Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Nisan '08

 
Kategori
Sivil Toplum
Okunma Sayısı
832
 

Türkiye'nin önündeki iki engel; memur zihniyeti ile köylü nüfusu

Türkiye'nin önündeki iki engel; memur zihniyeti ile köylü nüfusu
 


Geçenlerde bir toplantıya katıldım. Toplantı, bir konu üzerine AB ile Türk mevzuatını eşleştirme çalışması. AB ile ülkemizin yasa ve uygulamaları arasında paralellik sağlamaya hedefleyen bir programın parçası. Yok merak etmeyin. Öyle Kıbrıs’ı satmayı, Ermenilere toprak bağışlamayı, Kürtlere özerk bir federasyon kurmayı, doğal zenginliklerimizin yağmalanmasını hızlandırmayı hedefleyen bir şey değil. Daha doğrusu ben konu başlığı üzerinden böyle bir şey olabileceğine hiç kafa yormamıştım.

Ama cevval Türk zihni konu başlığı “atık yağlar” olan bir konuda, tüm bu bölücü, yıkıcı ve sömürücü niyetin ipuçlarını yakaladı.

Değinmek istediğim konu, toplantının başlığı olan "atık yağ" konusu olmadığı için işin o kısmına değinmek istemiyorum ama ortaya konan zihniyeti sergileyebilmem için bir miktar bilgi vermem lazım.

Biliyorsunuz yağ denilen nesne ile hayatımızın her noktasında karşılaşırız. Gıda amaçlı kullandığımız yağlar vardır. Bunlardan kızartmalık olanları dışındakileri bizler tüketiriz ama kızartmalık yağlar belirli bir kullanımdan sonra atığa dönüşür. Birde endüstriyel ve madeni yağlar vardır. Bunlar özellikle makinelerin işleyişini kolaylaştırmak için kullanılır ve belirli bir kullanımdan sonra bu tip yağlarda atığa dönüşür. Bunlar için en iyi örnek de otomobillerden çıkan motor yağlarıdır.

Atık yağların ülkemizde iki tip bertarafı söz konusudur. Evsel nitelikli olanlar genellikle lavaboya dökülür ve kanalizasyon sistemine dahil olur. Bu yöntem doğanın iyiliği açısından tercih edilecek en son yöntem olması gerekir. Endüstriyel nitelikli atıklar ise ağırlıklı olarak ya nitelikli yakıtlarla karıştırılarak ya da doğrudan yakıt olarak kullanılır. Oysa her iki kullanım şeklinin de sakıncaları vardır. Gelişmiş batı ülkeleri bu tip bir atık sorunu ile oldukça önceki tarihte karşılaştıkları için, bu sorunun çözümü içinde uzun zamandır çözüm üretmeye çalışıyorlar. Onlarda sorunlarını tam olarak çözemese de, bize göre hatırı sayılır bir mesafe kat ettikleri bir gerçek.

Ülkemizde insanlar, Türkiye’nin AB müzakereleri sırasında en zor ve aşılmaz konuların Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu, Kürt sorunu filan olduğunu zannederler ama değildir. AB ile Türkiye arasında en büyük sorun yaratacak iki konu başlığı Çevre ve Tarım konularıdır. Çünkü AB’nin ulaştığı standartlarla bizim standartlarımız arasında en büyük fark bu iki konudadır. Henüz Kyoto sözleşmesini bile imzalamamış olmamız bile, bu açığın büyüklüğünün göstergesi. Tarımda ise hala feodal sistemle üretim yapıyoruz. Büyük sahalara hitap eden, bilimsel çalışmalarla desteklenen AR-GE faaliyetlerini de kapsayan şirket işletmesi şeklindeki tarımcılık anlayışını henüz geliştirebilmiş değiliz. Bu sebeple de Fransa’da 8oo bin köylünün ürettiği ürünü biz 17.5 milyon köylü ile ancak üretebiliyoruz. 270 milyon Nüfuslu ABD’de köylü sayısı 3.5 milyon, yani nüfusu bizden 4 kat fazla, ama köylü sayısı bizimkinin 5’te biri ve tarım ürünü ihracatında bizi misli ile katlıyor. Avrupa’da kırda yaşayan nüfus %10’ların altına inmişken, bizim nüfusumuzun hala dörtte biri kırsalda yaşıyor.

Çevre konusunda ise geliştirdiğimiz standartlar AB zorlaması ile gündeme geliyor ve nerdeyse tamamı hala kağıt üzerinde kalıyor. En azından az önce verdiğim örnekte dahi, AB'nin ileri ülkeleri %50’lik atık yağ geri dönüşüm oranlarını tutturabiliyorken, bizler bindelik dilimden yüzdelik dilimlere yeni yeni geçiyoruz.

Peki toplantıda düzenlenmek istenen mevzuat neler getirir? Her yağ tüketicisi, ürettiği yağın belirli bir kısmının geri dönüşümünden sorumlu olacak. Sanayici tesisinden oluşan atık yağları belirli standartlarda depolamak, taşıtmak ve geri dönüşümünü sağlamakla yükümlü olacak. İstenilen orana ulaşmak içinde belirli bir kota uygulaması gündeme gelecek.

Bu kısa olmaya çalışan orta uzunluktaki değinmeden sonra esas konuma gelmek istiyorum. Tüm bu gerçekler ortada iken, toplantı esnasında Almanya’dan gelen ve mevzuatların ilişkilendirmesi çalışmasının yürütücüsü olan şahıslara, özellikle mevzuatı yürütmekle sorumlu memurların sorduğu sorular şunlar;

• Siz sanayicilerimizin çalışma şartlarını zorlaştırarak ülkemizdeki sanayinin gelişmesine engel mi olmak istiyorsunuz?
• Bize neden kendi mevzuatlarınızı dayatıyorsunuz?
• Kendi geliştirdiğiniz standartları, bizi AB’ye almamak için koz olarak mı kullanıyorsunuz? vs. vs.

İşin özünü kaçırıp, illaki perde arkasında bir şeyler bulma kompleksinin ürünleri olan bu sorular karşısında yabancı konukların anlamsız bakışlar ve kafa karışıklığı arasında cevap vermeye çalışmaları görülmeye değerdi. Oysa aynı toplantıda özel sektör temsilcileri, mevzuatın bir an önce devreye girip, atık yağ sektörünün önünün açılması için taleplerini dile getiriyorlardı. Çünkü Avrupa'da her türlü atık konusu ciddi bir sektöre dönüşmüş durumda. Bir atık yağı lavaboya dökerek çevreyi kirletmek bir yana onun değerini sıfıra düşürürken, atık yağları değerlendirerek devasa bir sektör oluşturabiliyorsunuz. Ama mevzuatın yürütücüleri için aslen çevrenin de, reel ekonominin de gerekleri ikinci planda kalıyor.

Bu durum her zaman düşündüğüm bir gerçeği bir kez daha fark etmemi sağladı. Bu ülkenin gelişmesine engel olan iki zihniyet vardır: İlki statükonun diğer tabirle modern muhafazakârlığın temsilcisi olan memur zihniyeti, diğeri ise feodalizmin temsilcisi gelenekçi muhafazakârlığın temsilcisi olan köylü zihniyeti ve bu zihniyetin bu ülkede hala büyük bir ağırlık taşımasına neden olan köylü nüfusu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Emperyalist ülkelerde tam olarak senin gibi düşünüyorlar sevgili bibliyofil. Tarıma biz destek verelim az gelişmiş ülkelerdeki tarımı yıkalım daha sonra o topraklarda büyük tarımsal işletmeler kurup üretimide orada yaparız diye düşünüyorlar. Tütün ve şeker pancarında yaptıkları gibi. Birazda olayları emperyal gözle değilde ülkemiz insanının çıkarları penceresinden bakmanı tavsiye ederim. Bu kapitalist, emperyalist hayranlığı sol tahlilin neresinden geliyor merak ediyorum doğrusu. Sevgi ve saygılarımla...

kartal0634 
 27.04.2008 9:22
Cevap :
Sevgili Kartal, doğru birşey emperyalizm ister ise yanlış olur mu? Bence olmaz. Peki yapılması gereken nedir? Doğruyu emperyalizmin işinegelmeyecek şekilde hayata geçirmek. Mesela tarımda faaliyet gösterecek şirketlerde yabancı ortak payını belirli bir seviyede tutarsın olur biter. Evet doğrudur, Avrupa Türk tarım sahalarına büyük iştahla bakıyor çünkü oldukça bakir bir yapısı var. Çevre kirliliğinden az nasiplenmiş, aşırı tarımdan yorulmamış ve hala bakir olan sahalara sahip bir taım potansiyelimiz var. Peki çözüm 1 milyon köylünün yapabileceği bir işi 17,5 milyon kişiye yaptırıp, ne köyün ne de köylünün gelişmesine müsaade etmeyen bir sistemi korumak mıdır? Bu sistem sermaye birikimine izin vermediği için bizim kırsalımız gelişmiyor. Bizim yapmamız gereken yüksek verimle kırsalımızda sermaye birikiminin yolunu açıp, köylümüznde işletmeci olmasını sağlamak. Bu şekilde avrupayı besleyen bir tarıma ulaşabiliriz bence. Ben solculuğu fakirliğin paylaşımı olarak görmüyorum, saygılarımla,  28.04.2008 11:26
 

Nasıl rekabet etsin çiftçi? Onlar mazotu 57 cente biz 220 cente kullanıyoruz. Gübre fiyatları bizde 4 kat fazla. sen bunlara sübvansiyon uygulamazsan, çiftçiyi gelişmiş tekniklerle tarım yapmaya sevk etmezsen nasıl verim beklersin. Köylerde insanlar mazot alamadığı için karasabanlarını çıkarmaya başladılar sen de ne desteği diyorsun. Pes doğrusu. Ab, Abd çiftçisine sübvansiyon uyguluyor onlar aptal biz uygulamıyoruz biz akıllıyız.

kartal0634 
 25.04.2008 13:04
Cevap :
Sevgili Kartal, öncelikle bu yorumunla beni mutlu ettin, AB ve ABD'nin yaptığı şeyleri bizimde yapmamız gerektiği konusunaki fikrin gayet sevindirici. Gerçi Fransızlar bizimle aynı nüfuslu bir ülke olmasına karşın 800 bin köylüsü var ve desteklemeyi yalnızca o kesim görüyor. O kesim hem Fransa'yı besliyor hem de ihracat yapıyor. Oysa aynı şeyi biz 17,5 milyon köylü ile yapamıyoruz. Eğer aynı desteklemeyi yapacak olsak, Fransa'nın desteklemeye ayırdığı bedelin yirmi katını ayırmak durumunda kalacağız. Üstüne üstlük bu durum küçük parsellerde üretim yapan ve teknoloji kullanma şansı olmayan köylünün verimliliğini de arttırmayacak. Yani Türkiye kaynaklarını boşa sarf etmiş olacak. Bu sistemle destekleme yapmak boşa kürek çekmektir. Ancak çiftlik tarzında, geniş alanlarda üreten ve AR-GE sistemlerini kuran işletmelere, hem de fazlası ile kredilendirilmesi gerekir. Ama hem sizin zihniyetiniz, hem de AKP bu konuda fazlası ile popülist. Yapılan yarım yamalak desteklemelerde kaynak israfı.  25.04.2008 13:26
 

Çağdaş medeniyetler seviyesine erişmek için onların kölesi olmak gerekmez. Sanırım batıya haranlık sizde batıcılığa dönüşmüş. Birazda doğup büyüdüğünüz, ekmeğini yediğiniz toprakların çıkarlarını savunsanız desem sen gene baascı yaparsın bizi. Nerden çıkarıyorsun bunları bazen şaşırıyorum. Biraz tarih okumanı, AB tarım politikalarını okumanı tavsiye ederim. Köyden getireceğin 17 milyon işsiz insanı koçtamı sabancıdamı çalıştıralım ne dersin? Malum bütün şehirlerimiz köyden gelecek işsiz insanların üretime katılmasını bekliyor. Sen insanlara çalışıp üretebilecekleri ortamı sağla, herkes okur okutur çocuğunu merak etme cahilde kalmaz. Yalnız şu ülkenin marulunu dışardan getirmesi bile sende çokta tın dedirtiyorsa gerçekten birşeyler kaybolmaya başlamış bence. Saygılar...

kartal0634 
 23.04.2008 20:38
Cevap :
Sevgili Kartal, bu konu yorum yazıları ile geçiştirilemeyecek kadar geniş. Ama batı hayranlığı sakın İtalyan Ceza Hukukunu, İşviçre Medeni ve Borçlar Hukukunu, Alman Deniz Ticaret Hukukunu virgülüne kadar dokunmadan almak olmasın. Dünyada eğer doğruya doğru atılmış bir adım varsa atacaksınız, Gerekirse virgülüne bile dokunmadan. Ancak tarım konusunda batıyı taklit etmek onun sübvanse politikasını takip etmekle olmaz. Çünkü onlarda tarımda verimlilik esastır ve kişi başı üretime bakarlar. Bizde ise kişi başı üretim çok düşüktür ve sübvanse etmek verimsizliği arttırmaktan başka işe yaramaz. Tarımda destekleme ticari yapılanmaları arttıracak kredilendirme şekli ile olmalıdır. Tarımda verimlilik artsın ve fiyatlar düşebilsin ki, kente giden köyü orada domatesten salça yapabilsin. Domates tarım ürünüdür ama salça sanayi ürünüdür. Ama biz verimsiz üretim yaptığımız için tüm ürünlerimizin fiyatları dünya piayasalarından yüksektir. Bu nedenle ihracat yapamaz, ithalata yükleniriz. Saygılar  24.04.2008 15:14
 

Türkiye gerçeklerine bu kadar zıt nasıl olunur merak ediyorum. Ben üniversite eğitimimde Uzunca bir süre AB ve tarım politikaları üzerine eğitim aldım ve elimden geldiğince incelemelerde bulundum. AB ve ABD nin tarım konusunda uyguladıkları sübvansiyonlar ve destekler akıl almaz boyutlardadır. Bunu yapan AB bize bunu yapmayın diyor. Tarım sektöründe çalışan ve geçimini sağlamaya çalışan insanları şehirlere asgari ücretle tuvalet temizlemeye gitmelerini teşvik edelim diyorsunuz. Siz 4*4 jeepe binenle güneşin çatında tarlada motoruyla çalışan insana mazotu aynı paradan satar aynı vergiyi alırsanız AB ile uyum sağlamazsınız. Size AB tarım politikalarını incalemenizi tavsiye ederim. Belki bilmiyorsunuz ama yediğiniz marul bile artık dışardan geli,yor ülkemize. Bizede yabancılara ait otellerde garsonluk , tur şöförlüğü yada tuvaletlerini temizlemeyi öngörüyorlar. Sizin vicdanınız bunu kaldırıyorsa size başarılar dilerim ama bu millet bunu kabul etmez bence. Saygılar...

kartal0634 
 23.04.2008 10:28
Cevap :
Sevgili Kartal, bir kez daha haklısın çünkü AB hayranıyım. Çünkü onların kendi vatandaşlarına sundukları hayat standartlarını, yaşamlarıan verdiği önemi bende istiyorum. Eğer buna hayranlık dersen evet hayranım. Ama zannedersem iyi birşeylere hayranım. Çünkü sizin alternatifiniz, Arap ülkelerinin bir yandan batıya karşı dururmuş gibi yapıp, diğer yandan da kendi otoriter düzenlerini ayakta tutan, halkı sefil eden Baas zihniyetidir. Ben 17,5 milyon köyde yaşayan vatandaşımızın kentli ve ekonomide aktif olmasını istiyorum, sen ise onları köyde cehalet, açlık ve sefillik içinde bırakmayı.Ab ülkelerinin tamamının toplam köylü sayısı bizim köylü sayımızdan az. Bu insanlar kente gelecek ve modern işgücü olarak yaşama girecek ki ekonomi gelişsin derinleşsin. Bu marulun bile ithal olduğu hikayesi ise sıkıcı bir hikaye. Kanada'nın nerdeyse tüm gıda ihtiyacı ithalatla karşılanıyor ama oldukça zengin bi ülke. Bizim tarımda işletmeci sistemi kurmak ve köylü nüfusu azaltmaktan başka çaremiz yok.  23.04.2008 18:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1798
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster