Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mayıs '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
91
 

Türkiye’nin dayıbaşları

Türkiye’nin dayıbaşları
 

ulusalkanal.com


 “Yaşa yaşa, gör temaşa..” derdi anam. Rahmetli oldu. Yaşadıkça bu gözler neler görüyor ki… Gördüklerinin büyük bir kısmına da hayret ediyor.

Gün be gün Türkçe kelime hazinesine yeni sözcükler de katılıyor.  Türkçe olmamasına karşın. Kulaklarımız bir süredir  “Taşeron” sözcüğüne alışmıştı. Belli ki Türkçe’ye oluk oluk giren yabancı sözcüklerden biri. “Taşeron” Fransızca’dan girmiş. Sözlüklerde, Taşeron : Büyük bir işin bir bölümünü yaptırmayı, asıl üstenciden üzerine alan ikinci üstenci” diye geçiyor. Bir çeşit müteahhitin, büyük iş sahibinin elaltı gibi… Fransızca’daki "tacheron" (Sub - contractor) sözcüğünden gelirmiş. Büyük bir işin yalnız kendi uğraşı alanına giren bölümünü asıl müteahhitten alan kişiymiş. Genellikle aldığı işi götürü olarak yapan kişi. Örneğin konut inşaatı yapan müteahhitlerin, konutların elektrik donatımını, doğramasını veya su tesisatını ayrı ayrı taşeronlara vermeleri gibi.. (1)

Ama Soma faciası oluncaya kadar Türkiye kamuoyu “Dayıbaşı” sözcüğüne aşina değildi. Gerçi bu sözcük iş çevrelerinde çok iyi bilinir ama örneğin, ben bilmiyordum. Daha sonra, hepimiz yavaş yavaş,  bu Dayıbaşlarının işçinin ensesinde boza pişiren kişiler olduğunu öğrendik.

Karadeniz’de fındık toplama zamanı, Kürt Dayıbaşları, Güney-Doğu illerinden vatandaşları kamyonlarla toplar, buraya getirir ve en zor koşullarda barındırırken, onların sırtından para kazanır.

Aynı Dayıbaşları, Pamuk zamanı , “pilot”ları, işçileri toplayıp Çukurova'ya götürür, onların kelle başından para kazanırlar.

Diğer yandan, Gürcü Dayıbaşları, Gürcistan’dan fakir fukara kişileri Karadeniz bölgesine getiren ve onların sırtından para kazanan kişilermiş.

Soma’da ise, Dayıbaşları çevre kasaba ve köylerin kahvelerini dolaşır, oralarda güçlü kuvvetli ve işsiz gençleri bulur; Soma madenlerinde çalışmak için ikna eder ve onların sırtından oldukça önemli primler kazanır. Dayıbaşlarının ücretleri bazen 5-10 bin lira arasında değişirmiş.

Tabii, madene gelen işçiler, bağlı olduğu Dayıbaşının emrinde olduğu için ondan hem çok korkarmış, hem de çok çekinirmiş. Dayıbaşı istemedi mi, işçi hemen işten çıkarılırmış. Onun için işçiler mutlak olarak Dayıbaşının emirlerini dinlerlermiş. Tabii, bu durumda Dayıbaşılık , taşeronluğun daha bir Alafranga kurumu oluyor.

Yani Dayıbaşılar, işyerlerinin aslında astığı astık kestiği kestik derebeyleri,

İşçiler onlardan korkmasınlar da ne halt etsinler. İşe girmişler, evlenmişler, ev almışlar; dünya kadar borçları var. Çalışmaya zorunlular… Ama kafalarında Koca bir Dayıbaşı durmadan emrediyor : “Daha çok çalışın… Daha çok  kömür üretin..!”

Söyleyecek fazla bir şey yok. Dayıbaşılık kurumunu kim yaratmış. Türkiye Cumhuriyetinin özel koşulları. Vurduğu vurduk, kırdığı kırdık özel insanlar. Çoğu kez, kurum nazarında bu insanların dokunulmazlığı var. İşçiler çok çabuk madenden kovalanır da, bu Dayıbaşlar için çok zor. İmkansız gibi… Çünkü aslında madeni, ceberut bir güçle çevirenler onlar. Mufettişler, denetmenler filan hepsi hikaye, hepsi göstermelik. Bir sürü müfettiş hakkında da soruşturma açıldığına göre. Bu kurum da yozlaşmış.

Söylendiğine göre “Teftiş” mi var; çoğu kez ocaklara bile girilmiyor; gelsin “Kuzular”, “tandırlar” … Kurulsun sofralar… İşler öylece hallediliyormuş. Doğru mu, bilmiyorum. Ben bazı  işçilerin yalancısıyım.

Gelelim Türkiye’nin işlerine .

Türkiye’de dün CHP tarafından SOMA meselesinin soruşturulması için bir önerge verilmiş, arkasından bu önergenin öne alınması için önerge verilmiş… O sırada AKP milletvekilleri dışarıda, çay kahve lay lay lom … ederken, Muhalefet milletvekilleri toplanıp bu Önergeyi Meclis’ten geçirmişler. Başkan kim?  Güldal Mumcu… Haydaaa..!

AKP’li Milletvekilleri Meclis’e döndükleri zaman bakmışlar ki, iş işten geçmiş.

Ah vah… etmeye başlamışlar… Başbakan duyarsa, nöbetçi milletvekillerine kim bilir nasıl fırça atar. Korku bu.

Hemen Meclis Başkanlığına önerge verilmiş. Güya, Önerge’nin geçmesi sırasında, yanlış sayım yapılmış … Onlar efendim içerdeymişler..!  Falan fıstık, festekan…

Güldal Mumcu, oturumu kapatmış.

Şimdi, gönülleri yatarsa, Soma meselesi görüşülecek. Ne hallolacak.. Dayıbaşılık kurumu mu, teknoloji mi; Müfettişlik Kurumu mu? Yoksa hepsi mi?

Yoksa ne?

Bizim memlekette laf çok, iş yok… Gene konuşulur, Komisyonlar kurulur. Falan…

Konuş…Konuş… Laf laf…Küfür Müfür… İş …Ooooo…  Gelecek seneye, sonra, daha sonra…

Türkiye’de Dayıbaşları çok… Türkiye’nin derdi çok…

………………………

Kaynak: http://taseron.nedir.com/#ixzz32zjEG200

 

 

 

  

“Yaşa yaşa, gör temaşa..” derdi anam. Rahmetli oldu. Yaşadıkça bu gözler neler görüyor ki… Gördüklerinin büyük bir kısmına da hayret ediyor.

Gün be gün Türkçe kelime hazinesine yeni sözcükler de katılıyor. Türkçe olmamasına karşın. Kulaklarımız bir süredir  “Taşeron” sözcüğüne alışmıştı. Belli ki Türkçe’ye oluk oluk giren yabancı sözcüklerden biri. “Taşeron” Fransızca’dan girmiş. Sözlüklerde, Taşeron : Büyük bir işin bir bölümünü yaptırmayı, asıl üstenciden üzerine alan ikinci üstenci” diye geçiyor. Bir çeşit müteahhitin, büyük iş sahibinin elaltı gibi… Fransızca’daki "tacheron" (Sub - contractor) sözcüğünden gelirmiş. Büyük bir işin yalnız kendi uğraşı alanına giren bölümünü asıl müteahhitten alan kişiymiş. Genellikle aldığı işi götürü olarak yapan kişi. Örneğin konut inşaatı yapan müteahhitlerin, konutların elektrik donatımını, doğramasını veya su tesisatını ayrı ayrı taşeronlara vermeleri gibi.. (1)

Ama Soma faciası oluncaya kadar Türkiye kamuoyu “Dayıbaşı” sözcüğüne aşina değildi. Gerçi bu sözcük iş çevrelerinde çok iyi bilinir ama örneğin, ben bilmiyordum. Daha sonra, hepimiz yavaş yavaş,  bu Dayıbaşlarının işçinin ensesinde boza pişiren kişiler olduğunu öğrendik.

Karadeniz’de fındık toplama zamanı, Kürt Dayıbaşları, Güney-Doğu illerinden vatandaşları kamyonlarla toplar, buraya getirir ve en zor koşullarda barındırırken, onların sırtından para kazanır.

Aynı Dayıbaşları, Pamuk zamanı , “pilot”ları, işçileri toplayıp Çukurova'ya götürür, onların kelle başından para kazanırlar.

Diğer yandan, Gürcü Dayıbaşları, Gürcistan’dan fakir fukara kişileri Karadeniz bölgesine getiren ve onların sırtından para kazanan kişilermiş.

Soma’da ise, Dayıbaşları çevre kasaba ve köylerin kahvelerini dolaşır, oralarda güçlü kuvvetli ve işsiz gençleri bulur; Soma madenlerinde çalışmak için ikna eder ve onların sırtından oldukça önemli primler kazanır. Dayıbaşlarının ücretleri bazen 5-10 bin lira arasında değişirmiş.

Tabii, madene gelen işçiler, bağlı olduğu Dayıbaşının emrinde olduğu için ondan hem çok korkarmış, hem de çok çekinirmiş. Dayıbaşı istemedi mi, işçi hemen işten çıkarılırmış. Onun için işçiler mutlak olarak Dayıbaşının emirlerini dinlerlermiş. Tabii, bu durumda Dayıbaşılık , taşeronluğun daha bir Alafranga kurumu oluyor.

Yani Dayıbaşılar, işyerlerinin aslında astığı astık kestiği kestik derebeyleri,

İşçiler onlardan korkmasınlar da ne halt etsinler. İşe girmişler, evlenmişler, ev almışlar; dünya kadar borçları var. Çalışmaya zorunlular… Ama kafalarında Koca bir Dayıbaşı durmadan emrediyor : “Daha çok çalışın… Daha çok  kömür üretin..!”

Söyleyecek fazla bir şey yok. Dayıbaşılık kurumunu kim yaratmış. Türkiye Cumhuriyetinin özel koşulları. Vurduğu vurduk, kırdığı kırdık özel insanlar. Çoğu kez, kurum nazarında bu insanların dokunulmazlığı var. İşçiler çok çabuk madenden kovalanır da, bu Dayıbaşlar için çok zor. İmkansız gibi… Çünkü aslında madeni, ceberut bir güçle çevirenler onlar. Mufettişler, denetmenler filan hepsi hikaye, hepsi göstermelik. Bir sürü müfettiş hakkında da soruşturma açıldığına göre. Bu kurum da yozlaşmış.

Söylendiğine göre “Teftiş” mi var; çoğu kez ocaklara bile girilmiyor; gelsin “Kuzular”, “tandırlar” … Kurulsun sofralar… İşler öylece hallediliyormuş. Doğru mu, bilmiyorum. Ben bazı  işçilerin yalancısıyım.

Gelelim Türkiye’nin işlerine .

Türkiye’de dün CHP tarafından SOMA meselesinin soruşturulması için bir önerge verilmiş, arkasından bu önergenin öne alınması için önerge verilmiş… O sırada AKP milletvekilleri dışarıda, çay kahve lay lay lom … ederken, Muhalefet milletvekilleri toplanıp bu Önergeyi Meclis’ten geçirmişler. Başkan kim?  Güldal Mumcu… Haydaaa..!

AKP’li Milletvekilleri Meclis’e döndükleri zaman bakmışlar ki, iş işten geçmiş.

Ah vah… etmeye başlamışlar… Başbakan duyarsa, nöbetçi milletvekillerine kim bilir nasıl fırça atar. Korku bu.

Hemen Meclis Başkanlığına önerge verilmiş. Güya, Önerge’nin geçmesi sırasında, yanlış sayım yapılmış … Onlar efendim içerdeymişler..!  Falan fıstık, festekan…

Güldal Mumcu, oturumu kapatmış.

Şimdi, gönülleri yatarsa, Soma meselesi görüşülecek. Ne hallolacak.. Dayıbaşılık kurumu mu, teknoloji mi; Müfettişlik Kurumu mu? Yoksa hepsi mi?

Yoksa ne?

Bizim memlekette laf çok, iş yok… Gene konuşulur, Komisyonlar kurulur. Falan…

Konuş…Konuş… Laf laf…Küfür Müfür… İş …Ooooo…  Gelecek seneye, sonra, daha sonra…

Türkiye’de Dayıbaşları çok… Türkiye’nin derdi çok…

………………………

Kaynak: http://taseron.nedir.com/#ixzz32zjEG200

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Laf, laf...Laf çok iş yok. Lafla peynir gemisini yürütmeye çalışıyorlar ama yürümüyor işte değerli hocam, İş gerek, yapmak gerek ama lâyıkınca. Selam ve saygılarımla...

Yurdagül Alkan 
 01.06.2014 21:09
Cevap :
Türkiye'de ki işler hep öyle değil mi? Uydurma, kaydırma ve unutturma...Onlar da biliyorlar ki , bir hafta geçer daha büyük bir felaket olur; dünkü unutulur... Sayın Yurdagül Alkan, bunlara kanmayalım; çünkü hesapları kendilerine göre. Yazık! Esenlikler efendim.  02.06.2014 13:18
 

Sayın Ceyhan Ülkemizde dayı başları giderek çoğalıyor.O önerge Meclisten geçtiğinde AKP Milletvekillerinin çoğunun dışarıda olması büyük bir olay muhakkak fırçayı yemişlerdir her birisi.Selam ve saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 29.05.2014 20:20
Cevap :
Öyle. Onları orada boşuna mı nöbetçi bıraktılar..! Sonra Sn. Mumcu'ya epey esip, söylenmişler ama iş işten geçmiş. .. En iyisi toplansınlar ve bu gariban insanlar özellikle çocuklar için iyi şeyler yapsınlar. Çocuklar harcanmasın. Çoğunun babası gitti. Ne yaparlar ne ederler, benim aklım onlar da... Saygılar, selamlar Hocam.  30.05.2014 12:00
 

Öyle bir ülke ki neresinden tutsan elinde kalıyor. Taşere etmek(bir de ben bozayım Türkçe'yi)de ne demek. Bu madeni kim yönetiyor. Her yerde derebeylik sistemi, Padişahlar, falan filan! O kadar bayıldım ki, hangi yüzyılda yaşadığımı unutuyorum. Bazen Kanuni ben miydim diye sorasım var. Bu ülkede insanların değil kurumların işleme zamanı çoktan geldi ve geçiyor... Sevgiler,

ERIC VAN BUYTEN 
 29.05.2014 11:27
Cevap :
Belli ki bazı kurumlar tarih öncesinde yaşıyorlar ve bazı insanlar da öyle... Bu şekilde yaşayıp gidemeyeceğimize göre; değişmek zorunda olduğumuza göre, bunu kim yapacak... Muhafazakarlar mı? Onlardan ne beklenir ki.. Bilemiyorum Anıl Bey. Olay ya Hey , gidiyor.. Saygılar, selamlar aziz arkadaşım.  29.05.2014 13:54
 

Ülkenin hali bu üzgünüm:( Ama yapacak da bir şey de yok! Ne zaman halk olanı biteni anlayacak yanlışı da görecek o zaman işler düzelecek. Saygılarımla...

Halil Güven (Sökeli) 
 29.05.2014 0:00
Cevap :
Yok o konuda ben daha iyimserim. Daha önce yapılacak şeyler varmış gibime geliyor. Bunu zamanla görürüz her halde. Çünkü işler tıkanırsa, toplum aşacak bir yol bulur. Saygılar Sökeli Kardeş.   29.05.2014 13:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 805
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster