Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Temmuz '18

 
Kategori
Üniversiteler
Okunma Sayısı
402
 

Türkiye ve Üniversitelerin Kan Kaybı

Türkiye ve Üniversitelerin Kan Kaybı
 

Bilgi en büyük güçtür.


İşgalciler Hindistan’ı işgal ettiğinde tüm profesörlere logaritma cetvelini ezberletmişlerdi. Irak işgalinin ilk yılında ülkenin en seçkin 200 profesörü intihar trafik kazası vs gibi nedenlerle öldü ve pek çoğunun faili aranmadı bile. Ölümler sonraki yıllarda da devam etti ta ki gerçek anlamda profesör kalmayana dek. Çanakkale savaşı çok önemliydi çünkü orada Osmanlının âlimleri, bilginleri yani en seçkin beyinleri ölmüştü ve ülkenin yeniden toparlanması çok zaman aldı. Hatta hala kendine gelemedi.

Demem o ki üniversiteleri başka kurumların arka bahçesi gibi görmek, bir sebeple oralarda çalışamayan ya da şaibelere karışan insanların üniversiteye alınması ve daha da kötüsü bunların en tepeye getirilmesi kimseye fayda sağlamaz. En azından bizim ülkemize fayda sağlamaz.

Bunu bize düşman yapsa anlarız o da ayrı ama vahim olan bu zihniyetin içeriden olması. Farkındalıkla ya da değil. Ne fark eder ki sonuç aynı kapıya çıkıyor nasıl olsa.

Üniversiteler adeta ayakaltına alınmış, binlerce yıldır süregelen öğrenci hoca arasında olması gereken saygıya dayalı hiyerarşi bozulmuş, herkes birbirine hoca diye hitap eder olmuştur.

Öyle ya; neden kimse birbirine; -Komutanım, -Vekilim, -Bakanım - Müsteşarım demiyor da “Hocam” diyor?

Gerçekten bir şeyler yapmaya çalışan akademisyenler adeta sistematik bir zulme tabi tutulmuş; dışarıdan getirilen bazıları hiçbir yeterliliğe sahip olmadan hatta sınav bile kazanmadan üniversiteye girmiş(!) malum yapılanma ile dışarıdan akademik unvanlara sahip olmuş bu insanlar tepemizde boza değil katran pişirir olmuştur.

Bu korkunç bir gidişattır.

Neden mi?

Dünyanın her yerinde ülkelerin en tepesindeki kurumlar üniversitelerdir.

DÜNYAYI PARA, PARAYI BİLGİ BİLGİYİ DE ÜNİVERSİTE YÖNETİR.

O yüzden diyorum ki; II. Dünya Savaşının yönünü Almanya’dan Amerika’ya göç etmek zorunda bırakılan atomu parçalayarak Einstein değiştirdiyse bugün de bunu yaparak itip kalktığınız akademisyenlerden biri ummadığınız şeyler yapabilir.

Malum dünyada bir insana verilebilecek en önemli ödül akıldır ve akıl iki yönlü bir samuray kılıcıdır. İki yanı da keser.

Herkes kendi kurumunda kalsın derim, zaten çok iyi olan yer değiştirmez ki?

Yirmi yılı aşkın süre başka kurumda çalışıp sonra emekli olmak yerine üniversiteye profesör olunan bana kaç ülke gösterebilirsiniz?

Ben söyleyeyim size tek ülke var? TÜRKİYE

Peki o şahıslar meslek eğitimleri ile bile ilgili olmayan bu bölümlerde nasıl hocalık yapıyorlar sizce?

Ne siz sorun ne biz söyleyelim.

Ambar memurluğundan akademiye, orada da hızını alamayıp sisteme bir ömür verenlerin tepesine nerede başkan olunabilir ki?

Cevap aynı: TÜRKİYE

Peki alanla en ufak bir akademik ilgisi olmadan gelinen bu yerin sahipleri asıl sahiplerine ne yapıyor kimlere söyleyelim?

İnsan hakları mahkemesine mi gidelim?

Gerçekten iyi olanı kendi kurumu yollamaz. Şaibe ile oradan oraya gezen bu şahıslardan kim ne bekliyor ki?

Hatta yolladığı kurumun en tepesine ülkenin öne çıkardığı hiçbir değeri taşımazken baş yapılmaz ki.

Üniversiteler; atık toplama ünitesi, çalışamaz durumda olanların dinlenme yeri, yetersizlerin gerçek akademisyenleri ezerek terapi olma, ya da siyasetten uzaklaştırılanların teselli ikramiyesi verildiği yer değildir.

Bilgi yansızdır, adildir, evrenseldir çünkü.

Genelkurmay başkanı nasıl ordunun en altından adım adım gelir ve kimin atanacağı aşağı yukarı belli olursa rektörler de akademinin en altından adım adım gelen insanlar olmalıdır bu yüzden.

Kimse kendini kandırmasın akademisyen olmak herkesin harcı değil!

Burası süper ligdir çünkü!

Yoksa üniversiteler değil ilk 500 1500 de olmazlar, olmak istemezler çünkü.

Kimse büyük ödülü başkasına verip bizi enayi yerine koyamaz bu nedenle.

Bir şey daha şayet üniversite sanayi iş birliği isteniyorsa sorun bakalım kaç lira bütçe ayırıyor buraya büyük büyük sanayici kurumlar?

Ben söyleyeyim size. Sıfır.

AR-GE pazarında ödül de kazandık en afillisinden kaç sanayici çaldı kapımızı sizce?

Ben söyleyim size. Sıfır.

Soruyorum kaç lira bütçe ayırıyor bir yıla yakın süre yazmaya uğraştığım bir kitabın baskı ücretine milyonlarca lira geliri olan belediyeler..

Ya da ülkenin sözüm ona en büyük kozmetik şirketlerinden biri.

Ben size söyleyeyim. Sıfır.

Elimiz kolumuzu kırıyorsunuz.

Çalışmak istesek kaynak, dert anlatmak istesek muhatap, kendi ülkemizde sığıntı ve bir ömür verdiğimiz sistemde ırgat bile olamıyoruz ne yazık ki.

KOZMETİK VE İLAÇ ÖNCELİKLİ ALAN SÖZÜM ONA YILARDIR TEK LİRA BÜTÇE BULAMIYORUM BEN MESELA. SÜREKLİ CEBİMDEN HARCIYORUM. BİRÇOK İNSAN ŞAHİT BUNA, ÜSRELİK DE BELGELİ.

Çalmadığım kapı kalmadı, ayrımsız. Herkes takdir etti, herkes destek sözü verdi. Sonrası mı? Sonrası yok ne yazık ki.

İlaç, parfüm projelerim gerekçesiz ön elemelerden dönüyor.

DUYUYOR MUSUNUZ?

SANIRIM HAYIR.

Oğlum çok önemli bir burs kazanıp Amerika’ ya gitti. Çok önemli bir üniversitede Yüksek Lisans yaptı. Hocası Türk’tü. Yine başka bir eyalet de bir profesör ile çalışmalar yürüttü o hanım da Türk’tü.

Peki, bu hocalar neden Türkiye de değildiler ve o tezler için TÜRKİYE Amerika’ya binlerce dolar ödedi?

Benim bu ülkede doktora yaptırmamın parasal bir karşılığa yok iken aynı şeyi bizim öğrencimize Amerika da yaptıran bir hocaya Türkiye neden 100 000 dolar civarı para ödedi, ödüyor?

Aklıma gelen bir örneği vermeden geçemeyeceğim; İngilizler Hindistan’ı işgal ettiğinde Ganj nehrindeki yerel bir balığın lezzetini beğenmeyip kendi ülkelerinden başka bir balık türü getirmişler.

Bir süre sonra ne olmuş dersiniz?

Yeni tür balık dişli çıkmış ve yerel türü yok etmiş.

Efendim demem o ki başka kurumların kendine özgü koşullarında her yöne dönebilen bazı kişiler şaibeli unvanları ile üniversitelere geldiğinde de en tepeye gitmenin bir yolunu buluyorlar her koşulda. Hangi kamuflaj gerekliyse onu giyiyorlar. Biz bu beceriye sahip değiliz, bunu kendimize yakıştıramıyoruz çünkü.

Sonuç yerli tür tükenmek üzere, işgalci balıklar tarafından üniversitelerde. Son bir kaç tanesi can çekişmekte. İstenilen buysa, hayırlı olsun TÜRKİYE’YE!!!

Bunları alkışlayan, bu tarz atamaları gmklere çıkaran basına da dikkat lazım. Onların elinin ve kumanda merkezlerinin nerede olduğunu tahmin etmek için de akademik zeka gerekmez bana göre..Kitap yazmak suç, araştırma suç, kadın istihdamı suç. Çünkü onların derdi üzüm yemek değil ki.

Sonuç olarak diyorum ki; koskoca Üniversite camiası ayak altına alınmaya devam ettiği sürece, bu bilime/bilgiye adanmış insanlar küstürülüp başka ülkelere yollandığı ya da şu ya da bu şekilde devreden çıkarıldığında sürece bu ülke asla ve asla gelişemez!!

Ne ilacını üretebilir ne parfümünü ne de başka şeyini gerçek manada.

İlaç sanayi silah sanayi ise şayet neden ben tek lira destek bulamıorum yıllardır her kapıyı çaldığım halde?

Neden bizim ülkemize bir beyin göçü yok acaba Avrupa Birliği ülkelerinden?

Neden bir göç yok Amerika’ dan, G 8 lerden?

Bize kimin gelmeye çalıştığını söyleyeyim bana yoğun şekilde gelen taleplerden yola çıkarak; İran, Irak, Pakistan, Cezayir… Yeterli mi?

Üniversitelerdeki gerçek akademisyenlere uygulanan aşağılama ve mobing, rektör olmak için Profesör olmak gerekliliği şartının kaldırılmasına kadar vardırılmıştır ki Allahtan bu dünyada bir eşi daha görülmedik yanlış bazı isimlerin altına üstelik 15 Temmuz da imza attırılması sağlanınca hızla geri alınmıştır.

Yani bu şuna benziyordu, orduya bir sivilin genelkurmay başkanı olabilmesi gibi.

Bunlar dışarıdan çok net görülmektedir. Artık içeriden de görülmeli çünkü bıçak kemiğe değil kalbe dayandı.

Duyun bu sesi, duyun ki ülke gerçek bir kalkınma periyoduna girsin ve kalksın ülkenin ufkunda gerçekleri perdeleyen bu sis bulutu.

Şayet “”ALİMİN MÜRAKKEBİ ŞEHİDİN KANINDAN ÜSTÜN”” TUTULMUŞSA BİZİM DİNİMİZDE , NEDİR GERÇEK AKADEMİSYENLERE UYGULANAN BU AĞIR ZULMÜN VE MOBİNGİN NEDENİ SİZCE??

Ben söyleyim istemiyor birileri ülke yararını..

Bir yerde adalet yoksa geriye bir şey kalmaz.

Lütfen duyun bizi! Duyun bu çığlığı! Duyun ki dursun bu ülkedeki sadece dağlarında değil, üniversitelerdeki asıl kan kaybı.

 

Nazan Apaydın Demir

Muğla

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 56
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1169
Kayıt tarihi
: 08.04.14
 
 

Muğla Üniversitesinde Prof. Dr. olarak çalışmaktayım. Kozmetik Ürünler Uygulama ve Araştırma Merk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster