Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Temmuz '11

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
1126
 

Türkiye nereye doğru kayıyor? 'Değerler Araştırması-2011'

Türkiye nereye doğru kayıyor? 'Değerler Araştırması-2011'
 

Yeni Türkiye:Kendi kabuğunda büzüşmüş, muhafazakar ama mutlu insanlar diyarı


Türkiye ayağı Vakıf Üniversitesi statüsünde özel bir Üniversite tarafından yapılan ‘Dünya Değerler Araştırması’ndan’ bu sefer de çarpıcı sonuçlar çıktı.(1)

“Dünya Değerler Araştırması”nın (World Value Survey) Türkiye ayağı anket sonuçları dün açıklandı. 54 il ve 128 ilçede 1605 kişiyle yüz yüze yapılan görüşmelerden elde edilen bulgularla hazırlanan çalışmaya göre, Türk toplumunun yüzde 77’si kendini “mutlu” hissediyor. Bu oran 2010 yılı için yapılan TÜİK Araştırmasında yüzde 61,2 idi (2).

Araştırmadan çarpıcı başlıklar şöyle:

- Nüfusun yüzde 37’si “çok mutlu”, yüzde 40’ı “biraz mutlu”, yüzde 19’u “pek mutlu değil”. “Hiç mutlu değilim” diyenlerin oranı ise yüzde 3.

- “Gelecek yıl için sizi en çok endişelendiren nedir?” sorusuna “hayat pahalılığı” yanıtını verenlerin oranı yüzde 82; “çocuklarına iyi eğitim sağlayamamak” yüzde 76; “terör saldırısı” yüzde 71; “işini kaybedip, yeni iş bulamamak” yüzde 68; “iç savaş” yüzde 68; “telefon ve e-postaların izlenmesi” ise yüzde 52.

- Toplumun yüzde 52’si üniversite eğitiminin amacını “meslek sahibi olmak” olarak belirtirken, yüzde 27’si “toplumsal statü kazanmak”, yüzde 10’u “daha çok kazanç sağlamak”, yüzde 12’si ise “bilgili, görgülü insan olmak” olarak görüyor.

- Araştırmaya göre, 2008 yılından itibaren orduya güven düşüş gösterdi. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) duyulan güven oranı 2008 yılında yüzde 90 iken, 2009’da yüzde 86, 2011’de ise yüzde 75’e düştü. Bölgeler arasında farklılık gösteren oran, yüzde 94 ile en yüksek Batı Marmara, yüzde 43 ile de en düşük Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde görülüyor.

- Hükümete güvenenlerin oranı ise 2008 yılından bu yana yükselişte. 2001 yılında yüzde 29 olan oran, 2011’de yüzde 61’i buldu.

- Halkın yüzde 75’i polise, yüzde 41’i ise basına güveniyor.

- “Ülkemizde insan haklarına ne kadar saygı gösteriliyor?” sorusuna 2001 yılında “Büyük ölçüde” yanıtını verenler yüzde 4 iken bu oran 2011’de yüzde 15 çıktı. “Hiç gösterilmiyor” yanıtını verenler ise yüzde 16.

-Daha da ilginç olanı ülkemizde yüzde 63’lük bir oran “parlamentoyla, seçimlerle uğraşmak zorunda kalmayan güçlü bir lidere sahip olmanın ‘iyi olacağı’ görüşünü savunuyor.

Ne nikâhsız ne de eşcinsel komşu isteriz!

- Türkiye toplumunda komşu olarak en fazla istenmeyen grup, yüzde 84 ile eşcinseller. Eşcinsellerin ardından AIDS’liler (yüzde 74), nikâhsız yaşayan çiftler (yüzde 68), Tanrıya inanmayanlar (yüzde 64), şeriat yanlıları (yüzde 54) geliyor. Kızları şortla gezenleri komşusu istemeyenlerin oranı ise yüzde 26. Yahudi komşu istemeyenlerin oranı yüzde 54, Hıristiyan istemeyenlerin ise yüzde 48.

- Toplumun yüzde 74’ü Türk olmaktan “son derece” gurur duyarken, “hiç duymuyorum” diyenlerin yüzde 1. Bu soruya “Türk değilim” yanıtını verenler ise yüzde 6.

Çalışan anne benimsenmiyor!

- Araştırmaya katılanların yüzde 70’i dışarıda çalışan bir annenin çocuklarının zarar göreceği fikrinde.

- Erkeklerden daha iyi siyasi lider olacağını düşünenler yüzde 71.

- “Kadın her zaman kocasına itaat etmeli, onun sözünden çıkmamalıdır” diyenler yüzde 62.

- Bazı kadınların kocalarından dayak yemeyi hak ettiğini düşünen kadınların oranı yüzde 27.

- “Kadın her zaman kocasına itaat etmeli, onun sözünden çıkmamalıdır” diyen kadınların oranı yüzde 57.

Kıssadan hisse, güvensisiz, kadına ve aykırı olanlara karşı tahammülümüz çok sınırlı ama mutluyuz!

Peki, Neden böyle?

Ülkemizde insan ilişkileri ve toplumsal bağlam içinde eklemlenen kültürel kodlar son 30 yıl içerisinde inanılmaz bir hızla dönüş(türül)müştür! Bu noktada iki önemli vurgu yapmakta fayda var: Birincisi; toplumsal kaygıyı, toplumun ilerleme ve gelişmesini ön planda tutan, önceliklerini bu kaygıya veren toplumsalcı duyguların yitirilmesi ve bireysel taleplerin karşılanmasını ön planda tutan, bireyci anlayışın egemen konuma gelmesi. İkincisi;1950' lerin ikinci yarısından sonra gözlemlenen siyasi-toplumsal olayların üç darbeyle noktalanması ve iktisadi bunalımların süreğenlik kazanması.

Birinci olgunun, analizi derin olan -ve blog sınırlarını aşan- ekonomik oluşumlar sonucunda, günümüzün, mafya/ sermaye /siyaset /cemaat ilişkilerini güçlendirdiğini, siyasal ahlakın olduğu kadar 'toplumsal vicdanın'da erozyonuna yol açtığı söylenebilir.

İkinci olgunun ışığında işleyen sürecin ise özellikle emekçi sınıf ve kesimlerle orta burjuvaziye mensup bireylerin depolitizasyonu ile sonuçlandığı öne sürülebilir. Bu geçiş sürecinde toplumun liberal yönde ’sözde’ iyileştirilmesine yönelik spotlar ( "Yaşasın serbest düşünce/ Yaşasın serbest piyasa" türünden) zihinlere yerleşmiştir.

Gelinen noktada sekiz-on saatlik ağır çalışma sonucu tüm enerjisi emilmiş olarak evine dönen ve kendisine kalan kısacık zamanda, eğlenmek ve dinlenmekten başka bir şey düşünemeyen emekçi sınıf ve kesimler,(Gunter Andres'in acılı vurgusuyla söylemek gerekirse-) " dünyayla ancak 'dünyaya kapısını kapadıktan' sonra televizyon ekranı üzerinden karşılaşmaktadır. Bu "ikame dünyada" gerçek dünyanın hayaletinin tüketicisi olmakta, penceresiz bir tutsağa dönüşmektedir." Tıpkı ışıltılı vitrinlerin hayranlıkla -ve ne yapıp ne edip bir gün alabilme hayaliyle- seyredildiği gibi..

AVM'ler, vitrinler, televizyon ekranları ve internet artık her türlü lüksün eşitlenmişlik kisvesi altında pazarlandığı ve görüntüsel tüketimin sağlandığı, sanal mutlulukları daim kılan yerler haline gelmiştir (3). Hemen malik olamasak bile lüksü gözlerimizle eşitçe tüketebiliriz. Kaldı ki lüks artık tekil değil çoğuldur! Seyyar tezgâhlara inerek inanılmaz biçimde demokratikleştirilmiştir. Hemen her türlü malın, her sınıfsal gruba hitap eden, görüntüde aynı fiyatta farklı türleri sınıflar arası ve sınıflar içi çatışmaları iyice yumuşatan bir işleve sahiptir.(4) Finans piyasalarıyla perakende arasındaki -kriz dönemleri dışında tıkır tıkır işleyen- ortaklık geç-kapitalist refah imgeleri yaratmakta yeni yoksul kesimlerin bir refah görüntüsü satın almalarını sağlamaktadır. (5) Böylelikle de yanılsamalı bir şekilde, " hepimiz orta sınıftanız" algılaması doğmaktadır!

Diğer yandan bize özgü bir dinamik olarak, toplumsal temelde hemşerilik ve cemaat bağları önemini korumakta, bu türden yapılar hem iktisadi, hem sosyal hem de psikolojik açıdan kent varoşlarında "mutlu ve muhafazakâr bir şekilde" tutunmayı sağlamaktadır.

Hayat pahalılığı olmasın, işsizlik ve terör yok olsun, çocuklarımızı rahat rahat okutabilelim derken iyi de, bir yandan ('endişeler'den çıkarttığımız) bu özlemleri duyarken Türkiye, hiç olmadığı kadar sağa kaymış, tutucu değerler de tavan yapmış vaziyette... Ve bu arada yeni bir ekonomik krizin de ayak sesleri duyulmakta!

Bu üç temel talihsiz süreç öncelikle kadını ve gençleri vurmakta, toplumun sağcı, tututcu ve erkek egemen, "maço" karakteri daha da ön plana çıkmakta! İşsizlik hezeyanında hep ilk darbeyi alan kadını yeniden eve kapatıp gençlerin de önlerini keserek eylemleştiren, sonra da bunu muhafazakar değerlerle meşrulaştırıp sahiplenen "şark kurnazı" bir anlayış hemen göze çarpmakta!

Konu aslında çok ilginç, kapsamlı ve derin iktisadi, sosyal ve psikolojik boyutlara sahip. Ben burada sadece daha önemli bulduğum birkaçına değinip sizlerle paylaşmak istedim.

Nihai olarak, her toplumun, her ulusun mutluluğu ve umutları kendine göre ama muhafazakârlığı ve onun olası sonuçları ise muhtemelen çok farklı, zaman zaman da ürkütücü demek istiyorum... Fakat bu görüntü aslında -batılı anlamda- muhafazakârlık da değil, yaşanan bir çok olumsuzluğu bağrında besleyen yüzeysel, dinsel, kolaycı, çıkarcı ve anti-demokratik bir değer(sizlik)ler bütünü! (6)

İ.Ersin Kabaoğlu,

22 Temmuz 2011, Ankara

Kaynakça:

(1) Araştırmanın özeti için bkz.: http://www.ensonhaber.com/turk-halkini-taniyalim-anketi-2011-07-21.html

(2) Bu konuda daha önceki yazım için bkz. http://blog.milliyet.com.tr/Turkiye_de_mutlulugun__ve_umudun__resmi_/Blog/?BlogNo=294404

(3) Bu durum bugünün olayı da değildir. XIX. yy.'daki "Grandville Dünya Sanayi Sergisi" ve onu izleyen benzerleri yığılan mal ürünlerini, raf ömrü kısalsın diye tuzlatılan ipekleri tüketme aracı olurken sınıflar arasındaki farklılığı görülmez kılma işlevini de üstlenmiş; "...başına, eğlencenin oluşturduğu bir hâ le geçirilmiş meta tüketimi kültürel bir düzenleme olarak egemen sınıfın kullanımına girmiştir.". (Bu süreç günümüzün EXPO'larına kadar uzanan, Aristokrasi'den devraldığı moda kavramını mal ömrünü kısaltarak tüketimi artırmak için fetişleştiren gelişmenin de başlangıcıdır / İ. Ersin K.), (Walter Benjamin, A Lyric Poet in the  Era of High Capitalism , (London: New Left Books, 1973), s.176

(4) W.Benjamin,"Pasajlar",YKY,1994, Çev. A.Cemal,s.77-94.

(5) Frank Mort,"Tüketim Politikası", Yeni Zamanlar İçinde,s.157. der:S.Hall/ M.Jackques, Çev: A. Yılmaz, Ayrıntı Yayınları,1995.

(6) ünlü FORBES Dergisinin 2011 yılına ait son araştırmasına göre ise; Türkiye dünya ülkeleri arasında yüzde 60'lık mutluluk oranıyla 75. sırada yer almakta. 2009 ve 2010 yıllarının da lideri olan Norveç'in yüzde 95 ile ilk sırada yer aldığı bu listede, Norveç halkının yüzde 74'ünün çevrelerindeki insanları da güvenilir bulduklarını görüyoruz. Bu oran bizde ise sadece yüzde 8,4. Bizim mutluluğumuz başkalarını güvenilir bulmadan sağlanan bir mutluluk. Artık nasıl oluyorsa?

zeki etferat bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazıya koyduğunuz görsel ve alt yazı,bu konuda tüm söyleyeceklerimi anlatmış,işte YENİ TÜRKİYE...Bilincinize saygılarımla,kaleminize sağlık,içtenliklerimle,sevgiler.

Şerife Mutlu 
 05.08.2011 11:46
Cevap :
Sizin gibi bilge, (z)arif bir söz ve yazı elçisinden, özellikle de bir yontu sanatçısından gelen, yazımın can alıcı noktasına yönelik bu yorum benim için çok değerli, inanın sevgideğer. Bilincinize, kaleminize ve yüreğinize gıptayla... Esenlik dileğim, içtenlik ve sevgilerle...  06.08.2011 20:22
 

Bu araştırmanın gösterdiği, ülke olarak mutlu bir halka sahibiz. ancak mutlu bir halkta bu kadar suç oranı yüksek olmamalı, insanlar birbirine karşı daha nazik ve kibar olmalı değil mi? Bu araştırmanın amacı, iktidara yağ çekmek olsa gerek. Selamlar...

Mesut KARİP 
 02.08.2011 16:12
Cevap :
Hemen her ankette çok sayıda hata kaynağı bulunabilmektedir Sn. Karip. Hatta kusursuz bir anket hazırlamanın mümkün olmadığı söylenebilir. Tabi ki bazı anketler diğerlerinden daha iyidir, fakat en iyi anket dahi bir takım kusurlar içerir. Bu nedenle çok belirgin hatalar olmadıkça araştırmaları, onların bulgularını objektif olarak veri almak en doğrusu ve pratik olanı. Ayrıca hem burada yer alan sonuçların sokakta, trafikte ve kapalı mekanlardaki tezahürleriyle her gün iç içeyiz hem de seçimlerde oluşan siyasal sonuçlarıyla da (% 49,6) karşı karşıyayız! Eğer onlar mutlu ise ben, sen, o, "bizler" değiliz dercesine mutluluk çizgimizi derinleştirerek gerilere çektik. İçten teşekkürler ve dost selamlarımla...  02.08.2011 16:24
 

Perdeyi aralayıp bir bakıverdim ki, Ersin Kaboğlu yaz maz demeden gene yararlı bir iş çıkarmış...Sevdim ve paylaştım. Dostça selamlarımla.

zeki etferat 
 02.08.2011 0:57
Cevap :
Siz de iyi bilirsiniz; bu konuda plan-program pek yok. Sürekli ve kaotik bir şekilde devinen şu yaşamın içinde bir şey duyuyor ve okuyorsunuz, içinizden bir şeyler kopuyor... O an saat kaç, mevsim ne, hava nasıl vb. demeden yazıp çiziyorsun işte üstat. İlginize ve önererek paylaşımınıza içten teşekkürler. Dostça selamlarımla...  02.08.2011 14:04
 

54 il 128 ilçe...iyi de...1605 kişilik bir örneklem acaba şu bizim uzuuuun Anadolu'yu temsil eder mi ?...kim bilir ?...yüreğinizeveışılışılzihninizesağlık...eyvallah...

nedim üstün 
 25.07.2011 13:22
Cevap :
Sevgideğer "Üstün" ağabeyim, "örneklem" dedikleri "denek kitle (ya da kütle)" aşağı yukarı hep bu sayılarda oluyor. En babası 4000-4800 kişi felan. Önemli olan bu kişileri yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, mekan, coğrafi bölge, sınıfsal konum vb. açılardan bunu ülke gerçekleri ile uyumlu bir şekilde, gerçekten temsil edecek bir yelpaze içerisinde eşitçe dağıtarak saptamak. Yani bu iş böyle azizim. Işıltılı, mucizevi, yürek yakan dizelerinle ve esen kalasın. Sevgi ve saygımla...  25.07.2011 14:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 355
Toplam yorum
: 3313
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2351
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster