Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ocak '21

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
100
 

TÜRKLERİN ANADOLU’YA GÖÇLERİ

                                                                                GÖÇ
 
Milletlerin hafızalarında kalıcı izler bırakan göç, ilk insanın tarihiyle beraber başlayıp kıyamet kopana kadar da devam edecektir. Dolaylı olarak göç hadisesi yeryüzündeki yaşam döngüsünü belirleyecek ve şekillendirecek bir olgudur. Ayrıca, toplumsal değişme ve hareketliliğin oluşmasında önemli bir unsur olması sebebiyle din, dil, kültür, etnik ve demografik öğeleri de birlikte taşıyarak çeşitli coğrafi sahalarda yeni kültür, idari, siyasi teşekküller, etnik yapılar ve yeni milletlerin oluşmasına sebep olan önemli bir etkendir.
Göç yolları üzerinde bulunması ve stratejik konumu sebebiyle Anadolu coğrafyası güçlü devletlerin ve milletlerin sahip olmak istediği önemli noktalardan birisi olmuştur. Bu yüzden Anadolu’da birçok devlet kurulmuş ve yıkılmıştır. Bunun için yapılan her yeni arkeolojik kazı ve araştırmalar neticesinde farklı buluntular ortaya çıkmakta ve bu da bize Anadolu’daki çeşitli kültürlerin varlığını ispatlamaktadır.
Anadolu’yu yurt edinmek için en büyük mücadele Türkler ile Bizanslılar arasında olmuştur. Türklerin Bizans’ı 1071 Malazgirt Savaşıyla yenmesiyle birlikte Türk nüfusu Anadolu’ya akmaya başlamış ve bölgenin nüfusu Türklerin lehine dönüşmüştür. Bu göçler neticesinde Anadolu kalıcı bir Türk yurdu olmaya başlamıştır.
 
                                        KISACA TÜRKLERİN GENEL GÖÇ HAREKETLERİ
 
Türkler bazı milletler gibi toplu olarak bir arada yaşamamıştır. Bu nedenle Türk tarihini incelemek zordur. Şüphesiz bunda Türklerin sürekli göç etmeleri ve dünyanın değişik yerlerine yayılmaları nedeniyle gittikleri mekânlar da yaşayış ve idarelerini incelemek zorlaştırmıştır. Türklerin bir kısmı bozkır tipi hayat yaşarken bir kısmı da yerleşik olarak yaşamıştır. Bir kısım bulunduğu coğrafyada siyasi nüfuzunu kaybetmişken diğer kısım ise başka milletlerin tarihleri ile iç içe girebilmiştir. Böylelikle Türkler birçok milletin de tarihin de izler bırakmıştır.
Hiç kuşku yok ki Türklerin bir millet olması da hiç kolay olmamıştır ve yaşadıkları yerlerden göç etmek zorunda kalmışlardır. Türklerin ilk yurtları ile alakalı birçok görüş vardır:
 

“Çin kaynaklarına göre (Altayların kuzeyi); Hammer, Vambery ve Oberhummer gibi düşünürlere göre (Kuzeybatı Asya- Tanrı Dağları arası); kültür tarihçilerine göre (İrtiş-Urallar arası, Altay-Kırgız Bozkırları, Baykal Gölünün Güneyi”*

Olduğunu dile getirmişlerdir. Bu kadar geniş sınırlar içerisinde büyük ve güçlü devletler kuran Türkler neden bu topraklardan göç etmek zorunda kaldılar bu sorulara cevap aramak gerekirse kısaca birkaç başlıkta toplayabiliriz.
Hemen şunu belirtmekte fayda var. Göçler rastgele yapılan bir toplumsal hareket değildir. Göçler ciddi nedenlere dayalı olmuştur. Hiçbir millet ve topluluk keyif için zorlu şartlara dayanarak göç etmez. Kuvvetli zaruretlerin olduğu apaçıktır.
İşte Türk topluluklarının da bu hareketlerini başlıklar halinde sıralarsak;
İktisadi Sebep; Fetih yolu ile ganimet elde edemeyince geçim sıkıntısı ve yokluk başlar bu nedenle başka imkânların olduğu yerlere göç etmeye başlarlar. Böylelikle göç edilen coğrafyanın el verdiği yerleri yurt edinip oraları kendilerine vatan kılarlar.
İklim Değişiklikleri; kuraklık nedeniyle hastalıkların artması, hayvanların yeterli otlak bulamaması gibi sebepler neticesinde göç edilmiştir.
Siyasi Baskılar; o dönemde gerek Çin gibi güçlü bir devletin olması ve Türklerin, Çinlilerin egemenliğinde yaşamak istememesi gerekse kendi aralarındaki boylar mücadelesi nedeniyle bağımsız yaşamak arzusuyla da göç edilmiştir.
Cihan Hakimiyeti Ülküsü; bütün Türkleri tek bayrak altında toplayıp dünyaya hakim olma düşüncesi sebebiyle de göç edilmiştir.
Bu yazılanları iki başlık halinde Ergünöz Akçora’nın eserinden naklen aldığım şu kısımla özetleyebiliriz;
“1- Fetih Yolu ile; bunda hareket noktası yeni bir vatan elde etmek olmuş. Yani belirli gayelerden yoksun sırf macera olsun diye yapılan göçler olmamıştır. Bu göçlere hükümdar ve ailelerinin de katılmaları, onlara sıkı bir disiplin içinde hareket kolaylığı sağlamıştır. Ayrıca kutsal sayılan hanedan üyelerinin başta bulunmaları ve onlara duyulan saygı ve sevgi dolayısıyla hareket birliğini sağlamış, çeşitli coğrafi bölgelerde taşıdıkları misyon ve özellikleri rahatlıkla sergilemek imkanı bulmasını sağlamıştır.”
“2- Sızma Yolu ile; ekonomik sıkıntılar içinde kalan Türk toplumları kendileri için yeni iş imkanları aramak üzere çeşitli coğrafi mekanlara gitmeye başlamışlardır. Sağlam yapılı olan bu insanlar gittikleri yerlerde genelde paralı asker olmuş ve kendilerini sevdirip kabul ettirince daha sonra yenileri gelmeye ve zamanla büyük sayılara ulaşmayı sağlamışlardır. Gizli göç olarak adlandırdığımız bu durum Türk toplumlarının bu bölgelere daha büyük göç imkanları ortaya koyarken bazen orada üstün kabiliyet gösteren Türkler askeri ve siyasi hayata hakim olmayı da başarmışlar ve devlet kurmaya yönelmişler, az bir sayı ile o toplumları yönetmeyi başarmışlardır."
Türkler dünyanın çeşitli yerlerine yayılmışlardır. Ancak bu yayılmalardan Anadolu baz alınırsa şöyle açıklamak daha doğru olacaktır.
Anadolu’ya ilk Türk akınlarını M.Ö. devirlerden 3000-2000 yıllarına kadar götüren tarihçiler varsa da genel kabul gören düşünüş 4.yüzyılın ikinci yarısına doğru Avrupa Hun Devleti’nin gerçekleştirdiğidir. Ayrıca Anadolu’da bulunan ilk Türk izlerine de Doğu Anadolu bölgesinde bulmak mümkündür. Çünkü birçok yer adı, günümüze ulaşan arkeolojik buluntular o bölgede bir Türk kültürünün olduğunu bize ispatlıyor. Anadolu’nun stratejik konumundan dolayı Asya ve Avrupa ile Kuzey Afrika’dan göç eden topluluklar fetih, ticaret ve göç amaçlı olarak Anadolu’da bulunmuşlardır. Selçuklu Türklerinden önce rastlanan Türk izleri de işte bu sebepledir. (Zoroğlu, 2002, s.194)
Anadolu’ya ilk akınları yapan Türkler, Batı Hunları’dır. Bu kitle Türkistan’dan göç ederek Karadeniz’in Kuzeyinden Avrupa’ya doğru bir yol izlemişlerdir. Bu sırada önlerine çıkan Alan, Ostrogot ve Vizigotları yenip dağıtıp Avrupa Hun Devleti’ni kurmuşlardır. Bununla yetinmeyen Avrupa Hunları, Batı Roma ile Bizans’a seferler düzenleyip ele geçirmeye başladı (378). Daha sonra Balkanlar üzerinden Trakya’ya sefer düzenlediler. Hunların bir kısmı da Kafkasya’yı aşıp Anadolu’yu girmeye başladı (395). Erzurum, Karasu, Fırat, Malatya ve Çukurova’ya kadar geldiler. Ancak Urfa ve Antakya kalelerini kuşatmalarına rağmen almayı başaramadılar. Buradan Suriye’ye ve Kudüs’e yöneldiler ancak fazla kalmadılar. Sonra tekrar geldikleri yoldan dönerek kendi yurtlarına geri gittiler. Fakat akınlar burada sınırlı kalmadı. İki yıl sonra Bizans’ın içinde bulunduğu sıkıntılardan faydalanarak Anadolu içlerine tekrardan akınlar yaptılar. Fakat bu akınlar Anadolu’da kalıcı olmak için yapılmadı.
Urfa Piskopusu Efraim Hunların Anadolu’ya yaptığı seferleri aynen şöyle tanımlar;
“Onlar Ye’cüc ve Me’cüc süvarileridir. Atları ile fırtına gibi uçarlar. Onlara hiç kimse karşı koyamaz.”
Türklerin Anadolu’ya ikinci gelişleri Hunlardan sonra Sabar yada Sibirler denilen Türklerle olmuştur. Öncelikle Hunlara bağlı olan Sabarlar sınırlarını Doğu Avrupa’ya doğru genişleterek bağımsızlıklarını kazandılar. Öncelikle Sasaniler ile bir ittifak kurup Bazans’a saldırıp Kafkasya’nın Güney’ine kadar olan kısımları aldılar. Bunu izleyen süreçte Azerbaycan üzerinden Anadolu’ya giriş yapıp Doğu ve Orta Anadolu’ya harekatlar düzenleyip ganimetler elde ettiler. Kayseri, Konya ve Ankara’ya kadar ilerleyip tekrar aynı yoldan geri döndüler. (Sevim, 2000, s.14)
Bunun yanı sıra Anadolu’ya giren bir diğer Türk Boyu ise Hazarlar’dır. Bizans’a karşı akınlar yapıp Anadolu’ya girip bölgedeki Arap Emirliklerini yıkmıştır. (Güzel ve Seferoğlu, 1986,s.38)
Anadolu’ya sadece Kafkas bölgesinden değil Balkanlar üzerinden gelen Türk göçleri de vardır. Balkanlarda gelen Türklerle ilgili kısmı konunun bütünlüğü açısından Abdullah Kaya’dan naklediyoruz;
“530 yılında Bizans tarafından bozguna uğratılan Bulgar Türklerinin bir bölümü, Anadolu’ya geçirilerek Trabzon havalisi ile Çoruh ve Yukarı Fırat bölgelerine iskân ettirilmişlerdi. Bizans imparatoru II. Justinyen ve Heraklius, Farslılar ile savaşmaları için Avar Türklerinden bir kısmını Balkanlardan Anadolu’ya getirerek doğuda İran sınırlarına yerleştirmişlerdi. Yine 755 senesinde Bizans İmparatoru V.Konstantinos, Bulgar Türkleri’nin bir kısmını Araplarla savaşmaları için Balkanlardan Anadolu’ya getirip Tohma ve Ceyhan havzalarına iskân ettirmişti. Bulgar Türklerinin dışında Avar, Peçenek, Uz,
Kuman-Kıpçak Türkleri de Bizans ordusunda önemli hizmetlerde bulunmuşlardı. Bunlar
Bizans tarafından Fars, Arap ve Ermenilere karşı topraklarını korumak üzere Balkanlardan Anadolu’ya geçirilip değişik yerlere iskân ettirilen Hıristiyan Türkleridir. Bu Türkler Anadolu’nun yerleşme tarihinde önemli rol oynamışlardır. Bunlar Oğuz Türklerinden evvel Anadolu’ya gelmiş buralarını yurt edinmişlerdi. Bu Türklerden Kuman-Kıpçakların Anadolu’ya gelişleri iki yoldan olmuştur. Gürcistan üzerinden Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’e yerleşenler ile Bizans tarafından sınırları korumak üzere Balkanlardan getirilenler. Değişik nedenlerden dolayı Anadolu’ya gelen Türklerin çoğunluğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya iskân ettirilmişlerdi. 1065 senesinde Tuna nehrini geçen Uzların 600 bin, daha evvel güneye inen Peçeneklerin 800 bin kişi olmaları ve bunların Anadolu’ya yerleşmesinin iki asra yakın devam etmesi, Balkanlardan Anadolu’ya gelen Türklerin hiç de azımsanamayacak kadar çok olduğunu göstermektedir. Bizans, Balkanlardaki Hıristiyan Türkleri özellikle Müslümanlarla savaştırmak üzere hudut bölgelerine yerleştirmişti. Bundan dolayı Kapadokya ile Toros geçitlerinde Hıristiyan Türkler oldukça fazla bir yoğunluğa sahipti. Malazgirt Zaferi’nden sonra Müslüman Türklerle iç içe yaşayan bu insanlar dinleri olan Hıristiyanlığı ve dilleri olan Türkçeyi uzun süre korumuşlardı. Türkmen akıncılarının Anadolu kapılarına kadar uzanmasında, X. yüzyıldan önce diğer Türk kavimlerinin Anadolu’ya yapmış olduğu akınlarının payı büyüktür.”
Böylelikle Anadolu’nun çok eski tarihlerden beri Türk yurdu olduğunu belirtmek ayrıca bu Türk kitlelerinin Anadolu’nun Türkleşmesinde, Türk kültürünün korunmasında ve Anadolu’yu koruyan bir tampon kitle konumunda olmasında önemli bir vazife üstlendiklerini söylemek yanlış olmaz.
 
                                   OĞUZ TÜRKLERİNİN ANADOLU’YA GELİŞ SÜRECİ
 
Bu dönemde Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluş sürecini incelemeliyiz. Çünkü bu dönemde Türkler Selçuklularla ile birlikte Anadolu’ya göç etmeye başladılar. Bu yüzden Selçuklu tarihi mühim bir nitelik kazanmaktadır. Devlete ismini veren Selçuk Bey Oğuz Yabgu Devletinde Sübaşı (Ordu Komutanı) görevindeydi. Zaten Selçuk Bey’in babası da yine aynı şekilde Oğuz Yabgu Devleti’nde Sübaşı idi. Selçuk Bey’i de kendi gibi yiğit bir asker olarak yetiştirdi. Ancak Dukak ölünce Oğuz Yabgu hükümdarı babası gibi yetenekli olan Selçuk Bey’i henüz 18 yaşındayken Selçuk Bey’i Sübaşılığa getirdi. Ancak onun bu görevi gelmesiyle her geçen gün itibarını arttırması ve kurultayda Yabgu’nun belirlediği protokole göre değil de onun bir üst makamına oturması hükümdar ile Selçuk Bey’in arasını açmıştır.
Bu sebeple Selçuk Bey’in hayatı tehlikeye girince mahiyetini ve kendisine bağlı askerleri alarak Cend şehrine gelerek buraya yerleşti. Türkler ile İslam ülkeleri arasındaki sınırda bulunan Cend şehri yine Oğuz Yabgu Devleti’ne bağlı çoğunluğu Müslüman olan bir şehirdi. Selçuk Bey buraya gelince radikal bir karar alarak Müslümanlığı seçti ve burada varlığını koruma mücadelesi verdi. Selçuk Bey’in yaktığı bu mücadele ateşi daha sonra Arslan Yabgu ve torunları Tuğrul ve Çağrı Bey’ler ile daha da ileri bir noktaya taşındı. Maveraünnehir ve Horosan’da Karahanlı ve Gaznelilere karşı savaşıldı. Sonuç itibariyle Selçuklular; Gaznelileri Serahs’ta (1038) savaşıyla yenip devletin temelini attılar. 1040 Dandanakan Savaşıyla beraber resmen bağımsızlıklarını ilan ettiler.
Selçuklu Beylerinin ilk hedeflerinden birisi de İslam aleminin birliğini ve bütünlüğünü korumak olmuştur. Çünkü İslam dünyası çeşitli idareciler yüzünden bölünmüş ve fetihler artık durmuştu. Bu nedenle devletin ilk sultanı Tuğrul Bey başta olmak üzere Alp Arslan ve Melikşah gibi Selçuklu sultanları bu gidişatı değiştirmek için büyük uğraşlar vermişlerdir. Bunun yanı sıra İslam dünyasının en büyük rakiplerinden biri olan Bizans’ı da unutmayarak idaresi altındaki Anadolu topraklarına akınlar düzenlemeyi de unutmadılar.
 
                                                          İLK SELÇUKLU AKINLARI
 
Selçuklu Devleti adını kurucusu Selçuk Bey’den almıştır. Aynı zamanda Selçuklular Oğuzların 24 boyundan Kınıklara mensuptur. Selçuklular 11.yüzyılda Ceyhun’u geçip Gazneliler ile mücadele edip İran ve Azerbaycan’ın bir kısmını ilhak ettiler. Özellikle Selçuk Bey’in Cend’e gelerek orada radikal bir karar alıp Müslümanlığı seçmesi ile beraber Oğuzlar İran’ın Batısı, Azerbaycan ve Anadolu’nun Doğu kısımlarına tamamen yerleşen Selçuklular, Doğu Anadolu’ya 1015-1020 yıllarında girmişlerdir. Bu giriş Tuğrul ve Çağrı Beyler ile birlikte olmuş ancak Anadolu’yu vatan Savaşı 1048’de Pasinler Savaşı ve ardından 1071’de Bizans’a karşı kazanılan Malazgirt Savaşıyla Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı. 1176’da yine Bizans’a karşı Miryokefalon Savaşı’nın kazanılmasıyla bu sefer Anadolu’nun tapusu alınmış oldu.
 
Konunun derinliğine girmeden önce Salim Koca’nın da yazdıklarımıza destek olması amacıyla eserinden bir bölümü nakletmeyi uygun görüyoruz;
“Dandanakan zaferiyle Türklüğün önüne İslam Dünyası, Malazgirt Zaferiyle de bütünüyle Anadolu açılmıştır.” Yine Salim Koca’dan alıntı yapacak olursak “Türkmen (Oğuz) kitleleri, nasıl Dandanakan zaferinden sonra bir sel halinde İslam ülkelerine yayıldılarsa, aynı şekilde Malazgirt zaferinden sonra da tıpkı birbirini izleyen dalgalar halinde bölük bölük Anadolu’ya akarak, burada kendi hayat tarzlarına uygun buldukları sahalara yerleşmişlerdir.”
Bu yeni topraklara akın edercesine gelen Türkler, Anadolu coğrafyasını besledikleri nüfus potansiyelleri ile Türkiye Selçuklu ve Osman İmparatorluğu gibi iki büyük devleti Türk ve dünya tarihine geçmesini sağlamıştır. Türklerin Anadolu’ya göç etmeleri Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması açısından büyük önem teşkil etmiştir.
Özellikle 13.yüzyıl Anadolu için en önemli olay Moğol istilasıdır. Çünkü Moğollar geçtiği coğrafyada büyük değişiklikler getirmiştir. Yapıcı olmayan ama yıkıcı olan değişikliklerdir. Moğollar, Türkistan’da Türklere ağır baskılar uygulamıştır. Bununla da yetinmeyerek Anadolu’yu istila hareketlerine girişmiştir. Selçuklu Devleti ise bir sürü meseleler ile uğraşmak zorunda kalmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır; 1262’de Karamanlılar isyan ederek Konya üzerine yürümüşlerdir. 1276’da Moğollara karşı Hatıroğlu İsyanı çıkmıştır. 1277’de Mısır Memlük Sultanı Baybars’ın, Hatıroğlu’nu desteklemek için Anadolu’ya girip Kayseri’ye kadar gelmiştir. Karamanoğlu Mehmet Bey 1277’de Konya’ya yeni bir sultan tahta çıkartma girişimi ile birlikte Cimri hadisesi gibi çeşitli siyasi, ekonomik ve sosyal çalkantılar meydana gelmesi devleti iyice çöküş sürecine sokmuştur. Moğol İstilaları Anadolu’da Türklüğün kalıcı olmasına vesile olmuştur. Çünkü Moğol istilalarından kaçan Türkler Anadolu’ya gelerek ikinci büyük çapta bir Türk göçüne sebep oldu. Bu göçler neticesinde Anadolu’daki Türk nüfusu diğer unsurların çok üzerinde bir oran oluşturmuştur.
Türklerin Müslüman olmaları Anadolu’da İslamiyet Türklükle yoğrulup Türk-İslam medeniyetinin gelişme göstermesine neden olmuştur. Anadolu’nun Türkleşip İslamlaşması yeni gelen nüfusla daha da dinamik bir hal alarak kalıcı olma sürecine girmiştir. Çünkü 1243’de Moğollar ile yapılan savaşı Selçuklu’nun kaybetmesi ile devlet çöküş sürecine girmişse de uç noktalarda bulunan Türkmen komutanlar ve beyler tarih sahnesine çıkıp kendi beyliklerini kurmuşlardır. Böylelikle Anadolu’da yeni bir toplumsal yapı ile Türkleşme sürecine girmiştir (Turan, 1999, I:5; Turan, 2010:70-71).
Parçalanan Selçuklu Devleti’nden sonra beylikler bağımsızlıklarını ilan edip Anadolu’da nüfuzlarını arttırmıştır. Selçuklu Devleti’nin yönetimini ele geçiren Moğollar parçalanma sonucu oluşan bu beylikleri destekler görünmektedir. Moğol ordusunun beslenme ve zorunlu ihtiyaçlarını temini büyük bir ekonomik zorluk yaratmaktaydı. Halk vergiden belini doğrultamıyordu. Ayrıca Sultan Baybars da 1277 yılında Anadolu’daki bir Moğol ordusunu yok etmiştir. Bu durum Moğol Hükümdarı olan Abaka Han’ı kızdırmış böylelikle masum insanları katledilmesi emrini vermiştir. Selçuklu Devleti’nin Moğolların eline geçip aciz bir duruma düşmesi sonucunda “Uç Beyliklerini” doğal olarak savunma geçirmiştir.
Uç Beylikleri, Moğollardan kaçan göçer Türkleri kendi yanlarına almak zorunda kalınca, onları yerleşme sahası bulmak için Bizans sınırlarına baskınlar yapılmıştır. Türkmen içinde beyliğinde barındırmaya çalışan uç beyliklerinden birisi de Osmanlı Beyliğidir.
Buraya kadar anlattığım bu siyasal gelişmeler sonucunda Oğuz-Türkmen boylarının göç yönleri hep batı kısımları olmuştur. Böylelikle uçlardaki nüfus kitlesinin büyük bölümünü göçer Türkmenler oluşturmaktaydı.
Osmanlı Beyliği’nin kuruluş yılı olarak gösterilen 1299’a kadar, Selçuklu Devleti’nin Anadolu’daki hakimiyeti iyice bittiğini gösteriyordu. 
 
                                                                   SONUÇ
 
Türkistan coğrafyasından başlayan göç hareketleri sonucunda dünyanın değişik yerlerine yayılan Türkler bu göç yollarından birini de Anadolu olarak tercih etmiştir. Her ne kadar Türklerin gelmesinden sonra bölge Haçlı, Moğol ve daha sonra Osmanlı’nın son yıllarında işgale uğrasa da Anadolu’yu günümüze kadar elimizde tutmayı başarabilmişiz.
Özellikle bir konuya temas etmek istiyorum. Türklerin Anadolu’ya geldiğinde buranın yerli halkı ile karışıp homojen bir yapı olduğu hakkında söylentiler var. Bu söylentilerin hepsi asılsızdır. Makalede de anlattığım üzere Türkler Anadolu’yu keşif amaçlı harekatlar yaptıklarında bölgenin boş olduğunu ve kendilerine karşı gelecek büyük bir güç olmadığını gördüler. Ayrıca Türkler Anadolu’ya göç etmeye başladıklarında aynı zamanda Anadolu’nun yerli halkı da Batı’ya doğru Türklerin önünden kaçarak yer değiştirdiler. Özellikle Moğollardan kaçan Türkmenlerde Anadolu’ya kitleler halinde gelince Anadolu’da bir Türk nüfusunun sıkışma durumu meydana geldi. Böylelikle Anadolu’nun yerli halkından kat ve kat nüfus sayısı olarak üstün bir topluluk oluşmuş oldu. Bu durumlara bakarak Anadolu’da yerli halk ile Türklerin bütünüyle karışıp homojen bir yapı oluştu iddiası asılsız olmuş olur.
Sonuç itibariyle yapılan göçler sonucu Anadolu yurt tutulmuş, Osmanlı’nın uyguladığı iskan ve ismalet politikası ile vatanlaştırılmış ve Türkiye Cumhuriyet’i döneminde yapılan nüfus mübadelesi ile son şekli verilmiştir. 
 
                                                                KAYNAKLAR
 
AKÇORA, Ergünöz, “Türk Tarihinde Göçler ve Önemli Sonuçları”, Bilig2 / Yaz’96, Ahmet Yesevi Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi
AYAN, Ergin, “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Say:13, Erzurum, 1999
KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1997
KOCA, Salim, Anadolu Türk Beylikleri Tarihi, Berikan Yayınevi, bas.2, Ankara, 2013
KAYA, Abdullah, “Başlangıcından 1071’e Kadar Türklerin Anadolu’ya Akınları Hakkında Bir Değerlendirme”, Ekev Akademisi Dergisi, Yıl:18, Say:59, Bahar 2014
SÜMER, Faruk, Oğuzlar, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1999
SEVİM, Ali ve MERÇİL, Erdoğan, Selçuklu Devletleri Tarihi Siyaset, Teşkilat ve Kültür, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1995
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 95
Kayıt tarihi
: 20.01.21
 
 

Giresun Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümden mezun oldum. Yine aynı üniversitenin e..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster