Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2138
 

Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler

Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler
 

Cumhurbaşkanımızın, Şubat’ın ikinci haftası içerisinde, Rusya Federasyonuna yapmış olduğu ziyaretin oluşturduğu gündem vesilesi ile Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin gelecekteki seyrinin nasıl olacağı yönünde tahmin ve beklentilerimiz bu yazının konusunu oluşturmaktadır.

Türkiye, birçok ülkenin asla sahip olamayacağı, coğrafyasından kaynaklanan stratejik, hayati öneme sahip konumunun yanı sıra sanayileşme ve ekonomik anlamda gelişmiş batı kültürleri ile gelişmekte olan doğu kültürlerinin buluşma veya kesimse noktasında bulunan bir ülkedir.

Ancak, bir Osmanlı bakiyesi olması nedeniyle, asırlarca yönettiği imparatorluk coğrafyasında kurulan bugün ki mevcut ülkelerle siyasi ve ekonomik ilişkileri genişletme ve projelendirme bakımından avantajlarını iyi kullanabilmiş bir ülke değildir.

Türkiye’ ülkenin, manevi coğrafyası olarak kabul edilen Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya’da meydana gelen gelişmelere kayıtsız kalamayacağı gibi bu bölgelerde oluşan hadiselere bizim için doğru olan dış politika tercihlerini hayata geçirmekle yükümlüdür.

Tabiatıyla, Jeo-stratejik açıdan bu kadar önemli bir bölgede olmanın getirdiği yükümlülük nedeniyledir ki, birçok Dünya ülkesinden daha uyanık ve daha çalışkan daha çok iş yapan ve bölgesinde söz sahibi olmak zorundudır.

Bölgesel ve küresel ilişkiler acısından baktığımız zaman, aynı dili konuşan, ayni dine mensup, aynı coğrafyayı paylaşan, aynı ekonomik ve siyasi yapıları benimsemiş ülkelerin, ekonomik ve siyasi çıkarlarını birleştirmek suretiyle geleceğe yürüdüğü, bloklaştığı bir Dünya’da yaşıyoruz.

Türkiye, ikinci Dünya Savaşı sonrasında, savunma ve güvenliğini garanti altına almak maksadıyla, 1952 yılında NATO üyesi olmuş, soğuş savaş dönemi içerisinde önemli siyasi ve askeri kararlara bu organizasyonla işbirliği içinde imza atmıştır.

Askeri anlamda güvenliğini teminat altına almış bir ülke olmanın avantajlarını da kullanarak, ekonomik, siyasi sosyal ve kültürel alanlarda da entegrasyonların gerçekleştirilmesine çalışılmıştır.

Türk halkının mutluluğuna, refahına ve gelişmesine katkı sağlamak adına 1963 yılında (AET) Avrupa Ekonomik Topluluğuna girmiştir. AET sonradan genişleyerek bugün ki (AB) Avrupa Birliğine dönüşmüştür.

Avrupa bölgesinde bu gelişmeler yaşanırken, Dünyanın diğer bölgelerinde, başka oluşumlar, bloklaşma ve bütünleşmelerin temelleri atılmıştır.

AB Ortaklık Konseyinin 1995 ‘de aldığı bir kararla Türkiye ile Gümrük Birliğinin son aşamasına geçilmesine ve mali işbirliğinin yeniden başlatılması kararı hayata geçirilmiştir.

Dünya’da yaşanan bu önemli bloklaşma ve bütünleşme anlaşmalarından en önemlilerinden birisi, Kısa adı NAFTA olan Güney Amerika Serbest Ticaret Anlaşması ABD, Meksika ve Kanada arasında ticari ve ekonomik birliği sağlamak için yapılmış olan anlaşmadır.

Bir diğeri, Kıta Avrupa sının tamamına yakınının para birliği ve siyasi birliğini esas alıp, üyesi olduğu Avrupa Birliği,

Bir diğeri de, Pasifikte tesis edilen 21 Doğu ve Güneydoğu ülkesinin katıldığı ve tek Pazar oluşturmak amaçlı Asya Pasifik Ekonomik İşbirliğidir.

Dünya’da tek Pazar, ekonomik birlik veya blok oluşturmuş ülkelerin ortak özelliği, endüstrileşmiş, bilim ve teknoloji sahasında önemli ilerlemeler kaydetmiş ülkeler olmalarıdır.

Gelişmiş ülkeler, gelişme yeteneğini gösterememiş, geri kalmış veya bıraktırılmış ülkelere karşı uyguladıkları denetimle gelişmekte veya geri kalmış ülkelerin kaynaklarını kendi kurallarına göre paylaşmak, ürettikleri sanayi ürünlerini bu ülkelere pazarlayarak ekonomik güçlerini arttırmak, sanayileşmelerini önlemek, Pazar haline getirmek amacını gütmüşlerdir.

Bugün artık, bölgesinde düşman üreten, komşularıyla savaşan, didişen ülkeler makbul ülkeler kabul görmemektedir.

Biz Türkler tarihi seyir içerisinde Ruslarla yaptığımız savaşları alt alta topladığımızda yaklaşık elli yılı aşkın bir süre savaşmış bir milletiz ve yarım asır Ruslardan başka savaştığımız bir başka ülkede yoktur.

Rus Carı Deli Petro’nun sıcak denizlere inme hayaliyle dolu vasiyetini önemli derede hayati görüp etnik ve siyasi hesaplaşmaların bedeli ağır olmuştur.

Etnik, ekonomik, sosyal ve siyasi nedenlerle savaştığımız komşumuz Rusya’ya karşı soğuk savaş döneminde NATO ve AB ile üyeliklerine imza koyduk.

Milli Mücadelede Lenin’in Mustafa Kemal Atatürk’e sağladığı finansal yardımlar ayrı bir anlam ifade ederken, Milli mücadelede ABD basınında çıkan haberleri okuduğunuzda Batı âleminde, Türk milletine gösterilen düşmanlığın daniskasına şahit olursunuz.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin endüstri alanındaki hamlelerine Rusya’nın sağladığı katkılar ülkemiz insanının hafızasında saklıdır. Ayrıca Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara Hükümetini tanıyan ilk ülke Sovyetler Birliği olmuştur.

Rusya ile mevcut ticaret hacmimizin arttırılması amacıyla, iki ülkenin Ruble ve TL ile alışveriş yapması ve ticarete karar verilmesi halinde, bu gelişmenin iki ülke arasında işbirliğinin, ticaret alanının dışında, enerji, doğal gaz, turizm, dış müteahhitlik hizmetleri alanında yeni ilişkilerin-gelişmelerin doğmasına, diğer bölge ülkeleri de dahil olmak üzere ortak standartların geliştirilmesini temin edecektir.

Hiç şüphe yok ki komşu ülkeler arasında daha yakın ticaret ve ekonomik işbirliğinin sağlanabilmesi için komşu ülkeler arasındaki bölgesel anlaşmalar son derece önem kazanmıştır.

İyi bir ekonomik bütünleşme ise parasal birlikten geçer.

Bir ülkenin sahip olduğu uluslar arası rezervler veya likidite, o ülkenin kendisine ait rezervleri ile diğer ülkelerden borç para alarak temin ettiği rezervlerden ibarettir. Uluslar arası likidite, ihtiyaç duyulduğunda, o ülkenin ekonomisini elinde tutanların anında kullanabilmelerine imkân sağlayan bir durumda olması aynı zamanda ticaret yapılan veya alacaklı ülkenin kabul edebileceği bir para olmalıdır.

Bu itibarla, Cumhurbaşkanımızın en son ziyareti sonrasında, Rusya ve diğer Türk devletleri ve Bölge ülkeleri ile yapılan anlaşmalar, bölgesinde kendine yer edinme, Dünya ticaretinde ciddi bir pay alabilme, Türkiye’nin gelecekte inşa etmeyi planladığı öncü ülke olma projesinin hayata geçirilmesi ve uygulanabilirliği bakımından son derece önem arzetmektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 130
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 41
Ort. okunma sayısı
: 1309
Kayıt tarihi
: 29.09.07
 
 

Ali Emir KARAALİ, 1961 Rize Doğumlu, 1978 Rize Lisesi Mezunu, (1988)T.C. Anodolu Üniversitesi   '..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster