Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
644
 

Türkiye'nin en büyük koalisyonu iş başında; "Savaşa Devam"

Türkiye'nin en büyük koalisyonu iş başında; "Savaşa Devam"
 

1987'den bir gazete manşeti (Üzülmeyin, yaşam kaynağınız olan bu manşetlerden mahrum kalmayacaksınız


Gözünüz aydın…

Kısaca “Açılım” denilen süreç bitti.

Sevinebilirsiniz…

Seviniyorsunuz da zaten. Gözlerinizden okunuyor mutluluğunuz. Kan aktıkça, kan damlıyor yanaklarınızdan. Canlanıyorsunuz.

En başından beri PKK ile AKP’nin el ele verip ilerlettiğini belirttiğiniz süreç tıkandı. Bunu ilk olarak DTP ilan etti. Tüm milliyetçiler gibi, soğuk yüzlü, soğuk bakışlı Emine Ayna açıkladı. Hem de güler yüzle. (Soğuk bir yüz ne kadar gülebilirse o kadar gülerek) Sevindiğini gizlemeden. Kürt cephesinde de radikaller, savaş yanlıları kazandı. O cephenin temsilcisi olarak sevincini gizlemedi.

Evet, o da sizlerin sevincini paylaşıyordu.

Artık her şey bildiğimiz gibi ilerleyecek, aynen eski günlerdeki gibi. Kimse gelin değişelim, kaderimizi baştan yazalım demeyecek.

Anneler ağlamaya devam edecek yani. Onur Öymen’in demeye getirdiği gibi; Bu ülkenin anaları ağlamaya alışkın zaten, neden bunu engelleyelim ki.

Her şey yeni baştan başlayacak. Yeni bir bayram havası. Cenazelerin gelmediği, genç fidanların ölmediği bir gün geçmeyecek. Sizler elinize Türk bayraklarınızı alıp koşacaksınız cenazeye, onlar Kürtçe zılgıtlar atarak. Sloganlar, marşlar, tehditler, öç alma istekleri, daha fazla kan dökülmesi talepleri dolduracak meydanları. Herkes kendi dünyasında yaşayacak bu şanlı törenleri, sonra yuvalarına çekilecekler tekrar. Bir sonraki ayine kadar.

Her gün biraz daha nefret edeceksiniz birbirlerinizden. Başka bir yol olduğu aklınıza bile gelmeyecek.

Ezberleriniz bozulmayacak merak etmeyin…

Bugün eleştirdiğiniz AKP-DTP koalisyonu bozuldu. Yerine Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük koalisyonu kuruldu. CHP, MHP, DTP ve PKK’nın kurduğu “Açılıma Hayır, Savaşa Evet” koalisyonu.

Ben kendimi bildim bileli bu koalisyon iktidarda zaten. Sadece kısa bir süre ümitlenmiştim, tarafları ikna edecek bir barış süreci yaşanabilir mi diye? Ama cevval Türk milliyetçileri ile Kürt milliyetçileri bir kez daha kan dökmeye devam etmek üzere anlaştılar.

Daha dün ölen şehit askerlerin ailelerinin söylediklerini kulak arkası ederek hem de.

Ne dedi duydunuz mu, şehit olan yedi askerden, Muşlu Yakup Mutlu’nun babası Kazım Mutlu'nun söylediklerini? Hem de Kürtçe konuşarak...

“Bu savaşı durdursunlar, barış istiyoruz. Yarın öbür gün başkasının oğlu da ölse aynıdır, farketmez. Bu Yakup’tur, öbür Yakup da aynıdır. Bunu durdurmak istiyoruz. Erdoğan’ın, Bahçeli’nin, Baykal'ın oğlu yok onların içinde. Mehmetciğin ne günahı var? Allah kabul etmesin. Ben istiyorum ki kan dökülmesin. Barış ve özgürlük istiyoruz”

Ya Şehit Jardarma Er Cengiz Sarıbaş'ın amcası Salim Sarıbaş'ın söylediklerine kulak kabarttınız mı hiç...O ise Türkçe konuşuyordu.

“Ne olursa olsun, bu savaşın bitmesi lazım. Daha nice Cengizler böyle gider, ölen geri gelmiyor, sadece baş sağlığı dilemeleriyle yarın unutuluyor, unutulmasın. Bu vatan için herkes şehit olabilir ama karşımıza bir devlet çıksın, devlet olsun. Bu savaş boş, anlamsız bir savaş. Savaşı yapanlar da kurşun sıkanlar da bu ülkenin çocukları."

Siz boş verin bu acılı ailelerin, ne dediğini bilmez sözlerini.

Gözünüz aydın…. Bir kez daha kazandınız.... Haydi savaşa devam.....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu konuda aynen sizin gibi düşünüyor ve yazınızın altına, eğer izniniz olursa, imzamı atıyorum. Selamlar.

Hüseyin Atacan 
 14.12.2009 16:40
Cevap :
Çok teşekkür ederim Hüseyin Bey. Ben de olabildiğince geniş bir kesimin katılacağı düzeyde genel doğruları içeren bir yazı yazmaya çalıştım. Yaşadığımız süreci olabildiğince temel doğrular üzerinden hareket ederek ve bizi ayrıştıran detaylardan uzaklaşarak ele almak gerekiyor. Karşımızda iki farklı tehdit unsuur değil, tek tip tehdit unsur var. o da şiddetle hayatımızı yaşanmaz kılmak isteyenler. Bunu fark ettiğimiz ölçüde olaylara yaklaşımımız daha isabetli olacaktır diye düşünüyorum. Geç yanıt verdiğim için kusura bakmayın. Selamlar, saygılar  16.12.2009 11:22
 

Türkiye "kımıldatılan" bir ülke değil, diyen sensin ve doğru bir saptama. Kendi haline bırakılırsa kımıldayacağı da yok. Ama öte yandan kımıldamama lüksü de yok artık. Bazı yorumcuların gibi ben de bunun altını çizmeye çalışıyorum. AB'nin kara kaşımıza sevdalı olduğunu söylemedim ben. İmzalanmış bir antlaşma var ve AKP de bu antlaşmanın gereklerini yerine getiriyor. UEFA neyse, AB de o! Ulusalcılar "statükodan" yana ve AB karşıtı. Bibliyofil her iki tarafa da karşı! Var mı bir üçüncü yol? Bibliyofil yazdı da biz mi okumadık? Niyetim, seni kırmak değil, bu çelişkiye dikkat çekmekti. Sen "Altancı" olarak eleştiriliyorsun ama aynı eleştiriyi bana yapıyorsun. Her şeye rağmen yazın 5 yorum yazmaya değer. Bunu da bilmeni isterim. Selamlar.

Ümit Culduz  
 11.12.2009 16:31
Cevap :
Ümit Hocam, buradan da açık ve seçik söyleyebilirim ki, ben AB taraftarıyım. Yani Türkiye'nin AB içinde olmasını istiyorum ve bundan her iki tarafın da kazançlı çıkacağını düşünüyorum. Ama AB kendi içinde de sorunları olan bir yapı ve bunu en çok Avrupalılar eleştiriyor. En son Boğaziçi Üniversitesinde konferans veren Ünlü sosyolog Zizek de buna iyi bir örnek. Türkiye kımıldamıyor çünkü, derin bir güç ve katı bir doktrin devlete ağırlığını koymuş durumda. Bunu yıkmaya çalışan sivil iradeler her zaman dışarı açılmayı hedefledi. Bu iç dinamiği gözden kaçıramayız. Çetin Altan veya oğullarını okumaktan dolayı olsa olsa gurur duyarım. Altancı olarak eleştirilmekten de çekinmem. Doğru bir eleştiri olmasa dahi. Seni de bu nedenle eleştirmedim. Sadece Altanlarda gördüğüm bir hataya kapıldığını düşündüm. Benim niyetim asla seni kırmak değildi ama galiba biraz sinirli anıma denk geldi. Kusura bakma. Yorumlarına cevap vermek büyük bir zevkti. Umarım karşılıklı bu zevkten mahrum kalmayız, selam  11.12.2009 16:53
 

Şemdinli'yi örtbas eden AKP değil mi? Madem istiyordu da ilk 5 seneyi niye çöpe attı o zaman? Şu aşamada "açılım" demek iktidara "elveda" demektir ama AKP mecbur artık. Belki erken, belki de genel seçimlerde çoğunluğu kaybedecek ama açılımlar da sürecek. Türkiye, "Soğuk Savaş" döneminden beri Ankara'dan yönetilmiyor Hocam. Bizdeki bu baş döndürücü değişimleri "iç dinamiklere" bağlaman ise, "iyimserliğin" de ötesinde bir durum:)) Dikkat et bak, AB konusundaki yaklaşımın ve söylemlerin "Ulusalcılardan" pek farklı değil, senin. Bu "fikir" birlikteliği irdelenmemeli mi senin açından? Sence burada bir "anormallik" yok mu? AKP'yi destekliyoruz elbet ama "Zoraki Damat" olduğunu da biliyoruz yani. Gerdeğe mecbur girecek. Sen de biliyorsun ki girmezse "şeysiz" kalır:)) SElamlar:))

Ümit Culduz  
 11.12.2009 12:59
Cevap :
Yani aranızda topu topu bir yorum farkı var. O kadar tahlil, tespit ve analizin üstüne bu kadarcık yorum farkı da olsun artık. Hiçbir insan birbirine benzemez neticede. Türkiye'nin dünya ile temasında iki farklı kulvar vardır. Dış politika ve İç politika. Türkiye hep içine kapalı bir ülke oldu ve dünya üzerinde dışarıdan en az etkilenen ülkeler sıralamasında hep önlerde oldu. 6-7 Eylül'de, Kıbrıs Hareketinde, Ermenistanla ilişkilerde, 1990'dan beridir K. Irak'a yönelik hareketlerde Türkiye hiç batının uyarılarını dinlemedi. Son 20 yıldır dünya ile temas kurma isteği nedeni ile, bu sorunlarla yüzleşmek zorunda kaldı. Teması kurmanın nedeni ise ekonomisini ithal ikameci sistemden ihracatla kalkınma modeline geçmesi oldu. Yani dünyaya mal satacaksan, ortak kurallarına uyacaksın, standartları tutturacaksın. Bu üretimin kalitesinden, yaşam standartlarına kadar böyle. Buna rağmen Türk devleti ve siyaseti ekonomik gelişmenin oldukça gerisinde kalacak düzeyde tutucu ve dış etkilere kapalı.  11.12.2009 15:46
 

Devletler arası ilişkilerde "iyiliğini istemek" gibi bir kavramı kullansa kullansa Türkler kullanır zaten:) Tüm Balkanları topla, üstüne Polonya ve Macaristan'ı da koy. Baltık ülkeleri de bonus olsun. Türkiye bunların toplamıdır AB için. Ama AB'siz bir Türkiye de hiç bir şey ifade etmez.Kendi ülkemizin gücünü bile bilmiyoruz biz. Sen "açılım" lafını 6 aydır duyuyorsun ama ben 6 senedir duyuyorum. Bugün sünnet, yarın deniz olsun istiyorsun ama nerede o yoğurdun bolluğu? Avrupa "sağ-sol" zihniyetini çoktan bıraktı. Yeni şeyler söylemek istiyorsan "yerellikten" uzaklaşman, az biraz da Kapıkule'nin öte yanıyla ilgilenmen lazım. Sana "dumansız hava sahası" şartı koşan GÜÇ, demokratlaşmanı ve savaşmamanı da şart koşuyor işte. Bunda anlaşılmayacak ne var?

Ümit Culduz  
 11.12.2009 12:33
Cevap :
Anladım, sen sıcak ve samimi konuşma dilini değil, diplomatik bir dil istiyorsun. Olur, öyle de konuşma şansım var. Daha doğrusu vardı. Taaa ki sen "dikkat et bak, AB konusunda yaklaşımın ve söylemlerin "ulusalcılardan" pek farklı değil" diyene kadar. Bunu bir hakaret olarak algılıyor ve iade ediyorum. İade etme gerekçem de gayet güçlü. Çünkü senin düşünce şeklin ulusalcıların düşünce şekilinin antitezi. Yani orijinal değil. Tepkisel bir duruş. Nasıl diyeceksin.. Açıklayayım. Ulusalcılarda aynen senin gibi düşünüyor. Yani bu ülkenin hep dışarıdan yönetildiğini ve dış güçlerin herşeye muktedir olduğunu söylüyorlar. Ama onlar bunu kötüye yoruyor. Yani "Türkiye batıyor, bölünüyor, parçalanıyor" diyorlar. Aslında sen de benzer şeyler söylüyorsun. "Soğuk savaştan beridir bu ülke Ankara'dan yönetilmiyor" diyorsun (rastlantıya bak ulusalcılarda aynı tarihi veriyorlar) ama sen bu durumun, en azından şu an için "Türkiye'nin gelişmesi, refahı ve barışı için kaçınılmaz" diyorsun. (devam)  11.12.2009 15:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1765
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster