Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '19

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
173
 

Türkler ve Kürtlere

Türkiye ve Kürtler

Vahim bir tarih yanıltmacasıyla karşı karşıya olduğumuz Türkiye’de bir Karadenizli olarak Türkiye’nin herhangi bir yerine gittiğimde Laz olmakla karıştırılan bir insan olarak farkında çok geç vardım ki; insanlar üzerinde ciddi bir yanıltma operasyonu yapılmakta ve insanlar da bu tuzağa kolayca düşmektedir. Karadeniz örneğinde olduğu gibi oluşturulan algı başka bölgelerde değer bulurken, işin aslı hiç de öyle değildi. Ama bunun nedenlerini başta anlamakta zorlanıyordum ancak şimdi olayı daha net olarak anlayabiliyorum; Türkiye algılar üzerinden yönetiliyor.

Öyle ya hayatında hiç Laz’la muhabbeti olmamış bir Karadenizli Türkiye’nin herhangi bir yerinde nasıl bir anda Laz olabilirdi algısı neyse Türkiye’deki algılar da aynı şekilde genelleştirmeler üzerinden yürütülüyor. Hâlbuki Lazlar Rize’de Çayeli’nden sonra Pazar ilçesinden başlayıp nüfusları hiç de o kadar fazla olmayan kendi dilleri olan, son derece yaratıcı esprili bir topluluk, geçmişten günümüze eminim onlar da tüm Karadeniz’in Lazlarla anılmasına anlam veremiyorlardır. Nasıl ki Ege’nin şivesi varsa Karadenizlinin de şehirden şehre hatta köyler arasında değişen şive farkları vardır. Tarih bilimini okuyanlar özellikle Çepnilerin Karadeniz’in önemli bir kültürü etkisinde olduğunu söylerler. Giresun, Ordu, Trabzon hatta kemeçenin Çepni çalgısı olduğunu, bu konuda yapılan araştırmalar da göstermiştir. Ancak işin ilginç yanı milyonlarca Çepni Türkünün adı bir anda başka bölgelerde Laz’a dönüşmüştür. Bu bir algı çalışmasıdır ve de iyi tutmuştur.

Aynı şekilde Türklerin Anadolu’ya girişleri sadece Çorum’dan olmamıştır, doğudan Van, Muş Malazgirt’ten olmuş ve Türklere Anadolu’nun kapılarını açan meşhur Malazgirt Meydan Muharebesi Türkiye’nin Güneydoğusunda ve şu anda Muş’ta bulunmaktadır. Muş’tan giren Türkler hemen orayı terk mi ettiler yoksa oralarda devlet mi kurdular. Elbette orada devletleştiler. Boylar, obalar halinde Oğuz boyları, Türkmenler boylar halinde yayıldılar. Ancak o bölgelerde birçok devletler kurdular. Akkoyunlular, Karakoyunlular, Selçuklular, Anadolu Selçuklular yanında nispeten daha güçsüz beylikler kuruldu.

Saltukoğulları: Erzurum ve civarında, Ebu Kasım tarafından kurulan Saltukoğulları, Anadolu'da kurulan ilk Türk beyliğidir. 1200'lü yıllarda Süleyman Şah tarafından yıkılmaktan kurtulamamışlardır.

Mengücekoğulları: Mengücekoğulları ismini kurucusu olan Mengücek Gazi'den alır. Erzincan civarında kurulan bu beyliğe 1. Alaeddin Keykubat, 1228 yılında son vermiştir.

Artukoğulları: Artukoğulları ismini kurucularının babasından alır. Artuk Bey'in oğulları bu beyliği kurmuştur. Artukoğulları o kadar gelişmiştir ki kısa zamanda 3 kola ayrılmışlardır. Bunlar; Hasankeyf kolu, Mardin kolu ve Harput koludur. Artukoğulları Türk tarihinde birçok köprü yapmalarıyla bilinir. Bu köprüler Güneydoğu Anadolu Bölgesi topraklarının sınırları içerisindedir. Köprülerden bazıları; Deve geçidi, Haburman, Amarçay ve Hasankeyf'tir. Ayrıca birkaç adet daha Artukoğullarından kalma köprüler bulunur.

Karamanoğulları (1256-1487) Kurucusu: Kerimuddin Karaman Bey Kurulduğu Yer: Konya, Karaman ve Ermenek; Osmanlılar ile ilk mücadeleleri l. Murat zamanında başladı. 1398’de Yıldırım Beyazıt tarafından son verildi. Ankara savaşından sonra yeniden bağımsızlıklarına kavuştular. 1487’de ll. Beyazıd tarafından Osmanlı Devletine bağlandı.

Dulkadiroğulları Beyliği Kurucusu: Zeyneddin Karaca Bey Kurulduğu Yer: Elbistan ve Maraş çevresi, Osmanlı Devleti ile ilişkileri: Bu devlet; Osmanlı Devleti ile Memlüklü devletinin arasının açılmasına neden oldular. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferi sırasında düşmanca davrandılar. Bunun üzerine Çaldıran dönüşü Yavuz Sultan Selim tarafından Turnadağ savaşı ile Osmanlı topraklarına katıldı.

Akkoyunlu Devleti, Doğu Anadolu, Irak ve Azerbaycan topraklarında hüküm sürmüştür. Kurucusu Oğuzların Bayındır boyuna mensup olan Karayülük Osman Bey’dir. Kurucusunun kökeni kaynak alınarak devlete Bayındıriyye Devleti de denmektedir. Fakat Akkoyunluların Anadolu topraklarına nereden göç ettikleri tam olarak bilinmemektedir. En yakın tahmin Moğol istilasından kaçan grupların içinde oldukları iddiasıdır. Ebu Bekr-i Tihrani kaleme aldığı eserinde Akkoyunlu Devleti hakkında çok güvenilir bilgiler vermektedir. Yazılanlara göre Karayülük Osman Bey’in bağlı olduğu Bayındır Oymağı XIII. Yüzyılın başlarında Doğu Anadolu’ya gelerek Diyarbakır ve çevresini Moğol istilasına karşı korumuştur. Devlet sistemi oturmadan önce Akkoyunlular, güneyde Urfa ve Mardin, kuzeyde ise Bayburt olmak üzere yazlık-kışlık olarak göçebe hayat biçimlerini devam ettirdiler.

 Karakoyunlular; Van Gölü kıyısında kurulan Karakoyunluların merkezi Erciş’tir. Fakat zamanla büyüyen devlet Erzurum ve güneyde Musul’a kadar topraklarını genişletmiştir. Birçok tarihi kaynakta devletin kökeni olarak bildirilen boyun adı Bahani veya Buranlu olarak geçmektedir. Devlet en parlak döneminin Kara Yusuf döneminde yaşamıştır. Karakoyunluların döneminde birçok cami, medrese yaptırılmış ve ilim adına alimler yetiştirilmiştir. Timur ile Bayezid arasında yapılan Ankara Savaşı’nda Karakoyunlu Devleti Osmanlıların yanında cenk etmiştir. Karakoyunlu Devleti, kendisi gibi Türkmen olan ve ezeli düşmanı olan Akkoyunlu  Devleti tarafından 1469 tarihinde yıkılmıştır.

Şimdi tüm bunlara ilave olarak; Büyük Selçuklu İmparatorluğu ve Anadolu Selçuklu Devletini bu bilgilerin üzerine koyunca ortaya ilginç hem de basit bir gerçek ortaya çıkıyor.

O da basitçe şudur ki; kendini başka bir ırk olarak nitelendirenlere inat aldatılan bir Türkiye toplumu vardır ve söz konusu bölgelerin büyük çoğunluğunda söz konusu devletlerin bakiyeleri günümüze gelene kadar bir anda toz olup uçmuşlarcasına bir algı oluşturulmuştur.

Türkiye’nin batısında veya güneydoğusunda Karadenizli günümüze gelindiğinde nasıl ki Laz olarak algılanıyor ve bilinçli olarak büyük bir hata yapılıyorsa, aynı şekilde kendisi Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde doğan hemen herkesin başka bir ırk olması kadar Türk olması olasıdır ve olağandır. Günümüz hasta bakış açısı mı, yoksa algısal operasyon nedeniyle midir belli değil, kendisi Güneydoğu’da yaşayan bir insanın Türk olma ihtimali, Türkmen olma ihtimali, kendini Kürt olarak adlandırsa dahi Türk veya Türk’le akraba olma her ihtimalden daha güçlüdür. Bu ülkede ayrışarak değil, birleşerek aynı zamanda bize dayatılan algıları da gerçekten doğru anlayarak bazı problemlerimizi çözebilme ihtimalimiz varken, dışarıdan dayatılan hemen her algıda büyük bir hastalık olduğu gibi Karadenizli örneğinde olduğu gibi algı bozukluğu söz konusu olabilir.

Böl-parçala-yönet, bu coğrafyada yüzyıllarca uygulanan yegâne taktik olduğundan ki bu bölgeye gelen her fatih bu taktiği ustalıkla kullanabildiği sürece bölgede kalıcı olabilmiştir, yirmi birinci yüzyılda da emperyalizmin arkasında bilimle desteklediği böl-parçala-yönet ve sonra da yut taktiği başarılı olursa bu bölge insanlarına yazık olacağı kesindir.

Kimse annesini veya babasını seçmedi. Bugün yüzyıllar sonra Bulgarlar Slav olmadıklarını biliyorlarsa, Macarlar da aynı şekilde Turani bir ırk olduklarını anlayabiliyorlarsa, bu bölgede kendini farklı soylarda görenlerin de acaba biz, biz miyiz diye daha da dikkatle bakması gerektiği kanaatindeyim. Rus etkisindeki Bulgarlar bunu yapamadılar. Macarlar da öyle. Ancak aslında Türk, Türkmen ve de bunlardan daha da önemlisi bu bölgenin fakir halkları neticede insandır ve oyunu bozmak üzere sağduyu sahibi olmaları, sorgulamaları gereken şeyler var olduğuna inanıyorum. Bunu bize dayatılan bilimlere rağmen yapabilmeliyiz. Bize dayatılan kin duygularına rağmen yapabilmeliyiz. Bize dayatılan ideolojilere rağmen yapabilmeliyiz.

Böyle bir bölge emin olunsun ki zayıf ve Yunan’ın elinde olsaydı dahi aynı sorunla, sorunlarla boğuşuyor olacaktı. İnanmayanlar; Yunan Tarihinde tertiplenen İngiliz komplolarının, İngiliz destekli ihtilalleri, Alman destekli operasyonları okusun…

Denetleyemediğimiz bilim, gerçekliğini test edemeyeceğimiz birçok  inanç ve ideoloji bizim bu caoğrafyada sonumuzu getirmeden herkesin sükunetle düşünmesi ve dünyayı, dünya üzerindeki dengeleri okuması yararınadır, akan göz yaşlarının dinmesine katkıdır. Buna aklıselim her Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Ermeni hatta Rum ya da kendini ne olarak tanımlıyorsa dahi katkı sunmalıdır. 

 

Filiz Alev bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1120
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 206
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster