Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Prof. Dr. İbrahim Ortaş

http://blog.milliyet.com.tr/ibrahimortas

15 Ağustos '09

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
1600
 

Türkiye’deki en iyi üniversitelerin bilinmesi neden önemlidir?

Türkiye’deki En İyi Üniversitelerin Bilinmesi Neden Önemlidir?

Neden Türkiye Üniversiteleri Dünyadaki İlk 500 Arasına Giremiyor -7

Prof. Dr. Ibrahim ORTAS, Çukurova Üniversitesi, iortas@cu.edu.tr


Özet

Türkiye’nin en iyi üniversitesi hangisi sorusu sıkça sorulmaktadır. Prof. Dr. Ural Akbulut ve arkadaşlarının ilk defa sorumluluk alarak ölçülebilir kriterlere bağlı bir sıralama yapmışlardır. Bir ilk olarak önemli ve kriterlerin zenginleştirilmesi için kurumsal düzeyde konunun işlenmesi yararlı olacaktır. Şimdilik beklenen durumun ötesinde çok büyük bir değişim görülmüyor. Ancak oluşturulan tablolar her üniversitenin kendi potansiyelini ve değerlendirmedeki yerini görmesi bakımından önemli. Öğrenciler ve araştırma projesi veren kurumlar için bu değerlendirme bir ölçüt olacaktır.

Türkiye’nin bilim yapma potansiyeli ve akademik alt yapısı biliniyor. Türkiye üniversiteleri dünyadaki en iyi 500 üniversite arasına girmede zorlandıkları aşikâr. Bunun nedeni Türkiye’nin ciddi bir bilim politikasının olmamsı veya varsa da toplum tarafından yeterince bilinmemesi ve uygulanamamasıdır. Türkiye’nin ciddi bir eğitim reformuna ve özerk yükseköğretime sahip olması artı zorunludur. Bilim ve eğitim en üst düzeyde desteklenmedikçe Türkiye’nin dünyada hak ettiği yere gelemeyeceği artık çok açıktır.


İlgilenenler


Neden En İyi Üniversitenin Bilinmesi İsteniyor

Yüksek öğretim alanında başta ABD ve İngiltere’deki üniversiteler olmak üzere gerek iyi öğrenciyi bünyesine alabilmek ve de gerekse devlet ve endüstride mali destek almak için farklılıklarının öne çıkmasını özellikle istemektedirler. Üniversitelerin farklılığı çoğunlukla ürettikleri makalelerin uluslararası nitelikte taranan dergiler içinde olması, makalelerin kullanılabilme durumu, bunun yanında öğrencilerin üniversitelerini tercihleri ile ortaya çıkıyordu. Bunun yansıması ise mezunların işe girebilme, mezunlarının diğer üniversiteler düzeyinde doktora bursu bulabilme, Öğretim üyelerinin uluslararası alandaki başarısı, ürettiği bilginin teknolojiye dönüşebilmesi gibi kriterler de dikkate alınmaktadır.

Son yıllarda buna paralel ölçme değerlendirme yöntemleri ile değişik düzeylerde en iyi üniversite sıralaması yapılmaktadır. Özellikle ABD ve İngiltere’de eğitimin paralı hale gelmesi yanında yüksek öğretime olan ilginin giderek düşmesi doğal olarak üniversite eğitimi almak isteyen öğrencilere de en iyi üniversiteyi bilme hakkı doğmaktadır. Ülkemizde de bu yılki ÖSYM yerleştirme sonucuna göre çoğunlukla vakıf üniversiteleri olmak üzere 88 bin kontenjanın boş kalması gelecekte bizde de iyi ve kaliteli üniversite talebini belirginleştirecektir.

Gönül istiyor ki bütün üniversiteler aynı kalitede olsun ancak gerçekte üniversitelerin sahip oldukları yetişmiş insan gücü ve alt yapısı ile farklıdırlar. En iyi veya nitelikli üniversitelerin varlığı o üniversitenin yöneticileri ve diğer paydaşları tarafından bir gurur kaynağı olmaktadır. Doğal olarak o üniversitede okuyan öğrenciler de iyi ve niteliği olan bir üniversitede okumanın gururunu yaşamaktadırlar.


İlk 500 Üniversite İçinde Olmak Önemli

Bildiğim kadarı ile çoğunluğu Amerika kıtasında olmak üzere dünyada 13 bin üniversite bulunuyor. Dünyada en iyi Üniversite sıralaması konusunda, ülkeler kendi içindeki sıralamayı yaptığı gibi kıtalar arası en iyi üniversite sıralaması yapılıyor. Bu sırlamayı yapan kurumlar Çinin Jiao Tong üniversitesi, İspanyolların Webometrics ve Amerika’da Times dergisi, US News ve World Report tarafından yapılmaktadır. Bu sıralamalar içinde şu ana kadar en çok ilgi ve kabul gören ise 2003 yılından Çin’in Jiao Tong Üniversitesi tarafından dünyanın ilk 500 üniversitesinin sıralaması gelmektedir. Türkiye'de de basında birkaç yazarın dışında üniversitelerden sınırlı sayıda bilim insanı ülkemizin bilimine ne katarım diye konuyu irdelediklerini görüyorum. ULAKBİM Türkiye'nin Bilimsel yayın Göstergeli başlıklı iki kapsamlı kitap yayınladılar. Türkiye’deki bilim kuruluşlarının toplam ve tek tek bilim alanları yönüyle bilime katkıları geniş boyutlu olarak işlendi.

Türkiye'de de bu sıralama sınırlı ölçüde tartışıldı; benim de bir çok yönden değerlendirdiğim ve halen bitiremediğim “Neden Türkiye Üniversiteleri ilk 500 sıralamasında yok?” sorgulamam devam ediyor. Ancak ne yazık ki YÖK dâhil hiçbir üniversitemiz kurumsal düzeyde konuyu tartışmadı. Diğer bir ifade ile kendisini sorgulamadı.


Türkiye'nin de En İyi Üniversiteyi Belirleme Modeli Var

Eğitimin çoğunlukla metalaştığı günümüzde Abbas Güçlünün ifadesi ile "En iyi benim" dediği bir ortamda, objektif bir değerlendirme kaçınılmaz olmuştur. Ülkemizde konunun tartışılmasının ülkemiz ölçeğindeki değerlendirmesi son birkaç gündür Milliyet gazetesinde Abbas Güçlünün köşesinde ilgi ile izlenmektedir. Sayın Güçlü ODTÜ eski Rektörü Prof. Ural Akbulut ve arkadaşlarının 9 kriter üzerinden hazırladıkları Türkiye’nin en iyi üniversitesi çalışması sonuçlarını tablolar halinde değerlendirerek yayınlıyorlar.


Prof. Dr Ural Akbulut ve arkadaşlarının kriterleri Sayın Güçlünün iletisi ile şöyle;

1) Toplam yayın sayısı

2) Kişi başına düşen yayın sayısı

3) Belirli aralıklarla örneğin 2000-2008 arası yapılan yayınlara 2008’de yapılmış toplam atıf sayısı (araştırma)-ISI

4) 2000-2008 arası yapılan yayınlara 2008’de yapılan kişi başına düşen atıf sayısı (araştırma)-ISI ve YÖK

5) 2000-2008 arası yapılan toplam yayın, konferans ve atıf sayısı (araştırma)-Google Scholar (GS)

6) 2000-2008 arasında öğretim üyesi başına düşen yayın, tebliğ ve atıf sayısı (araştırma) -GS ve YÖK

7) Toplam doktora öğrenci sayısı

8) Doktora öğrencilerinin toplam öğrenci sayısına oranı

9) Öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı


Şimdilik Sayın Akbulut ve arkadaşlarının çalışmasından çıkan sonuçların oluşturduğu tablolardan bazı üniversiteler bazı yönlerden çok öndeyken bazı parametrelerde aynı üniversite sıralamanın gerilere düşebilmektedir. Buradan çıkan sonuç. Bazı ölçülen kriterler çok önemli değil veya başka ölçütlerin sürece katışması gerektiğini ortaya koymaktadır.


En Başarılı Üniversite Değerlendirilmesinde Türkiye Modeli Ne Denli Başarılı

Doğal olarak Sayın Akbulut ve arkadaşlarının sınıflamasına sorulacak çok sayıda soru var. Bunların başında öğrencilerin üniversite tercihi nedir? Mezuniyet sonrası ALES sınav sonuçları, Tıp fakültesi sonrası yapılan uzmanlık sınavı (TUS) başarı durumu yanında, mezunların başka ülkelerde yüksek lisans ve doktora için burs bulabilme ve tercih edilme durumu, iç akreditasyon değerlendirmesi, üniversitelerin uluslararası ilişkileri, aldığı ulusal ve uluslararası proje desteği gibi kriterler ölçülebilir. Bu kriterler ile birlikte Türkiye'nin en iyi üniversite sıralaması daha güçlü olarak yapılabilir. Ayrıca son yıllarda üniversitelerin internette taranabilme durumu. Öğretim üyelerinin uluslararası ilişkileri, üniversitelerin yayınlarının ve etkinliklerinin izlenmesi de bir kriter olarak dikkate alınmaktadır.

Ancak şu anda bir çok parametreye rağmen üniversitelerin bilimsel makale sayısı, tabii A, B ve C sınıfı dergilerde yayınlanma durumu, öğretim üyesi başına yayın sayısı, yayınların refere edilme durumu, uluslararası ve yerel kitap ve kitap bölümleri en önemli kısmı oluşturur.


Yerleşik Üniversiteler Halen En İyi Üniversitelerdir

Bu kriterler kolayca ölçülebilecek ve herkesin kolayca erişebileceği değerlerdir. Bu veriler üzerinden ve 500 üzerinde yapılan puanlamada üç aşağı beş yukarı üniversitelerimizin genel durumunu yansıtıyor. Prof. Dr. Altan ONAT CBT dergisinin Ağustos 2009 Sayı 1167 sayısında yayınlanan “Günümüzde Türkiye’nin en iyi 60 Bilim Kurumu” adlı makalesinde Türkiye'nin bilim dünyasına katkısının binde 6 düzeyinde olduğunu ve bilimsel makale ve atıf katkıları yönünden 7 kamu üniversitesinin ülkenin toplam bilimsel performansının %40’nı oluşturduğunu belirtiyor. Geriye kalan üniversiteler Türkiye'nin bilime katısının %60 olduğu ortaya çıkıyor.


Vakıf Üniversitelerinin başarısı Sahip Olduğu Üretken Öğretim Üyesine Bağlıdır

Ülkemizde son yıllarda dünyada örneği görülmedik biçimde hızla açılan vakıf ve devlet üniversiteleri gerçeği sıralamayı etkilemektedir. Öncelikle vakıf üniversiteleri daha mezun bile vermeden başka üniversitelerden adına ne dersek diyelim daha iyi yaşam koşulları sağlayan ücretle bünyelerine kattıkları daha üretken akademisyenler tarafından yapılan yayınlardan dolayı bazen ön sıralara çıkabilmektedirler.

Türkiye’nin en iyi üniversitelerinin başarısı üniversitelerin sahip olduğu üretken öğretim üyesi sayısı ile denk gözüküyor. Özelliklede vakıf üniversitelerine geçen üretken öğretim üyelerinin çıktıları ile üniversitenin başarısı arasındaki ilişki önemli bir gösterge oluyor. Bu bağlamda üniversitelerin en iyi öğretim üyesine sahip olma anlayışı önümüzdeki denemde çok daha ön plana çıkacaktır.


En iyi Türk üniversitesi çalışmalarının sonucunda ortaya çıkan durumun özeti;

-Kamu ve vakıf üniversiteleri kendi içinde ikiye ayrılıyor

-Vakıf Üniversitelerinden maddi gücü olan ve verimliliği yüksek öğretim üyelerini bünyelerine katabilen üniversiteler öğretim üyesi başına yayın sayısı yönünden önemli bir yere sahip oldukları ve tablonun ön sıralarına yerleştikleri görülüyor. Diğer vakıf üniversitelerinin bilimsel araştırma ve makale üretmekten çok ders veren kurumlar durumunda oldukları anlaşılıyor.

-Kamu üniversiteleri özellikle de yerleşik olanlar halen ciddi bir potansiyeli bulunmaktadır. Kamu üniversiteleri sahip olduğu yüksek öğretim üyesi sayısı yanında düşük makale sayısı ile öğretim üyesi veya kişi başına üretilen makale sayısı ile verimsiz konumdadırlar.

Çok üzülerek görüyorum ki kamu üniversiteleri bugün rektörlük seçimleri ve ataması sisteminin yarattığı bilimsel yönetimden çok mahalli idare yönetimini andıran yapısı ile dinamizmini kaybetmiş ve bu dinamizm, vakıf üniversitelerine kaymış durumdadır. Vakıf üniversiteleri, akademik kadroları sınırlı ve niteliğe bağlı eleman aldıkları için öğretim üyesi başına akademik başarı bazı üniversitelere göre çok yüksektir. Bu durum üniversite sıralamasını etkilemektedir.

-Anadolu’daki bazı üniversitelerin özellikle de akademik kadrolarının genç ve akademik yükselme eğilimi nedeniyle hızla indekse giren yayın yapma eğiliminde olduğu görülüyor. Ancak buralarda üretilen makalelerinde çoğunlukla ikinci ve üçüncü sınıf dergilerde yayınlandığı ve atıf alma düzeyi çok düşük durumdadır.


En İyi Üniversite Sıralaması Neyi Değiştirir? Kime Yardımcı Olur

Şimdilik Sayın Akbulut ve arkadaşlarının değerlendirmesi önemli. En azından ülkemizde yeni de olsa bir ölçme değerlendirme yapımız var.

Bu sonuçlardan en çok yararlanacak olan

1. Öğrenciler,

2. Başka ülkelerin üniversiteleri Türk üniversiteleri ve öğrencileri hakkında karar verirken yararlanabilecekleri bir kaynaktır.

3. YÖK, TÜBİTAK ve TÜBA’nın şimdilik geleceğe yönelik iyi üniversiteye daha çok kaynak ve kadro aktarma konusunda ne düşündüğünü bilmiyorum ancak dikkate almaları yararlı olacaktır.

4. Ayrıca, MEB ve ÖSYM gibi kurumlar da konuya sahip çıkarak geleceğe yönelik yerleştirme planları yapabilirler.


Bu değerlendirme Türk Üniversitelerini İlk 500 sıralamasına alır mı?

Bugüne kadar ilk 500 sıralaması yapan kuruluşların değerlendirmeleri dikkate alındığında Türkiye üniversitelerinin toplam makale üretme bakımından dünya 18-20. sırasına geldiği ancak bu yayınların niçin ve nasıl yapıldığı ortada. Ancak üretilen makalelerin kalitesi ve atıf alma durumu yönünden 32-39’cu sıralar arasında yer aldığı görülüyor. Bütün verilerde bilimsel kalite bakımından ileriye değil geriye doğru gittiğimiz görülmektedir.


Sorun Nasıl Giderilir?

Sayın Akbulut ve katkısı geçen hocalarımı kutluyorum. Ülkemizin de kendine özgü model geliştirmesi önemli. Hatta bu konuda kurumsal düzeyde sistematik çalışma yapmak gerekir. Önerim her üniversite kendisini masaya yatırmalı ve ileriye doğru nasıl gelişeceklerini tartışmasıdır. Üniversitelerin öz değerlendirebilme süreçlerini yapmalı veya varsa kurumsal düzeyde yenilemeli. Güçlü ve zayıf yönlerini bilerek geleceğe yönelik önlem alması yararlı olacaktır.

Doğal olarak dünyanın en büyük 17. Ekonomisi, Dünya bilimsel makale üretimi yönünde 19. sıradaki ülkemizin halen bırakın ilk 100, ilk 500 sıralamasında bir üniversitemizin gerçek anlamda olmaması gerçeği bütün çıplaklığı ile ortada. Umarım ülkemiz bunu ağırlığına yakışır bir şekilde aşar. Ayrıca kendi büyüklüğümüzdeki ülkeler ile kıyasladığımızda nereye gittiğimiz ortada.

Üniversitelerin bilim politikası oluşmadıkça, bilimsel hiyerarşi tarafından özerk ortamda yönetilmedikçe ileriye değil geriye gidileceği kaçınılmaz olacaktır. Bunu test etmenin yolu eldeki ölçülebilir verilerdir.

Sonuç olarak Türkiye'nin bir yerde kendi üniversitelerini masaya yatırması zorunludur. Köklü bir eğitim reformu yapmak kaçınılmaz. Yoksa 3G (N) teknolojisinden sonra 4G teknolojinsin ne zaman çıkağını bekleriz gibime geliyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 189
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1156
Kayıt tarihi
: 21.06.07
 
 

1985 yılında Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi’nde mezun oldum. 1986 yılında Şanlıurfa Köy Hiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster