Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '12

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
13071
 

Türkiye Demokrasisinin Dünyadakilerden Farkı

Türkiye Demokrasisinin Dünyadakilerden Farkı
 

Grafiği daha net görmek ve diğer grafikler için yandaki galeriye göz atabilirsiniz


DEMOKRASİYE NASIL GEÇİLMELİ?

Devletlerin hayat ağacında demokrasi

UYARI

1)Bu yazıda geçen kavramları anlayabilmek için “Nedir bu sağ ve sol görüş” başlıklı yazıyı okursanız, yanlış anlamaların önüne geçmiş olursunuz.

2) Yazı uzun olduğu için okuyamıyorsanız çıktısını alarak okumayı deneyin

Okuyucularım için hazırladığım siyasette bilinçlenme yazılarının ikincisinde öküzlemesine yaşamdan sıyrılmak adına yeniden birlikteyiz.

İlk yazımızda sağ ve sol kavramları, dünyadaki ve Türkiye’deki gelişimi üzerinde durmuş, sağ ve sol ile ilişkili kavramları öğrenmiştik. Şimdi artık bunların hepsini bildiğimize göre biraz daha detaya inebiliriz. Şimdi demokrasiye geçen bir devletin hayatının basamaklarına bakacağız. Lakin burada yeni öğreneceğimiz bir kavramı en başta tanıtalım; militan demokrasi.

MİLİTAN (Kendini koruyabilen) DEMOKRASİ

Militan demokrasi adından da anlaşılabileceği gibi mücadeleci bir demokrasidir. Yani bu demokrasi katiyetle “Bir başka düzene geçmek için araç olarak” kullanılamaz.

Bir ülkede militan demokrasinin gelişmesi için iki şartın yerine gelmesi gerekir. Ya halk demokrasi kültürüne sahip olmalı, ya da bir ülkenin başından çok sert bir diktatör geçmiş olmalıdır.

Diktatörler gelişmemiş demokrasilerden çok rahat türeyebilirler. Örnekse Hitler demokratik bir seçimle başa gelmiş, muhafazakâr bir söylem kullanmış, sonra faşizme geçmiş sonra da kendisine has derecede sert bir yönetimle ülkede vahşete neden olmuştur.

Ardından gelişen süreçte halk insanları kendisi gibi düşünmeyenlere ayrımcılık yapmanın, aşırı uçtaki ideallerin peşinden gitmenin ne derece vahim sonuçlara yol açabileceğini öğrenmiş ve bir daha demokrasiyi kullanarak kendi yönetim anlayışını halka dayatmak isteyenlere izin vermemiştir.

Ülkedeki yasalar ve yargı sistemi de bu tip diktatör adaylarının gelişimini engellemek için yürütmenin ellerine yasalardan prangalar vurmuştur. Yani demokrasi, kendisini kullanmak isteyenlere karşı her türlü önlemi almıştır.

İngiltere, Amerika, Fransa ve Almanya gibi militan demokrasiyle yönetilen ülkelerin hiçbirinde “Halkın yüzde bilmem kaç oyunu aldım istediğimi yaparım” diyemezsiniz. Buna hem halk karşı çıkar hem de yasalar sizi en ağır şekilde cezalandırır ve demokrasi sahnesinden silinip gidersiniz.

İngiltere’de halkın %90 oyunu da alsanız Kraliçe’nin ailesinin yetkilerini ortadan kaldıramazsınız. Amerika’da halkın %99 oyunu da alsanız Federal Mahkemenin Amerikan Başkanı üzerindeki ağır denetim yetkisinin sınırlarını değiştiremezsiniz. Bunu denediğiniz anda siyasi hayatınız biter ve muhtemelen ortadan kaldırmak istediğiniz Federal Mahkemede yargılanırsınız.

DÜNYADA DEMOKRASİ NASIL DOĞAR VE GELİŞİR?

Şimdi gelelim dünyada sıradan bir ülkede demokrasinin gelişimi nasıl olur sorusuna. Şimdi basamak basamak bu gelişim aşamalarını inceleyelim. Bunu çok kısa ve özet olarak yukarıdaki ağaç grafiğinde de görebilirsiniz.

DÜNYADA SAĞ SİYASET YOLUYLA MİLİTAN DEMOKRASİYE GEÇİŞ

1) Öncelikle bir ülkede tek kişinin yönetiminin olması gerekir. Bu kral, padişah, sultan, şah veya bir başka tek adam ya da sınıf olabilir. Bu yönetici sınıfının ekonomik güçlerinin çalışan ve toplumun alt ekonomik sınıflarıyla aralarında büyük bir uçurum olması ve en önemlisi halkın bundan son derece rahatsız olması gerekir.

Kendisi fakirken yöneticileri zengin olan ülkede halk bir çeşit ayaklanma ile yönetimi devirir ve yönetime el koyar. Buna devrim denilmektedir.

2) İkinci aşamada fakir olan ve ezilen halk eşitlik kavramı üzerinden gider ve çalışanın parasını almasına dayalı bir sistem oturtmak ister. Halkın fakir, yöneticinin zengin olmaması için geçilen bu modelin adı sosyal demokrasidir. Hatırlarsak geçen yazımızda bu ve diğer kavramları öğrenmiştik.

3) Üçüncü aşamada fakirlerin ekonomik seviyelerini artırmaya yönelik planlanan sosyal demokrasinin başarıyla uygulanması halkta bir zenginleşme yaratır. Özellikle üretici kesimin cebi para görmeye başlar. Köylü ve işçi kazanmaya başladıkça ekonomi politikası merkez sola yaklaşır.

4) Dördüncü aşamada artık halkın en alt kesiminden yukarıya doğru ilerleyen bir zenginleşme söz konusudur. Dolayısıyla bir sermaye sınıfı oluşur. Halkın zenginleşmesiyle halk artık merkez sağa doğru kayar.

5) Beşinci aşamada ülkedeki zenginlik seviyesi oldukça artmıştır ve insanlar artık temel yaşam dertlerinden büyük ölçüde sıyrıldıkları için yaşam kalitelerini artırma ve zenginliklerini artırma eğilimine girerler. Dolayısıyla ekonomik özgürlükleri savunan liberalizme geçerler.

6) Altıncı aşamada yavaştan işin suyu çıkmaya başlar. Burada muhafazakârlık gelişir. Sermaye sahiplerinin haklarını korumanın önemi ön plana alınır. Zenginlerin haklarının savunulması fikri uygulanır.

Ancak kırılma noktası burasıdır. Çünkü zenginleştikçe zenginleşen sermaye sahiplerinin az parayla çok iş yaptırmaya başlaması bir yandan ülkede yeni bir fakir sınıfın doğmasına neden olur. Ancak muhafazakârların fanatik şekilde peşinden giden kitlesi bu yeni fakir kesimin çıkarlarını yok sayarlar.

7) Bu aşamada bir önceki yazıdan da hatırlayacağımız gibi muhafazakârlığın bir üst seviyesi olan faşizme geçilir. Ülkede kendi görüşünden olmayan herkes bastırılır, yıldırılır, gerekirse yok edilir. Faşizm aslında demokrasinin ortadan kalktığı andır.

Demokrasinin özgürlükleriyle başa gelenler zenginlerin haklarının savunulduğu ve aksi yönde düşünenlerin tüm özgürlüklerinin yok edildiği bir dikta rejimi doğar. Yine dünyadaki pek çok diktatörü buna örnek verebilirsiniz. Hitler, Mussolini gibi liderler bu aşamalarla başa gelmiş olan diktatörlerdir.

8) Sekizinci aşama halkın “Yaparak yaşayarak öğrendiği” aşamadır. Hitlerin taraftarları kendisi gibi düşünmeyenlerin tüm haklarını alıp tüm hakların kendilerine verilmesinin çok iyi olduklarını düşünmüşlerdi.

Oysa sonuçta kendi gibi düşünenler de dahil milyonlarca insan öldü. İşte diktatörlüğe geçiş öyle bir süreçtir ki diktatör asıl amacı olan eyleme geçmek için son darbeyi indirene kadar bütün halk kör olur ve bir adım ötesini göremez.

9) Dokuzuncu aşama da artık faşizmin kendisini tükettiği aşamadır. Büyük olasılıkla ya savaş, ya iç savaş, ya da çok önemli katliamlar yaşanır. Halk yaşanan kaousun ardından yönetimi tekrar ele alır ve devleti yeniden organize eder.

Ancak artık asla aşırı uçların gelişmesine izin verilmez. Bu en sert şekilde yargıyla sağlanır. Demokrasiyi, demokrasiyi ortadan kaldırmak için araç olarak kullanmaya hem halk hem de tüm kurumlarıyla devlet izin vermez.

Dolayısıyla artık demokrasi araç değil amaçtır. Kimse onu kullanamaz. Demokrasi kendisini korur ve sağlıklı şekilde yaşar. İşte bu MİLİTAN DEMOKRASİ’ nin doğuşudur.

DÜNYADA SOL SİYASET YOLUYLA MİLİTAN DEMOKRASİYE GEÇİŞ

Bu ülkelerde de bir tek kişi sınıf olması gerekli değildir. Ülkede önceden de pekâlâ demokrasi bulunabilir. Ancak burada çok çalışanın parasını alamamasından zarar görmüş veya görmese de bu düşünceye destek veren bir toplum gereklidir.

Gelişim basamakları genelde paralel olduğundan kırılma noktasını üçüncü maddeye alıyorum. Ülkede sermaye sahiplerinin zengin çalışan kesimin fakir olması ve siyasette işveren kesimin sermaye sahiplerinin hakları üzerine bir sistem kurmasına tepki gösterilir ve devrim olur.

Bu devrimle yönetim işçi ve köylü sınıfının eline geçer. Bu yeni yönetim toplumda ekonomik eşitlikleri savunduğundan zengin sınıf oluşmasına izin vermez. Buna komünizm denilmektedir.

İlk başlarda fakir olan kesim zenginleştiği için ve eşitlikleri savunduğu için toplumda bir mutluluk yaşanır ancak komünizm daha önce de belirttiğimiz gibi her alanda eşitliği savunur. Ancak işler göründüğü gibi yürümez.

Yani devletlerin sınırı olup ayrılmasını da eşitsizlik olarak görür ve sınırların kalkıp herkesin birleşip eşit olması fikrini savunur. Bunu yapmanın tek yolu da savaş olduğu için tıpkı karşı çıktıkları muhafazakârların yaptığı gibi sahip oldukları fanatik kitleyle birlikte fikirlerine karşı çıkanların haklarını ortadan kaldırırlar.

Çoğunlukla savaş çıkar ve ülke faşizmde olduğu gibi yeniden kana bulanır. Buna anarşizm diyebiliriz. Ancak tam anlamıyla anarşizm de değildir çünkü anarşizm bireysel bir harekettir oysa burada örgütlü bir hareket söz konusudur. Neticede yine kaos doğar. Halkın her kesimi bu işten zarar görür.

Diğer sekizinci ve dokuzuncu basamaklar sağ modeldekinin birebir aynısıdır. Burada sol yönden gelişim için üçüncü basamak en keskin madde olduğu için orada kırılma noktası verdim ama şartlara göre küçük değişikliklerle farklı senaryolar da üretilebilir. Ancak çoğunlukla olaylar bu şekilde gerçekleşir.

TÜRKİYE’DE HİÇBİR ŞEKİLDE MİLİTAN DEMOKRASİYE GEÇEMEYİŞ

--- Darbe kültürü----

Türkiye’deki demokrasiyi incelerken başka bir başlık bulamadım açıkçası. Bir de yukarıdaki ağaç grafiğe tıklayıp baktığınızda şunu görürsünüz.

Demokrasinin adam gibi militan olması için uzun yıllar geçmesi gerekmektedir. Ayrıca demokrasinin ne olduğunu anlamayan ve kıymetini bilmeyen halkın başından gözlerini açan bir diktatör geçmelidir.

Ülkeyi kana bulayan ve herkesin aklını başına getiren bir diktatör o ülkenin aşırı sağ ve sol eğilimlere tövbe etmesine sebep olur ve devlet güven içerisinde yargının yürütmenin ellerini en sağlam çelik kelepçelerle bağlamasını sağlar. Böylece demokrasiyi araç olarak kullanmak tarihe karışır.

Türkiye’nin yukarıdaki ağaç grafiğine bakarsak dünyadakinden çok önemli bazı farklar görürsünüz. Şimdi bu farkları birlikte inceleyelim.

1) Öncelikle ezilen halk, haklarını almak için bir talepte bulunur. Yani halkın tek kişinin yönetimi altında haklarının yenilmesinden rahatsız olması ve eyleme geçmesi gerekir.

Oysa bizim ülkemizde toprak ağalarının, ele geçirilmiş ekonomi ve yöneticinin aşırı zengin, halkın aşırı fakir olmasına rağmen halk tepkisiz kalabilmiş ve özgürleşme talepleri de darbe anına kadar bulunmamıştır.

Bizde dünyada halkın kendi kendine 50 yılda yaptığı  eylemleri Atatürk 10 yıllık idaresi altında kendisi yapmıştır. Zaten sorun da buradan çıkmıştır. Atatürk malesef bizlere balık tutmayı öğretecek zamanı bulamamış ve çareyi bize balık vermekte bulmuştur. Bu aşırı korumacı anne-babanın çocuğuna yaptığı davranıştan pek de farklı sonuç vermemiştir.

2) İkinci farklılık sürededir. Grafikte de gördüğünüz gibi dünyada demokrasi uzun ve zorlu yılların ardından gelişmiştir. Oysa bizde dünyadakinin on katı hızıyla tepeden indirilmiştir diyebiliriz. Bunu Atatürk’ün “Halka rağmen halk için” anlayışı çok güzel özetlemektedir. Yani bu yapılanı "halk istemese de onları yönetime taşımak" diyebiliriz.

Kuşkusuz Atatürk’ün bunu yapmasının sebebi dünyanın gelişimine hemen yetişmek arzusuydu. Allah’ın bir insana verdiği ömür içerisinde, en kısa sürede militan demokrasiye geçebilmek için çok çalışmıştır. Ancak her güzel arzu gibi bunun da bir bedeli olmuştur.

3) Üçüncü olarak dikkat çekici bir diğer sorun da şu ki Atatürk’ün ölümünden sonra sağ görüşte bir basamak atlanarak (liberalizm basamağı atlanmıştır) doğrudan muhafazakârlığa geçilmiştir.

Yani liberalizmi hiç yaşamadan direk muhafazakârlığa geçilmiştir. Oysa muhafazakârlığa geçmek için önce zengin bir kesim oluşmalı ve sermaye sınıfının haklarını savunan bir kitle gerekmekteydi.

Türkiye’de ise bu sınıf maalesef hiç olmadı. Halk fakir olmasına rağmen muhafazakâr görüşe yönelmiştir. Tabi bunun sağlanmasında muhafazakarlar sermaye sahiplerinin politikalarını yürürlüğe koyacaklarını söyleyerek başa gelmediler.

Siyasetle hiç alakası olmayan din kavramı kullanıldı ve zaten eğitim seviyesi düşük, demokrasiyi anlamamış halkta şu görüş uyandı; sağ siyaset İslam’la ilgilidir…

4) Kısacık demokrasi tarihimizde halk tabanı olmadan muhafazakârlığa geçilmiş ve dünyadaki örneklerinden çok farklı bir gelişim seyriyle faşizme geçiş denemesinde bulunulmuştur.

Ancak dünyada bu başarıyla sonuçlanıp demokrasi bir süreliğine ortadan kaldırılmaktayken ülkemizde askeri müdahaleyle engellenmiş ve sonra yeniden oturtulmaya çalışılmıştır.

Sonraki gelişim aşamalarında ise bu kez de sol düşünce sosyal demokrasiye yönelim göstermiş ancak bu eğilimin de gelişmemesi için bir başka darbe olmuş ve sonrasında demokrasi yeniden oturtulmaya çalışılmıştır.

Özetle ne sağ görüşten ne de sol görüşten bir diktatör çıkmasına izin verilmemiş ve halkın başına gelenlerin ardından demokrasinin kıymetini anlaması asla gerçekleşememiştir. Ülkemizde sıklıkla aşırı uçlara eğilim görülmüş ancak en uç noktasına hiç varamamıştır. Darbeler bize balık tutmayı öğretecek o hatayı yapma fırsatını hiç vermemiştir.

Hoş darbede de diktada da çok kan dökülecekti. Hatta muhtemelen diktada darbede döküldüğünden daha fazla kan dökülecekti ancak hayatın kuralı bu, öğrenmek için yaşamak gerekir.

Bunun gelişmemesindeki en önemli sebep de Türkiye’nin dünyada sahip olduğu eşsiz jeopolitik konumdur. Çünkü ülkede yaşanan gelişmeler sadece iç değil büyük ölçüde dış etkilere bağlıdır. Bu da bu gelişim seyrinin kendi haline bırakılmasını engellemektedir.

5) Beşinci madde olarak grafiğin meyvelerini inceleyelim ve farkı görelim. İki ağaç arasındaki en göze çarpan farklardan birisi de meyvelerdir. Acıyla emekle büyütülüp gözyaşlarıyla sulanmış bir demokrasi ağacının meyveleri de sağlıklı ve lezzetli olmaktadır.

Oysa ülkemizdeki gibi bir liderin emekleriyle dikilmiş ancak halkın kendi hataları yüzünden gözyaşlarının damlamadığı bir demokrasi ağacında meyveler de sağlıksız olmaktadır.

Çünkü bu modelde halk demokrasinin kıymetini bilemiyor. Kaybettiğinde neler olacağını bilmediğinden demokrasiye de dört elle sarılmıyor. Dolayısıyla bu modelde demokrasiyi kötüye kullanmak son derece kolaylaşıyor.

Zaten fark ettiyseniz bizim dengesiz demokrasi ağacımızda hem sağa hem de sola doğru kıvrılan dal yok. Bu da malesef ülkemizdeki son darbenin ülkedeki solu kökünden budamasının neticesidir. Oysa sağlıklı bir demokraside hem sağ hem de sol olmalıdır.

Özetlersek fakirken sermaye sahiplerini desteklemek, siyasetle alakalı olmayan kavramları siyasetle alakalı olarak algılamak ülkemizin en önemli sorunu olarak görünüyor diyebiliriz.

Yazıyı okudunuz, yakın tarih bilgilerinizi sorgulamanıza yardımcı oldu mu? Yazımı umarım ne darbe ne de dikta görmeden huzur içerisinde militan demokrasiye geçmeyi başaran dünyadaki tek devlet olabilmemiz dileğiyle bitiriyorum.

Bu başarıyı dünyada gösteren birkaç devlet var bildiğim kadarıyla. Bir tanesinin İzlanda diğerinin de Yeni Zelanda olduğunu biliyorum. Ancak bu devletlerin ikisinin de bir komşusu yok ve hiçbir zaman Kurtlar Vadisi gibi bir coğrafyada bulunmadılar.

Eski dünya coğrafyasında ise bunu başaran hiçbir devlet yok diye biliyorum. Bildiğiniz varsa saygı duyarım...

15 TEMMUZ SONRASI TÜRKİYE...

Yıllar önce yazdığım yukarıdaki yazıyı ne de güzel bir dilekle bitirmişim öyle... Bugün gururla söyleyebilirim ki artık Türkiye Cumhuriyeti militan demokrasiye geçiş için ilk ve çok ciddi resmi adımı atmış bulunmaktadır.

Türkiye'deki birçok darbenin Amerika olduğunu biliyorduk ancak ordunun içinde bir ton subayın Amerika'ya ölümüne bağlılık yemini etmiş pisliklerden ibaret olduğunu hiçbirimiz bilmiyordu.

Ancak şu tespit kesinlikle tarihe geçmelidir. Kim ne derse desin Amerika artık kafasına estiği gibi her canı istediğinde Türkiye'de kasırga çıkaramıyor.

17-25 Aralık'ta uyuyan hücrelerin devlet sırlarını sızdırmasıyla "Soft power" denemesiyle hükümeti devirmeyi denediler ama olmadı.

Sonra PKK'yı en vahşi şekilde üstümüze saldılar yine olmadı. IŞİD'i de gönderdiler olmadı. Bu kez tüm uyuyan hücreleri uyandırıp Hard Power kullanarak en vahşi şekilde yönetimi ABD önünde diz çöktürmek istediler yine tutmadı.

Tüm bunların arkasında Türkiye'ye çok değer katan ve Amerika'nın nasıl başa çıkacağını henüz çözemediği bir Erdoğan faktörü var.

Bunu CNN, BBC, Fox news ve FETÖcülerin internetteki çakma yayın organlarında kendilerinden çok emin bir şekilde büyük bir coşku yaşıyorlardı. Ancak Erdoğan'ın o geceki hamlesini kimse beklemiyordu.

Erdoğan'ın kritik müdahalesi ve sonrasında gelen yüzbinlerce sivilin bir anda silahların üzerine fırlamasıyla planlar çöktü.

Suç üstü yakalanan kitapsızlar iki dakika delikanlı olmayıp yüzlerce insanı öldürmelerine rağmen çıkıp ben yaptım diyemediler. Sadece tatbikat yapıyorduk gibi korkakça ve çocukça savunmalar verdiler.

Allah'tan korkusu olan, haklı olan bunu yapabilir mi?

Lafı uzatmaya gerek yok. Türkiye 15 temmuz'da artık demokrasisini gerekirse silahlara karşı nasıl savunabileceğini öğrenmiş oldu. Bunu da şüphesiz Erdoğan'ın kritik talimatıyla öğrendi. Kendini kaybetmiş tamamen ağır silahlarla donatılmış oldukları düüşünüldüğünde bu kitapsızlara karşı sadece 246 şehitt verilerek zafer kazanılmış olması büyük başarıdır.

Sonuç olarak Türkiye Amerika'nın üzerimize saldığı dev bir terörist sürüsüne rağmen bu boyunduruk altına alma girişimini püskürtmeyi başardı ve demokrasi için tarihindeki ilk bedeli ödedi... Militan demokrasiye hoşgeldin Türkiye... Ancak işin bundan sonra hiç kolay değil... Amerikan emperyalizm ve terörizmi şiddetini artırarak sürdürecektir. Allah ülkemizi korusun...

Artık yukarıda grafiğini gördüğünüz ağaçta yepyeni bir filiz çıktı. O filizin adı 15 temmuz.... Özgürlüğe, emperyalizmin üzerimize saldığı teröristlere karşı demir bir filiz....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 430
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 3454
Kayıt tarihi
: 05.06.10
 
 

Jack Amca, düşünsel dünyasındaki gelişmeleri dışa vurmak niyetiyle başladığı yazı yazma sevdasına..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster