Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Kasım '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
564
 

Türkiye'nin, En Büyük Sorunu Nedir?

Türkiye'nin, En Büyük Sorunu Nedir?
 

 

Türkiye'nin En Büyük Sorunu terör mü? Yoksa ülkede her an seçim olacak havasında, sanki başka hiçbir derdimiz yokmuş gibi, siyasetin gündemden düşmemesi mi? İşsizlik mi? Veya eğitimsizlik mi? Maalesef ki, ülke gündemine başarılı olan, ileriyi gören insanlar  binde bir ancak yansıtılıyor. Sanat, üretim, eğitimde devrim... Ne büyük beklenti! Tek duyduğumuz, ahkâm kesen polemikler, fitne çıkarma niyetli hareketler, sataşmalar, atışmalar, kakışmalar... 

Öncelikle, artık herkes kılıcını kınına koymalıdır. Zaman, son zamanların en büyük düşmanı, cehaletle mücadele zamanıdır. Bu mücadele ise zihinlerimizde oluşan kalıplara karşı, eğitim ile yapılmalıdır. Sürekli terörden yakınılıyor. Bakalım terörü kimler destekliyor? Kimler de terörist oluyor. Kimler, kimleri şehit ediyor? Cahillikle yoksulluk bataklığında büyüyen terör, bataklık kurutulmadığı müddetçe, ortadan kaldırılamayacaktır. İstatistikler üniversite mezunlarında artış olduğunu gösterirken, işsizliğin de arttığını gösteriyor. Yıllar önce üniversite neden okumuyorum, diye soran bir arkadaşa, " okuyup da diplomamla işsiz kalıp kahır mı edeyim" demiştim. Yarı şaka, yarı ciddi... Bazı laflar geleceğin habercisi…
   
Geçenlerde dükkâna üniversite mezunu gençler geldi. Günümüz gençliği ateşli adı üstünde, ‘delikanlı’ fakat güçlerini kontrollü kullanabilmeyi ancak eğitimle öğrenebilirler. Medyada sürekli yer verilen siyasal atışmalar halkımıza bilakis gençlerimize oldukça olumsuz yansımaktadır. Bunun farkına varılamayacak kadar mı? Dönmüş, gözler? Anlayamıyorum. Gençlerden biri ikide bir bana bakarak, " ben ateistim." Deyip duruyor. Sabrettim  tebessümle bakıyorum. En sonunda, " güzel kardeşim bunu söyleme gereği neden hissediyorsun?"
-Sen sağcı değil misin?
-Yok dedim, 'ortadayım' ben.
-Ama dindarsın.
-Elhamdülillah. Peki, benim Müslüman veya dindar olmam, senin için neyi ifade ediyor?
- ....partiyi... 'yaw bırak partiyi başka ne?'
Cevap;….eeee….ıııı…. yok.
 
En büyükten, en küçüğe, sağ ile sol arasında istemsiz, akıntıya kapılmış  gidiliyoruz…
       
Tebrik ederim. Böyle bir sistemde, bu kardeşimiz, üstelik tam da, seçilecek yaşta... Başka şeyler de konuştuk ya, konu dağılmasın. İnsanlar sadece görüntü ile birbirlerini kırpıp bir yere koyuyor. Türkiye'nin en büyük sorunu, “CAHİLLİKTİR”. Üretmiyoruz. Düşünmüyoruz. Bilgi edinmek, yeni bir şeyler öğrenmek, kendimizi geliştirmekle ilgili değiliz. Muhakeme yeteneğini kazanmadan hayata atılan milyonlarca gencimiz! Akşama kadar, Meclis- paparazzi. Bir ara da; Irak, Barzani, Talabani, İsrail… İşin özü kendi sorunlarımız hariç her konu gündemin anasını oluşturuyor. Kendi seslerimize kulaklarımızı tıkarken, dünyaya sağır halde göz açmak? Ne, ACAYİPLİK…
     
Zihni bunalan okulda düşünme yeteneğini geliştirme fırsatı bulamayan, gençliğimize terör el atıyor. İdealler ideolojiler... İşsiz kalan milyonlarca yeni nesil... Terör bizim müsaade etmemizle bize musallat oluyor. Bakalım; ilk- son darbe ve ardınca olanlar… Zaaflarımızdan yakalanmıştık. Lakin en büyük zaaf olan, cahilliğe bir çözüm geliştireceğimiz yerde, bulanık gündemlerle, gençlerimizin zihni daha da bulanmaktadır. Huzura ermeyen gençlik, sanat ve bilimden ziyade, şiddet meyilli yetişmektedir. Sürekli kıvıran oturmamış bir eğitim sistemi, yılgın eğitmenler, bilgi talep etmeyen talebeler...
   
Ülkenin en büyük sorunu cehalet, bütün sorunların atasıdır. Neyi neden niçin yaptığını bilmeyen, düşünmeyen çok da, umursamayan sorumluluk bilincinden izole olmuş bir nesil geliyor. Hiç soruları yok. Her şeyi zaten çok iyi biliyorlar. Bildikleri her şey, ‘öteki’ dedikleri, ama neden böyle dediklerini kendileri de bilmedikleri, kimselere üstünlük sağlıyor. Herkes elindekiyle övünüyor. 
 
Büyük, büyük insanlar en ufak bir krizde çıkıyor; para pul ekonomiden dem vurup kırmızı alarm çalıyor. Felaket tellallığı yapıyorlar. Gönül isterdi ki, ticarethanelerinde gençliğine sahip çıkarak onları kazanma hassasiyeti içerisinde, yine aynı duyarlı hassasiyet gösterilseydi.  Nutuk çekmeye gelince, başlanıyor, " bizim zamanımızda böyle miydik?" peki ya, Aileler nasıldı zamanımızda? Ben yemedim evladım yesin. Ben gitmedim o gitsin. Ben almadım o alsın. Nerde amaç? Nerede sorumluluk bilinci... Yokluk diye tanımlanan, kötü olduğu düşünülen o süreçler, bizim düşünmemize sorumlu olmamıza en mühim temel taştı. Öğrenmeye çabalamaya mücadele etmeye sebepti. Hiç unutmam; Oynamaktan sıkıldığımız oyuncakları annem alıp saklardı. Aylarca bulamazdık. Sonra bir çıkarırlardı. Yeni alınmış gibi sevinirdik. Her istenilen hemen yapılmazdı. Sabrı öğrenirdik. O arada kendimizce çözümler üretmeyi de...
         
Bugün gençliğimize, her şey altın tepsilerde sunuluyor. Yokluk görmeden, her olanağa bir zamanlar, bizim ancak hayallerimizde görebildiğimiz hızda bir anda sahip oluyorlar. Eğitim sisteminden ziyade, pek çok tuhaflıklar görüyoruz. Mesela öğrenci başarısız olunca, suçu eğitimciye veya sisteme yüklemek! Neresinden bakarsak bakalım, yeni yetişen nesle, sorumluluk yüklememek için ayrı bir çaba harcanıyor sanki! Denge unsuru, arz talep şeklinde düşünülürse, sorun hiç de tek taraflı bir mevzu değildir.  Hedefi olmayan bir bünyeye zorla eğitim verilemez.               
     
Hedefsiz, amaçsız son baharda kuruyan yapraklar gibi savrulan bir gençlik ve eğitimsizlik... Bu konuda çeşitli çözümler üretilmeye çalışıyor.
 
Mesela, ders saatlerinin kısaltılması... Lakin bu yine, sağlam bir çözüm olmayacaktır.
 
Mesela Eğitimde;
*Düşünmeye, kendinden bile saklanan akılları açığa çıkarmaya teşvik eden dersler olmalıdır.
*Küçük hedeflerle başlayarak, hedef çıtasını yükselten, sürekli kendini geliştirmeyi, başarma arzusunu aşılayan dersler olmalıdır.
*Yardımlaşma dayanışma birlik beraberlik aşılanmalıdır.
*Adalet hakkını akli delillerle savunmak,  öğretilmelidir.
*Teknolojiyi doğru şekilde kullanmak öğretilmeli,
*Sıkça öğrencilere fikirleri sorulmalı, konuşmaya kendilerini saygı çerçevesinde istedikleri gibi ifade etmelerini sağlayan platformlar oluşturulmalıdır.
*Okuma alışkanlığına teşvik edici yarışmalar düzenlenmelidir. Hatta bu alışkanlık oturana kadar, okuma dersi olmalıdır. 
* Sanatsal faaliyetler...
 
Umarız en mühim sorunumuz olan cehaleti, yediden yetmişe eğitim ile alt etmeyi başarabiliriz...
 
Unutmadan, 'Çanağımıza ne koyarsak, kaşığımıza o gelir.'
 
MERYEM KADIOĞLU
 
Tuanna Güzel, Özkan Sarı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınız çok şeyi vurguluyor yani meselenin özünü..Ülkemizdeki cahilliğin sebebi yine bir cahilce davranıştan ötürüdür, kendine hizmeti kendine yol yapmış bir osmanlı idarecisinin "şeyhülislamın","matbaa gavur icadıdır" fetvası ile okuma dolayisiyle tahsil işinin yüz yüz elli sene ertelenmesi söz konusu olmuştur,hatırlayın o ara şimdi islam diye anılan ülkelerin tümü osmanlı toprakları içindeydi..Buradan şu anda islam neden geri diye sorulan sorulara biraz da bu sebepten bakalım.. Atatürk ile atılım yapmış ülkemizin eğitim yolundaki gelişmesi İnönü zamanında başlatılan Köy enistitüleri ile gayet güzel yürürken ve umut aşılarken bu sefer köy ağalarının meclise doldurduğu akraba vekillerin "marabalar başımıza öğretmen oldu" telaşı ile yine İnönüye ağlata ağlata kapattırılmışlardır.. Dokunduğunuz bu güzel konuya bir de bu gözle bakalım,selam ve sevgiler..

türkay gür 
 11.01.2018 11:50
Cevap :
İlk emri "OKU" olan bir dinin okumaya engel olan mensupları gerçekten de bu açıdan bakmak çok daha çarpıcı bir sonucu ortaya koyuyor . Katkınız için teşekkürler. Saygı ve selamlar...  11.01.2018 13:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 135
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 753
Kayıt tarihi
: 07.02.17
 
 

İstanbul'da doğdu. İstanbul'da yaşıyor. Çoğunlukla mütecessis ve maceraperest, bazen de münzevi ...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster