Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
273
 

Türkiye'nin Kürt sorunu mu, Kürtlerin Türkiye sorunu mu?

Türkiye'nin Kürt sorunu mu, Kürtlerin Türkiye sorunu mu?
 

Alışılagelmiş, klişe bir söylemdir “Türkiye’nin Kürt sorunu” sözü. Ne zaman ki Kürtlerin yaşadıkları coğrafyada siyasi veya sosyolojik bir hareketlilik veya dalgalanma yaşansa Ankara’nın gri bürokrasisinin hop oturup, hop kalktığı ve bir nevi otoritenin tansiyonunun tavan yapmasına neden olan o bilindik sorunun öteki adıdır “Kürt sorunu.” 

Doğrusu olaya Kürtler açısından baktığımızda ise bunun tam tersini okuyabilmek ve görmek çokta zor değil. 

Hele hele şu son günlerde hemen güneyimizde; Suriye sınırımızda PYD endeksli yaşanan gelişmeler bu savımızı doğrular nitelikte.

Türkiye sadece Diyarbakır veya İstanbul’da toplaşıp polisle taşlı, molotoflu çatışmalar yaşayan Kürt gençleri ile uğraşmamakta aynı sıkıntıyı bugün artık başka bir ülkenin sınırları içinde yaşayan ve fakat aynı genetik yapıdan gelen başka Kürt gençleri ile yaşama endişesi taşımaktadır. 

Diyarbakır’da polis ve devletle çatışan gençlere müdahale etmek ve bunu toplumsal huzur adına yapmayı yeğlemek pek tabiî ki anlaşılabilir ve makul karşılanabilir bir gerekçedir; lakin sınırınızın hemen dışında yaşanan olaylardan ürkerek bir paranoyaya yenilip aynı hakkı kendinde görmeye çalışmak pek sağlıklı bir politik yaklaşım değildir kanımca. 

İşte o yüzdendir ki Suriye Kürtlerinin bugün elde ettiği kazanımlardan rahatsız olan kimi Türk siyasi çevrelerinin bu kazanımları behemehâl ortadan kaldırma gayretkeşliklerini görünce tıpkı dün Irak’ın kuzeyindeki Kürt oluşumuna gösterilen reaksiyonun bugün Suriye Kürtlerine karşı da gösterilmesi bize bunun Ankara’nın aslında ne denli umarsız bir illetin pençesinde kıvrandığının gösteriyor. 

Ankara, Ortadoğu da giderek tüm bölgeyi içine alan iki büyük yangını sanırım iyi okuyamadı; iyi okuyamadı ki bugün dış politikamızda adeta dibe vurmuş bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. 

Bugün Ortadoğu’yu saran o iki büyük yangının birincisi ve kanımca en tehlikeli olanı: “mezhepsel ayrılık ve çatışmalar!” Böylesi bir çatışma olasılığı özellikle Türkiye için çok ciddi bir tehlike oluşturabilir.

Şam, Bağdat ve Tahran iktidarlarının şii-alevi mezhebinden gelmiş olmaları ve Ankara’nın şimdiye kadar hiçte alışık olmadığımız bir ölçüde bu mezhepsel farklılıkları kaşıyıp adeta ateşin içine üzerine benzin dökerek dalma cesareti(!) göstermesini anlamak ve izah etmek pek mümkün görünmüyor. 

Bölgeyi bekleyen öteki büyük tehlike ise dün Iraktan başlayıp bugün Suriye’yi içine alan Kürt oluşumun yarın için bölgenin öteki iki ülkesi Türkiye ve İran’ıda içine alabilme olasılığı. 

Sanırım bugün İmralı üzerinden yürütülen müzakerelerin Ankara için anlaşılabilir yanı bu tehlikenin büyümeden bertaraf edilme hamlesi olarak algılanabilir; eğer bu algı doğru ise açıkçası isabetli ve yerinde bir hamledir diyebiliriz. 

Kendi sınırları içerisinde otuz yıldan fazla bir süre durmaksızın çatıştığı ve geride on binlerce can kaybına, yüz milyonlarca dolarlık ekonomik kayba ve giderek derinleşen toplumsal ayrılıklara neden olan PKK  meselesinin bugün artık devletin o aşılmaz kalın duvarının ötesine geçip sorunun bizatihi birinci derecede muhatabı sayılan kişilerle görüşülmesi hem AKP iktidarının büyük bir cesaret ve başarısı ve kanımca hem de Kürtler için silahlı mücadelenin bir çözümden çok; sorunu daha da içinden çıkılmaz bir noktaya getirmiş olduğunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Ülke çıkarlarının birinci derecede öncelikli olması ve bu noktada hareket edilmesi açıkçası hem Kürtler ve hem de Türkiye’nin tamamı için çok önemlidir.

Kendini ülke gerçeğinden soyutlayan Kürtlerin veya Kürtleri ülke gerçeğinden soyutlayan siyasetin bugün Ortadoğu’da giderek büyüyen yangının yarın bizim yaşadığımız coğrafyayı da sarabileceğini hesaba katmaları gerekir. 

Türkiye bölgedeki gelişmeleri iyi okuyabilmeli ve özellikle güney ve güneydoğu sınırı boyunca 800 km’lik bir hat boyunca uzayıp giden toprakların sahibi Kürtlerle dostane ilişkiler kurma gayretinde olmalı.

Daha dün Barzani ve Talabaniye atfedilen küçümseyici ve aşağılayıcı benzetmelerin bugün o sözleri söyleyenleri nasılda gülünç bir duruma düşürdüğünü hatırlarsak bu anlamda ne demek istediğimiz daha net anlaşılacaktır. 

O günler için küçümsenen Kürtler ve liderleri bugün bölgenin en zengin petrol yataklarına hükmetmekte başta pentagon ve AB ülkelerinin başkentlerinde kırmızı halı üzerinde karşılanmaktadırlar ve ne ilginçtir ki bugün bölgede Ankara’nın en sağlam müttefiki Kürdistan bölgesel yönetimidir. 

Kendi Kürtleri ile barış içinde yaşayan bir Türkiye için konjoktürel gelişmelerin giderek Kürtler lehine çalışması en azından şuan için Ankara adına bir kayıp değil; bir kazanımdır.

Kürtlere hasmane değil, dostane hislerle yaklaşıldığında kendi Kürtlerinizi kazanacağınızı ve devletin mekanizmasına daha kolay entegre edebileceğinizi unutmamak gerekir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 166
Toplam yorum
: 82
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 519
Kayıt tarihi
: 02.09.09
 
 

Batmanın Beşiri ilçesinde doğdum, Mersinde yaşıyorum, edebiyata ilgi duyuyorum, yerel ve ulusal d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster