Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mayıs '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1510
 

Türkiye PKK’nın bitmesini ister mi?

Türkiye PKK’nın bitmesini ister mi?
 

PKK biter mi? Bunu papatya falı açarak değil de yaşanan olguya bakarak analiz etmeye çalışırsak cevabın “hayır” olduğunu görürüz. PKK bitmez; zaten bitmesini de çoğu kimse istemez. Kimler istemez? Şöyle bakalım: PKK’nın varlığı ve şiddet eylemleri zamanla kendi statükosunu yaratmıştır. Birilerine siyasi güç, servet, itibar ve hakimiyet kazandıran, karanlık ve girift ilişkilere, şiddete, güç oyunlarına dayanan kanlı bir statüko… Bu statükodan bir şekilde yararlanan devletler, devlet kurumları, gizli servisler, silah tüccarları gibi çok sayıda güç odağı vardır. Bunlar statükonun kazananlar grubudur; güçlüdürler, söz ve iktidar sahibidirler.

Kaybedenler tarafında ise sadece Türkiye halkı vardır; yoksul Türkler ve Kürtler hem bu savaşı vergileriyle mali açıdan finanse etmekte hem de cephenin iki tarafına yolladığı çocuklarıyla savaşa insan kaynağı sağlamaktadır. Daha doğrusu buna zorlanmaktadır.

Adına ister “savaş”, ister “düşük yoğunluklu savaş”, ister “ulusal kurtuluş mücadelesi”, ister “terör eylemi” deyin, ne derseniz deyin, sürmekte olan bu hengâmede Türkler kaybetmektedir. Tüm Türklerin eğitim, sağlık, adalet, sosyal güvenlik gibi harcamalara yönelmesi gereken vergileri bu savaş yüzünden büyük ölçüde askeri harcamalara gitmektedir.

Yoksul Türkler iki kere kaybetmektedir; onların bu savaşta sadece vergileri değil bizatihi canları da gitmektedir. Şehit olan askerlere bakın; subaylar, astsubaylar dâhil hemen hepsi yoksul çocuklarıdır. Sayıları on bine yaklaşan şehitler arasında bir tane generalin, parti başkanının, milletvekilinin, holding patronunun/yöneticisinin, gazetecinin ya da mesela profesörün çocuğu yoktur.

Buna karşılık yoksul Kürtler dört kere kaybetmektedir; düşünün; bir Kürt aile hem devlete vergi ödemekte hem PKK’ya haraç vermekte, oğullarının birini askere, ötekini PKK için dağa göndermektedir. Oğullarının biri PKK saflarında, öteki TSK birliklerinde savaşırken ölmüş Kürt aileler vardır. Hem askerde hem dağda çocukları bulunan çok sayıda aile vardır. Bunun yanında bitmez tükenmez PKK eylemleri ile güvenlik güçlerinin operasyonlarının ortasında yaşadıkları cehennemî hayat da cabası…

Bu savaşın kazananları çok güçlü, kaybedenleri ise zayıftır. Savaşın bunca yıl sürmesinin temel sebebi de budur. Kazananlar cephesi PKK’nın silah bırakmasını istemez. En başta PKK’nın kendisi ve PKK sempatizanı milliyetçi Kürtler istemez. PKK’nın varlığından bir şekilde siyasi manivela ve araç olarak yararlanan öteki ülkeler istemez. Silah üreticisi ve tüccarlarının lobileri istemez. Fakat belki şaşırtıcı gelecek ama bunların hepsinden önemlisi bu savaşın bitmesini Türkiye’deki egemen devlet zihniyeti de istemez…

“Egemen devlet zihniyeti” nedir?

O zihniyet özetle Kürtleri seksen yıl boyunca “yok” sayan, dillerini yasaklayan, “bunlar dağlı Türktür” diyen, bütün halkı da buna inanmaya zorlayan zihniyettir. Bu zihniyetin hemen her alanda temsilcisi vardır. Ağırlığını başta devletin güvenlik bürokrasisi olmak üzere, MHP, CHP ve hatta AKP içindeki bir kesim gibi milliyetçi siyasi anlayışlar, yargı ve akademi dünyası oluşturur.

Peki niçin savaşın bitmesini istemezler?

Ben "PKK'yı devlet kurdurdu, Öcalan MİT mensubuydu" türünden komplo teorilerine inanmam. Ancak onun bir şekilde kurulmuş olması ve kanlı eylemlere girişmesi aslında Kürt sorununda Türkiye'ye bir manevra alanı kazandırmıştır. PKK’nin şiddet eylemleri aslında Türkiye’ye önemli bir koz sağlamaktadır. Türkiye PKK’nin eylemlerini kanıt göstererek dünyaya Kürt sorununun bir terör sorunu olduğunu iddia edebilmektedir. PKK’nin turizm bölgelerinde, büyük kent merkezlerinde bomba patlatarak, yollara mayın döşeyerek gerçekleştirdiği terör eylemleri Türkiye’nin bu iddiasına güçlü bir argüman sağlamaktadır.

Düşünelim, PKK silah bırakıp kendini fesh etse, Kürtler şiddete asla başvurmadan anadilde eğitim, kimliklerinin tanınması gibi taleplerini barışçı kampanyalarla dile getirse Türkiye bu talepleri reddetmekte, bastırmakta dünyayı ikna edebilir mi? Edemez. İşte bu yüzden aslında silahın ve şiddetin yerini barışçı siyasal mücadelenin almasını Türkiye’deki egemen devlet zihniyeti istemez. İkinci önemli bir sebep de aynı zihniyetin bu savaşın sürmesinden siyasi ve ekonomik rant sağlamasıdır. Bu savaş sayesinde Türkiye hep olağanüstü hal durumunda yaşamaktadır. Bu durum güvenlik bürokrasisine siyaset üzerinde vesayet kurma, milliyetçi partilere de oy imkânı sağlamaktadır. Normalleşen bir Türkiye’de herkes kendi görevine dönmek zorunda kalacak, milliyetçi akımlar güç kaybedecektir; bu da bazılarının işine gelmez.

PKK yöneticileri zaten istemez. Murat Karayılan, Cemil Bayık gibi PKK’liler için artık dağda yaşamak bir hayat tarzı olmuştur. Binlerce silahlı militana hükmetmek, milyarlarca dolar parayı yönetmek, milletvekili - belediye başkanı seçtirebilmek, bir emirle Diyarbakır’da tüm işyerlerinin kepenklerini kapattırabilmek gibi insana birer küçük kral iktidarı sağlayan bir tatmin imkânından niçin vazgeçsinler? Üstelik dünyada bu iktidarı ellerinden alabilecek bir güç de yoktur.

Radikal milliyetçi Kürtler de istemez. Onlar da bugün elde ettikleri bazı hakları, kendilerini Kürt olarak ifade edebilmelerini PKK’nın mücadelesine borçlu olduklarını kabul ederler; ki, bu düşüncelerinde haksız da sayılmazlar.

Gönül ister ki Murat Karayılan Hasan Cemal’e verdiği ılımlı, barışçı mesajlarında samimi olsun ancak bana çok da inandırıcı gelmiyor. PKK’nın bir ilkesi vardır: “Biz her şeyi kendi istediğimiz zamanda, istediğimiz biçimde yaparız” derler. Yani bugün işlerine gelir ateşkes ilan ederler, yarın taktik değiştirir karakol basarlar. PKK’nın bu şekilde kalması da zaten yukarıda saydığım sebeplerden dolayı birçok kesimin işine gelir.

Bu yüzden Türkiye’nin “PKK kayıtsız koşulsuz silah bıraksın, teslim olsun” yaklaşımı gerçekçi değildir. Aslında bunun imkânsızlığını en iyi bilen de bu lafı edenlerdir. Bu yaklaşım, “biz bu gidişten memnunuz, her şey böyle kalsın” demenin siyasi jargondaki karşılığıdır.

Ne yazık ki, durum benim gibi düşünenlerin iyimser olmasını engelliyor. Yukarıda dediğim gibi, bu savaşta kazanan taraf çok sayıda ve hepsi birbirinden güçlü, kaybeden ise sadece yoksul Türkler ile Kürtler… İşin vahim tarafı, kaybedenler kaybettiklerinin bile farkında değil.

Bu zihniyet devam ettikçe bu iş epey bir süre daha böyle gider. Daha epey yoksul Türk’ün ve Kürt’ün kanı akar. Ne zaman ki kaybedenler kaybettiğinin farkına varır, belki o zaman bir şeyler değişir.

Bir tahmin: Bu iş böyle devam ederse, çok uzak olmayan bir tarihte bir gün, Kürtlerden ayrılmak isteyen bir Türk partisi de kurulabilir.

Bir dilek: Umarım ilgili kişiler, gelişmeler ve zaman beni haksız çıkarır.

....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3602
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster