Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '07

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
332
 

Türkiye'de okumanın anlamsızlığı üzerine

Türkiye'de okumanın anlamsızlığı üzerine
 

Hayatım her zaman okulun ne kadar gerekli olduğu düşüncelerini yorumlamak ile geçti. Ancak asla okul ile bir problemim olmadı. Bitirdiğim okulların hepsini aşılması gereken bir engel olarak gördüm. Bu bazen canımı çok sıkmakla beraber iş hayatına bir adım daha yaklaştığımı hissederek hep sabır ettim. Üniversiteyi bitirdiğimde de artık hiçbir ders kitabını elime almayacağıma dair yemin etmiştim ve okulu bitirir bitirmez kitapların hepsini ısınmak amacıyla yaktığımı hatırlıyorum.

Bir anda bedenimi kaplayan bu rahatlama hissi askerliğim bitene kadar devam etti. İşsizlik denilen insanın içini kemiren, kendini gayet yararsız hissettiği o sancılı süreç ile henüz karşılaşmamıştım.

İlk iş görüşmemi hatırlıyorum. Küçük dağları ben yarattım havasındaki görüşmeci kısa özgeçmişimi dinledikten sonra birbiri ardına sıraladığı sorular ile beni bayağı terletmişti. Görüşme ne istediğimi anlatamadan bitmiş biz sizi ararız sözünden en ufak bir umut bile çıkarılmaması gerektiğini henüz kavrayamamıştım.

Aylar boyunca bir sürü iş görüşmesi deneyimi yaşamış ve her görüşmenin beni bir açmaza götürdüğünü düşünmeye başlamıştım. Ücret aralığı belirtmediğim halde ısrarla öğrenmeye çalışıp daha düşük bir ücretle çalışmam gerektiğini söyleyenler, söylediğim her cümlenin ardından sözde nasihat verenler, işin niteliği deneyim gerektirmediği ve deneyimim olmadığı halde işi gereksiz yere abartanlar, mezun olduğum üniversiteyi duyunca suratını buruşturanlar (Kaldı ki ben Celal Bayar Üniversitesi işletme bölümü mezunuyum, uzaylı değil)...

Geçen onlarca iş görüşmesinden sonra nihayet aradığım işi bulabilmiştim. 5 görüşme de olumlu sonuçlanmış, yeni işime başlamam için bir engel kalmamıştı. Geriye dönüp baktığımda hayatımın 9 ayı iş bulma endişesi, giderek artan bir gerilim, bir sürü gereksiz görüşme oldu.

Şu an ne yapıyorum derseniz... 5 yıldır çalışıyorum. Üniversitede iken ilk işi bulmanın bu kadar zor olabileceğinin farkına varamamıştım. Aslında bu durum üniversitelerin birer yüksek lise'ye dönüştüğünün, siyasılerin sadece oy almak uğruna iş potansiyeli yaratmadan, gerekli önlemleri almadan onlarca üniversite açma çabasının olağan sonucudur. Gençler ise çaresizce yalnızca üniversiteli olmak için ve sadece geçimlerini sağlayabilecek bir iş bulmak amacıyla bu okulları tercih etmektedir.

Artık devlet bu genç nüfusu doğru yönlendirme görevini birazcık olsun hatırlayarak, üniversitelerin içini doldurmalı, gençlere araştırmanın yolunu açmalıdır. Çünkü halk arasında okuyup da ne olacak söylemini haklı çıkaracak bir çok sebep olmaktadır.

Bu benim ilk yazı yazışım ve ilk paylaşımım. Belki iyi belki kötü ama kafamda şekillenenleri paylaşmak istedim. Beni Milliyet Blog ile tanıştıran eşim Pınar SEVİM'e teşekkür ederim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aramıza hoş geldiniz... Eğitimin ne yazık ki kanayan bir yara olduğunu düşünüyorum.Hala ezberci bir eğitim sistemi.Aman açıkta kalmayayım bir üniversite olsun diye tercih yapan gençler.Kaçı istediği bölümde okuyup, kaçı istediği işi yapabiliyor ki... İş bulanların şanslı olduğunu düşünürsek bunun için yakınmamaları gerekir zaten...

papatya altı yüz elli 
 09.10.2007 9:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 417
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Son zamanlarda klarnete merak salmış, eşinin zoru ile kitap okuyan, satış mühendisi olarak görev yap..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster