamaz. Bunun faturasını da kadınlarımız/kızlarımız yıllarca ödemeye devam eder.

Polemiğe gerek yok bu konularda, rakamlara bakalım. 2010 Dünya Ekonomik Forumu'nun istatistiğine göre Türkiye, 134 ülke içinde kadın-erkek eşitliği konusunda 126. sırada yer alıyor! Tabloya göre Türkiye Yemen, Çad, Pakistan, Fildişi Sahilleri, Suudi Arabistan, Fas, Benin ve Mali’yi geride bırakırken, İran, Suriye, Umman, Bahreyn, Ürdün, Cezayir, Burkina Faso ve Kamerun’un ardında kalıyor!

Bu istatistikte dikkatinizi çeken birşey var mı? Farketmişssinizdir. Bu istatistikte Türkiye'nin önünde ve arkasında kalan ülkelerin tamamı müslüman yoğun ülkelerdir. Bunların da en demokratik islam ülkesi de Türkiye gösterilmektedir. Yalanlar, yalanlar, yalanlar

Bu istatistiklerin dayanağı kadınların Eğitim seviyesi, fırsat eşitliği, sağlık ve yaşam beklentisi, siyasi güç.

Okuma yazma oranı başta olmak üzere, ilk ve orta dereceli eğitim ile yükseköğrenime devam oranlarının değerlendirilmeye alındığı “eğitim seviyesi” bölümünde Türkiye 134 ülke içinde 109. sırada.

Kadınların toplam istihdam içerisindeki payının yanı sıra, üst düzey yöneticiler arasındaki kadın oranı, eşit işe eşit maaş ve kadınların ortalama gelir durumlarının ele alındığı “fırsat eşitliği” kategorisinde Türkiye 131. sırada. Bu bölümde Türkiye sadece Pakistan, Yemen ve Suudi Arabistan’ı geçebilmiş! Daha da kötüsü 2006’dan bu yana aynı kurumu yayımladığı raporlarla karşılaştırıldığında Türk kadının istihdam konusundaki durumunun her geçen yıl çok daha kötüleştiği görülüyor.

Ortalama yaşam seviyesi ve kalitesinin değerlendirmeye alındığı “sağlık ve yaşam beklentisi” kategorisinde ise Türkiye 134 ülke arasında 61. sırada.

Son kategori olan, kadınların sahip olduğu siyasi gücü meclislerdeki kadın oranı, hükümetlerdeki kadın bakan sayısı gibi kıstaslar bağlamında değerlendiren “siyasi güç” bölümünde ise Türkiye 99. sırada!

Dünya Ekonomik Forumu’nun rakamları bu şekilde…

Yabancı kuruluşların önyargılı ya da taraflı davranışlar içine girebileceği gerçeğini göz önünde tutarak gerçekliğe ulaşmak adına bu noktada yapılacak işlerden biri aynı alanda yayımlanmış başka raporlara bakmaktır.

Hemen ekleyelim ki pek çok yerli ve yabancı kurumun yayımladığı istatistiklerde Türkiye adına benzer durumla karşılaşmak mümkün…

Gelin bir de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilgili konuda görev yapan bir kurumunun raporlarına bakarak, yabancı kurumların istatistikleri ile bir karşılaştırma yapalım…

Bugün ülkemizde Başbakanlığa bağlı olarak görev yapan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü adında bir kurum var. Bu kurum geçtiğimiz Şubat ayında “Türkiye’de Kadının Durumu” adlı bir rapor yayımladı.

Bu raporun Türk kadının siyasi gücünü değerlendirdiği kısmına bakarsanız, aslında Dünya Ekonomik Forumu’nun 2010 raporunun aynı başlıkta Türkiye’ye insaflı davrandığını göreceksiniz. “Türkiye’de Kadının Durumu” raporuna göre TBMM’de yer alan kadın milletvekillerinin oranı 2007 seçim sonuçları itibarıyla %9, 1’dir. Bu oranla aynı rapora göre Türkiye’nin dünya ülkeleri arasındaki yeri 109. sıradır. Hâlbuki Dünya Ekonomik Forumu’nda bu kategoride Türkiye 99. sırada gösterilmektedir…

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün söz konusu raporunda yer alan resmi rakamlara göre Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı 1999’da %34, 1 iken 2008’e geldiğimizde bu oran %24, 5 düzeyine gerilemiştir. Bırakınız ilerlemeyi, sabit bir oranda durmak dahi söz konusu değil! Rakamlar ortada…

Aynı raporun kadınların eğitim durumuna ilişkin bölümünde yer alan resmi verilere göre tüm Türkiye’de 2009 yılı itibarıyla okuma yazma bilmeyen kadın sayısı 3.730.553’tür. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde kadın nüfusunun yaklaşık yarısı okuma yazma bilmemektedir.

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın <ı>“Kadınım, İşsizim, Mutsuzum” adlı raporuna göre bugün toplam işsizlerin üçte biri kadınlardır.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın <ı>“Kadınların Siyasete Katılımını Artırmak” başlıklı raporuna göre ise Türkiye’de 2009 yılında çalışan kadınların %59’u sosyal güvenceden yoksundur…

Ülkenin kadınlarının durumu bu kadar acı bir halde iken; ülkenin bir bölümünde tüm bu sayılan verilerin dışında, berdel, töre cinayeti, başlık parası, aile içi şiddet gibi çağdışılıklar gelenek ve inanç adı altında yıllardır kol gezmekte iken bu ülkenin idaresini elinde tutanlar ne yapıyor?

Şimdi burada bir sorun var. Ya bu hanımefendiler ya da yukarıda örneklerini gördüğümüz yerli ve yabancı kuruluşların Türkiye’ye ilişkin raporları doğruyu söylemiyor…

Bir taraftan Türkiye, kadınının durumu bakımından 134 ülkenin 126.sı olarak lanse edilir ve ülke AKP yönetimi altında cinsiyet ayrımcılığı meselesinde dünyada zirveye oynarken, “ağız birliği” ederek, “Türkiye’de son yıllarda kadın hakları konusunda ciddi ilerlemeler kaydedildi” de ne demek oluyor?

Türkiye'de şu gerçek var ki , Türkiye'de kadının adı yok.

Türkiye'de kadın yok. Siyasete ilgisiz, iş hayatına ilgisiz bir kadın profilimiz var. Liberal Demokrat fetvalar verenler, kadın - erkek eşitliği'ne giden yolda yandaş oldukları muhafazakrlarla bu nasıl birleştirecekler merak ediyorum doğrusu.

Şimdi biz oturmuşuz koca koca adamlar türban konuşuoyuruz.

Bana göre türban siyasi bir simgeden ziyade sosyolojik bir simgedir. Türban takan kadınlar bana : "Ben erkeğimden gelen herşeye razıyım, birden fazla eşe de dahil, erkeğime tabi olmaya hazırım." mesajı vermektedir. Bu bağlamda erotik de bir simge sayılır.

Kuran'ı okuyanlar ayrıca "Allah'ın boyasıyla boyanmak "diye bir cümle okuyacaklardır. Bu Allah'ın boyası barış, hayır, güzellik, iyilik, insaf, vicdan, adalet kavramlarına bağlı yaşamak demektir. Bu bağlamda Atatürk gerçek anlamda Allah'ın yolunda devrimler yapmıştır.

Atatürk Kuran'dan farklı olarak kadınlar için ne yenilik getirmiştir?

1-) Erkeklere birden fazla kadınla evlenme hakkı vermemiştir.

2-) Kadınların miras hakkındaki oranı artırmıştır. Kadın ve Erkek paylarını eşitlemiştir.

3-) Kadınların da siyasi ve sosyal hayatta seçme ve seçilme hakkını vermiştir.( Kadınlar ve toplum bunu istmemiştir, Atatürk siyasi gücünü kullanarak bunu dayatmıştır meslise).

Atatürk'e din ve laiklik konusunda karşı olanlar oturup bir daha düşünmelidir. Bunları yaptı diye Allah sizce Atatürk'ü ve onu destekleyenleri cezalandırır mı? Hatta bu Allah'ın ısrarla üzerinde durduğu adil olmakla eşdeğer olduğu için ödüllendirilebilir de. Allah belki Atatürk'e bu nedenle karşı olanları suçlu da bulabilir. Kimbilir?

Bunlar Allah'la Atatürk arasındaki bir sırdır ve bizim bu konuda yapacağımız hiçbirşey yok.

Bu toplumun zaten muhafazakar olan statükosunu savunan ve destekleyen ilerici liberal demokrat aydınlar, daha da muhafakarlaşan Türkiye'de kadınların nerde olacağını oturup bir kez daha düşünseler de, kadınlarımızın kafasını karıştırmasalar iyi olur..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 105
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 38
Ort. okunma sayısı
: 3793
Kayıt tarihi
: 05.11.08
 
 

İ. Ü. İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler 1989 mezunuyum. 1993'ten beri uluslararası fındık ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster