Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '18

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
273
 

Türkiye Neden Sanayileşemiyor: Parvus’un 110 Yıl Önceki Tespitlerinden Bugüne Bir Şey Değişmemiş (5)

Türkiye Neden Sanayileşemiyor: Parvus’un 110 Yıl Önceki Tespitlerinden Bugüne Bir Şey Değişmemiş (5)
 

“Ne kadar geriye bakarsanız o kadar ileriyi görürsünüz". H. Ford


Esrarengiz Parvus, bir Türk vatanseveri gibi nerede ise tüm ekonomik sorunlarımızı ve çözümlerinin hepsini açıklamış. Bununla da kalmamış yazılarında sık sık uyarmış:  İş İşden Geçmeden Gözünüzü Açınız!”

Parvus’un yazılarına geçmeden, konu ile ilgili yazdığı, "Türk Yurdu Dergisi" hakkında aşağıda  özet bilgi verilmektedir.

Türk Yurdu Cemiyeti, Türk Yurdu Dergisi

Osmanlı imparatorluğu nda Türk milliyetçiliğinin öncü girişimi, Mehmed Emin Yurdakul önderliğinde 31 Ağustos 1911 tarihinde kurulan Türk Yurdu Cemiyeti’dir. Bu cemiyet Mehmed Emin Yurdakul, Ahmed Hikmet Müftüoğlu, Ahmed Agayef (Agaoğlu), Hüseyinzâde Ali, Dr. Akil Muhtar Özden ve Yusuf Akçura (Akçuraoğlu) gibi Türkçülük hareketinin önde gelen aydınları tarafından kurulur, Mehmed Emin in teklifi üzerine Türk Yurdu adıyla bir dergi çıkarılmasına karar verilir, dergi 25 Ocak 1912’de kurulacak olan Türk Ocağı’nın yayın organı olarak görülür. Türk Yurdu, programını ve izleyeceği yolu Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki Türk unsurunun haklarını korumak, Türk milliyetçiliğini yaymak ve Türk dünyasının her yerinden acı tatlı olayları haber vererek Türk Aleminin menfaatlerini korumak olarak belirlemiştir. 1911 yılında ilan edilen yedi maddelik program bütün Türk Dünyasına yönelik hedeflerle pantürkçülükle şekillendirilmiştir…

Türk Yurdu iktisadi ve mali hususlarda yazılar kaleme alması için sosyalist Parvus Efendi (Alexander Helphand) ile anlaşmıştır. Bu durumu ayrıca okuyucularına açıklamıştır…Sonuçta Parvus 1911-1914 tarihleri arasında dergide Osmanlı Devleti’nin ekonomik duruma, emperyalizm, köylülük gibi konularda makaleler yazmıştır. (*)

Ve Parvus’un Dergiye yazdıkları :

“İş İşden Geçmeden Gözünüzü Açınız!” (1) makalesinde, Türkiye'nin içinde bulunduğu hali şöyle anlatıyor:

“Vaktile Türkiye kavî (güçlü) bir devlet idi. Fakat o eski kuvvet artık mevcut değildir. Bugün Türkler, başkaları üzerinde icrayı tahakküm için değil, muhafaz-ı mevcudiyet uğrunda boğuşmak mecburiyetinde bulunuyorlar. Bu hakikati uzun uzadıya izah ve ispata ihtiyaç var mıdır?

Eğer, siz, milletinizin kanının son damlasını akıtmakta olduğunu hissetmiyor ... düşmanlar tarafından ihata edilmiş (çevrilmiş) ... takip edilmekte bulunan bir av hayvanı gibi sıkıştırılmakta olduğunuzu görmüyorsanız, size bir risale (küçük bir kitap) sahifelerinde bu hususa dair daha fazla ne söylenebilir?”

Bundan sonra Parvus, Türk köylüsünün, Amerika Kızılderililerinin (yerlilerinin) durumuna düştüğünü, Avrupalılar önünde Rumeli’yi yavaş yavaş terk etmekte olduğunu söylüyor. Şöyle diyor:

Avrupa'yı tamamen terk ile Anadolu'da toplanmağa mecbur kalacaksınız ... Sizin akimiz fikriniz harekât-ı askeriye ve muamelâttı diplomasiye. Ahalinizin menafiini, menafi-i iktisadiyesini hiçbiriniz düşünmedi.. . (Devletiniz vaktile demokratik idi) ... Zaten Osmanlıların asıl kuvvet ve şevketleri bundan neşet ediyordu. Fakat Bizans medeniyetinin tesirile idare-i devletinizin esasları değişmiş” bulunuyor. (Okuyanlar bunun üzerinde düşünmelidir/Canmehmet)

Parvus, burada bazı Batı'lı düşünürlerin yanlış kanaatlerine katılarak, Osmanlı devletinin Bizans devlet teşkilâtını taklit ettiğini söylüyor. Bu iddianın ne derece asılsız olduğunu, Prof. Fuad Köprülü, ilmî delilleri ile ortaya koymuştu. Onun ortaya koyduğu fikirlerin ve vesikaların sağlamlığı birçok yabancı ilim adamı tarafından da kabul edilmişti. Daha sonra Ord. Prof. İ.H. Uzunçarşılı, Prof. Halil İnalcık, Prof. Ö. L. Barkan, Prof. İbrahim Kafesoğlu gibi değerli tarihçiler ve onları takip eden tarihçi ve sosyal ilimciler, Türk kültüründeki devamlılığı ve Osmanlı devlet teşkilâtının eski Türk devlet teşkilâtının mirasçısı olduğu hususunu ortaya koydular.

Parvus, şu sözleri ile aydınları tenkit ediyor:

“Siz, meşrutiyet usulünü kabul ettiniz. Lâkin ahalinin emellerini (beklentilerini-düşüncelerini) teşhis edemediniz,

Siz, -efkâr-ı münevvere ashabı- (Aydınlar) milletten uzaklaşmışsınız, siz kendi milletinizi tanımıyorsunuz.

Siz, milleti hayallerinizde kahramanlık heyulâsı şekline sokarak medh ve sena ediyor veyahut cehalet ve muhafazakârlığından dolayı onu takbih ediyorsunuz.

Fakat siz millet hayatı yaşamıyorsunuz. Milletin hayatı ile sizin ihtisaatınız (itibar, rağbet) arasında bir nokta-i temas yoktur.

Siz, milletinizin halini öğrenmek ve onun ihtiyacat ve arzularının ne yolda bulunduğunu anlamak zahmetinde bulunmuyorsunuz. Bu sebebten dolayı, milletin refah haline aid meseleler ile meşgul oldunuz zaman, hakikatten ziyade hayalâtınıza (hayal, gerçek olmayan) tâbi oluyorsunuz."

Parvus, misal olarak “ziraat nezareti”nin orman yetiştirme yerine, kırtasiyeciliğe gömülmüş olduğunu anlatıyor. Şehirlerde, bilhassa İstanbul'da yangınlar sonucu ortaya çıkan arsaların yok pahasına, yabancı malî kuruluşların, bankaların eline geçtiğini anlatıyor. Köylerdeki mirî (devlete ait) ve mülk arazinin de, aynı tarzda sahip değiştirdiğini anlatıyor.

Bugün yabancılara Türkiye'de gayrimenkul ve arazi edinme imkânının sağlanmış olması karşısında, insanın, yeni bir Parvus gelse de, yanıp yakılsa, diyesi geliyor.

Parvus, “Türkiye Avrupa'nın Malî Boyunduruğu Altındadır”(2)

Yazısında, Osmanlı Devletinin, Avrupa'nın malî boyunduruğu altına nasıl düşmüş olduğunu, “Düyun-u Umumiye”nin nasıl işlediğini, güzel istatistik bilgilerle anlatıyor. Diyor ki: “Ben Avrupa'dan bahşettiğim zaman resmî Avrupa'yı yani bugün Avrupa'da icra-yı hükm etmekde bulunan sunuf-i hâkimeyi (hâkim sınıfları) murad etmekteyim. Bizim burada bahsedeceğimiz Avrupa, kendisile münasebetde bulunan memleketleri kendi sermayesi sayesinde taht-ı esaretine alan sermayedar (kapitalist) Avrupadır.

Çünkü bugün bütün Avrupa'da ve sanayi-i cesîme (büyük sanayi) sahibi bulunan diğer memâlikte 'hâkimiyet-i sermaye' ile onun taht-ı esâretinde ezilmekte bulunan ahali arasında mücadele vardır; ahalinin ekseriyetile sermayedarlar, birbirlerinden farklı menfaatleri, birbirlerine mâkûs iki sınıf teşkil ederler. Ve sanayii cesîme memâlikinin dahili mücadeletini ve Avrupa ile Asya beyninde meşhud mübazereler, yirminci asır tarihinin alâmet-i esâsiyesidir.”

Parvus, ileri sanayi ülkelerindeki sınıf mücadelesini, “sermayedar” ve “ahali” terimleri ile anlatmağa çalışıyor. Ayrıca, Avrupa ile Asya arasındaki mücadeleyi ele alıyor. Bu, Lenin'in sonradan geliştirdiği “İki tezat” teorisini hatırlatıyor. Birincisi, ileri sanayi ülkelerindeki proleterya ile burjuvazi arasındaki iç tezat; ikincisi, emperyalist Batı ülkeleri ile sömürge ve yarı sömürge ülkeler arasındaki dış tezat…

Parvus'a göre “bu memlekette icra-yı hükmedenler ne hükümet, ne millet, ne Müslüman, ne de Hristiyanlar değildir. Burada hâkim-i Avrupa maliyunudur (Maliyeci). Zaten memleketi soyanlar asıl bu maliyundur” (3)

Avrupa, Osmanlıları “iktisadî ve siyasî esaret altına almak”; “Türkiye'yi bir sermayedar müstemlekesi haline düşürmek” istiyor. “Düyun-u umumuye idaresi, devlet içinde devlet gibi” davranıyor.

Alman sermayesinin Anadolu şimendiferini elde etmesiyle, Anadolu vilayetleri, Alman vilayeti haline gelmiştir. Türkiye'nin başına muharebe belâsını çıkaranlar, yine Avrupa idi. (4)

Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu iktisadî ve malî sıkıntıları uzun uzadıya anlatan Parvus “Jön Türk” gazetesine “Meskukat Islahatı” (Madeni paralar) hakkında birkaç makale yazmış olduğunu söylüyor ve şunları ekliyor: “Asıl mesele oradadır ki, devlet-i Osmaniye bugün istemiş olsa bile kaime ihraç edemez. Zira banknot çıkarmak yalnız, Osmanlı bankasına ait bir hak olup devlet-i Osmaniye bu haktan mahrumdur. Osmanlı Bankası ise, evvelce tasvir ettiğimiz veçhile kendisinin takip eylemekte bulunduğu siyaset-i aliye-i maliyenin icabatından olarak mevkii tedavüle lüzumu miktarda banknot ihraç etmekte ve bu suretle vesait-i nakdiyeye olan ihtiyacı daha ziyade büyümektedir. Velhasıl Avrupa maliyunu devlet-i Osmaniyeyi pençe-i esaretinden kaçırmamak için kendisine bir taraftan müşkülat (zorluk) ve tahdidat ihdas eylemektedir. Ve bu suretle kısa vadeli istikrazların bir türlü soru gelmemektedir” (5)

Parvus, Osmanlı Ordusunu köylülerin teşkil ettiğini, buna karşılık onların ağır (bir vergi yükü altında bulunduklarını ve fakir olduklarını anlatır.(6)

 “Alınan borçlara faiz ödemek tabii lâzımdır; fakat orda da diğer bir hakikat daha vardır ki, o da istikrazların pek ağır şerait (şartlar) tahtında akdedilmiş olmalarıdır. Bu hal devlet-i Osmaniyye'nin bazı borçlara yüzde onüç faiz ödemesini ve en nihayet duçar-ı iflas olmasını intaç eylemiştir. Devlet-i müşarünileyh (1876) senesi yani borçlarının tediyesinden aciz kaldığı zaman öyle bir halde bulunuyordu ki, kendisinin istikraz sermayeleri ve faizleri için senevi ondört milyon Osmanlı lirası ödemesi lazım geliyordu. Halbuki devletin bütün varidatı ancak yirmi milyon Osmanlı lirasına baliğ (ulaşmış) olmakta idi, Memleketin bu yolda idame-i mevcudiyet eylemesi tabii imkansız idi. Bu hakikati tasdike mecbur kalan Avrupa maliyunu devlet-i Osmaniyeyi böyle bir hale getirdikten sonra kendisine karşı güya müsaade karane davranmak yolunu tuttu” (7)

Parvus'a göre iki Avrupa vardır. Osmanlı Devletini bu hale getiren

(Birincisi) “resmi Avrupa'dır; Avrupa Maliyunudur”. Kırım muharebesinden sonra devletin borçlu düştüğü, istikrazlar yaptığı, köylünün iyice sefil olduğu belirtiliyor. Parvus, Türkiye için kurtuluş yolunu şöyle açıklıyor: “Türkiye için bir tarik-i necat (Kurtuluş yolu) vardır, o da demokrasi tarikidir. Bu yolu size gösterecek yine Avrupa'dır. Fakat diplomatlar, bankerler, ve fabrikacılar Avrupası değil, kendi muhtekir (Vurguncu) ve müstebidlerile mücadele etmekte bulunan demokrat Avrupa'dır.”(8)

Parvus’un yazdıkları özetlenirse :

-Bugün (1910’lu yıllarda) Türkler, başkalarını yönetmek değil, mevcut şartlarını korumak için çalışmalıdır. 

-Bugün tüm düşmanlarınız tarafından çevrilmiş ve sıkıştırılmış durumdasınız.

-Türkler, yavaş yavaş Rumeli’yi terke mecbur kalacak:  “Avrupa'yı tamamen terk ile Anadolu'da toplanmağa mecbur kalacaksınız ..."

-Parvus, şu sözleri ile Osmanlı aydınları tenkit ediyor:  “Siz, meşrutiyet (Hükümdarın başkanlığında parlamento yönetimi) usulünü kabul ettiniz. Lâkin ahalinin emellerini (düşünce-beklentilerini) teşhis edemediniz,

-Siz, -efkâr-ı münevvere ashabı- (Aydınlar) milletten uzaklaşmışsınız, siz kendi milletinizi tanımıyorsunuz.

-Siz millet hayatı yaşamıyorsunuz. Milletin hayatı ile sizin ihtisaatınız (itibar ettikleriniz, yaşantınız) arasında bir nokta-i temas (ortak nokta) yoktur.

-Siz, milletinizin halini öğrenmek ve onun ihtiyacat ve arzularının ne yolda bulunduğunu anlamak zahmetinde bulunmuyorsunuz. Bu sebebten dolayı, milletin refah haline aid meseleler ile meşgul oldunuz zaman, hakikatten ziyade hayalâtınıza (hayal, gerçek olmayan) tâbi oluyorsunuz."

-Parvus, “Türkiye Avrupa'nın Malî Boyunduruğu Altındadır”

-Parvus'a göre “bu memlekette icra-yı hükmedenler ne hükümet, ne millet, ne Müslüman, ne de Hristiyanlar değildir. Burada hâkim-i Avrupa maliyunudur (Maliyeci). Zaten memleketi soyanlar asıl bu maliyundur” (Maliyeci/Bankerledir)

-Avrupa, Osmanlıları “iktisadî ve siyasî esaret altına almak”; “Türkiye'yi bir sermayedar müstemlekesi haline düşürmek” istiyor. “Düyun-u umumiye idaresi, devlet içinde devlet gibi” davranıyor.

...

İçerisinde bulunduğumuz günlerde, döviz ve faiz hareketleri kimlerin eseridir?

Demek ki, yüzyılda aldığımız mesafe bir arpa boyu bile değilmiş. Kendimizi aldatmadan ifade edersek.

Devam edecek: Parvus’un gelecek bölümde anlatacakları insanı acı acı gülümsetmektedir.

 

www.canmehmet.com

Resim:tarafımızdan hazırlanmıştır.

Açıklama ve kaynaklar:

(*)Kaynak: “Türkün Büyük Biçare Irkı” ÜMİT KURT

(1) Türk Yurdu, Cilt : 3, İstanbul, 1328 (1913) sf. 361-366,

(2) Türk Yurdu, İkinci cilt, İstanbul, 1328 (1912), sf. 476-484.

(3) “Türk Yurdu”, c. 3, 1320, sf. 148. (Alıntı: Türkün Büyük Biçare Irkı” ÜMİT KURT)

(4) “Türk Yurdu, c. 3, 1329, sf. 1647 vb.

(5) Türk Yurdu, C. 2, 1328, sf. 523-525.

(6) “Türk Yurdu”, C. 2, sf. 587-588.

(7)”Türk Yurdu”, C. 2, sf. 477-480.

(8)”Türk Yurdu”, C. 3, sf. 83-85. (Alıntı: 1’den, 8’e kadar olan dipnotlar: “İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi Mecmuası”, C. 43, Prof. Dr. S. F. Ülgener'e Armağan, İstanbul, 1987) Aittir. PARVUS'UN TÜRKİYE HAKKINDAKİ YAZILARI. Prof. Dr. Mehmet ERÖZ

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bulunduğum yerden geçmişe baktığımda tek görünen, ön görülü insanların uyarıları daima kulak arkası edilmiş ve Yok sayılmıştır. Bir nevi bile bile lades... Son derece üzülerek okudum. Bu düzenin çarkından Her gelen geçen aynı düzenin istese de istemese de bir parçası oluyor. Umarım bir gün gerçekten bağımsız olabiliriz... Selamlar hürmetler...

Meryem Kadıoğlu 
 12.06.2018 16:25
Cevap :
Değerli Meryem Kadıoğlu, Bilirsiniz, İnsanlar/Toplumlar, kendilerini geliştirmezlerse, (sorunu üreten, kaynaklık eden) düşünce ve davranışları tekrar ederler. Bu nedenle olsa gerek ; "Hiç ibret alınsaydı tarih tekerrür mü ederdi?" denilmiştir. Bizler, ihtiyacımız olan, sivil-askeri yüksek teknolojiyi üreteceğimiz ve bunları öz kaynaklarımızla (sermayemizle) üreteceğimiz döneme kadar, gerçek manada bağımsız olmamız mümkün değildir. Bu noktada okur-yazar/Aydın'larımıza çok iş düşmektedir. Ancak, yabancı okullarda (Milli değerlerimizle değil de) yabancı kültür ve hayranlığı ile yetişen gençlerimiz; ne yazık ki, halkımızla "et-tırnak" olamamaktadır. Halkının (değerlerinin) yanında yer almayan, halkına güvenmeyen Aydınlarla da maalesef fazla uzağa gidilmemektedir. Görüşleriniz için teşekkür ediyorum. Selamlar Hürmetler. Sağlıcakla kalınız.  13.06.2018 11:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 958
Toplam yorum
: 2601
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1706
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster