Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '07

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
2450
 

Türklerin kültürel ve kozmik kökenleri -1

Türklerin kültürel ve kozmik kökenleri -1
 

Türklerin kökenleri kayıp kıta Mu'ya mı uzanıyor?


Atatürk'ün en çok üzerinde durduğu konulardan birisi de Anadolu insanının kökleri konusu idi. Bu amaçla Nisan 1930'da Türk Tarih Kurumu'nu kurdu. Türk halklarının köklerinin Orta Asya'ya dayandığını biliyordu. Acaba Orta Asya halklarının kökleri nereye dayanıyordu? Atatürk'ün araştırmak istediği konu buydu. Bu konuyla alakalı olarak 1930 yılında emekli General Tahsin Bey'i, ki daha sonra soyadı kanunuyla birlikte Tahsin Mayatepek olarak anılacak idi, Güney Amerika Medeniyetlerinden Maya toplumunun dil ve kültürü ile Anadolu insanının dil ve kültürü arasındaki benzerlikleri araştırması için gönderdi. Çünkü böyle bir benzerlik tespit edilmişti. Büyük bir heyecanla araştırmalarını sürdüren Tahsin Bey çok enteresan bilgiler içeren birçok raporu Atatürk'e sundu. Raporları inceleyen Atatürk konu hakkında daha kapsamlı araştırmalar yapmak üzere Tahsin Bey'i Meksika'ya ateşe olarak atadı.

Tahsin Bey orada yoğun araştırmalarına devam etti ve William Niven ve James Churchward'ın çalışmalarından Atatürk'ü haberdar etti. İşte bunun üzerine Atatürk, J. Churchward'ın, 1.Mu'nun Çocukları, 2. Batık Kıta Mu, 3. Mu'nun Kutsal Sembolleri, 4. Mu'nun Kozmik Güçleri adlı kitaplarını ülkemize getirtti ve 60 kişiden oluşan bir tercüme heyeti kurup bunları dilimize tercüme ettirdi. Atatürk bu bilgilerden çok etkilenmişti. Özellikle insanın yaradılışı, Mu'nun insanlığın anayurdu oluşu, nüfusun 64.000.000 oluşu, kolonileri ve göçleri, batış nedenleri, Mu'nun dini bilgileri ve Mu'nun yönetim biçimini inceledi.Ayrıca Uygurlar ve Türklerle ilgili kısımları altlarını çizerek okuduğunu, notlar aldığını ve Atatürk'ün vefatından sonra bu konunun bir daha hiç açılmadığını da biliyoruz.

Yine ezoterik bilgilerimize göre bugün sahip olduğumuz batı ve doğu medeniyetlerinin ana kaynağının Mu olduğunu, Atlantis'in onun bir kolonisi olduğunu biliyoruz. Atlantis kıtası da bugünkü Atlantik Okyanusu'nda bulunan çok büyük bir kıta idi. O da aşağı yukarı Mu ile eş zamanda batmıştır, yani günümüzden yaklaşık 12.000 yıl önce.

Şimdi Atatürk'ün yapmış olduğu bu çalışmalara bağlı olarak ülkemizdeki Türk halklarının kökenlerinin Orta Asya'dan Uygur Devleti'nden geldiğini geldiğini öğrenmiş bulunuyoruz.Uygur Devleti Mu'nun en büyük kolonilerinden biri konumundaydı.Bu arada konvansiyonel bilimin Anadolu'ya göçüp gelmiş olan atalarımızın getirmiş oldukları genetik kodların özel niteliklerini bilmediğini de söyleyebiliriz. Yani bu göçler vasıtasıyla bir takım genetik kodların da bu insanlar vasıtasıyla Anadolu'ya , yani Türkiye'ye geldiğini biliyoruz. Ve elbette ki bu genetik yapı hakkında yüzyıllardan beri intikal eden bir bilgi akışı var. Bu çalışmaların sonucuna göre şunu söyleyebiliriz, Anadolu topraklarına gelen insanların bir özelliği vardır, burası hem Mu'dan hem de Atlantis'ten göç eden kolonilerin birleştikleri, adeta girdap teşkil ettikleri ve harman oldukları bir zemin durumundadır.Ege denizi ve İskenderiye'ye kadar uzanan bu bölge çok önemli bir kavşak noktası haline gelmiştir. Dolayısıyla Anadolu halkının en eskisinden en yenisine yani en son Oğuzların göçüne varana kadar bütün asıl beslenme kaynağının Moğolistan dolayısıyla Uygurlar olduğunu bilmekteyiz. Mu medeniyeti Uygur kolonisine bütün bilgi ve kültür birikimini aktarmıştı.Buna bağlı olarak Uygurların inanç, bilim, sosyolojik yaşam, insan ve doğa arasındaki denge, insan ve kozmos arasındaki yapılar bakımından getirip bıraktıkları esaslar vardır. Bir takım doğal olaylar sonucunda ki bunlar son manyetik felaket ve onun yol açtığı büyük tufanlar ve dağların yükselişi hadiseleridir, Uygur göçleri bundan kaynaklanmaktadır. İşte bu Uygur'dan Hindistan'a, Çin'e, Afganistan'a ve İran yoluyla Anadolu'ya büyük göçler yapılmıştır ve böylece bu büyük Uygur göçü ile birlikte Mu bilgeliği ve Atlantis teknolojisi ile yetişmiş olan büyük insanlık güçleri, zekaları ve zihniyetleri de göç etmiştir. Onların içine karışmış olan birçok varlıkta bu özel kapasite adeta bir tohum tarzında mevcuttur. Bu insanların en çok taşıdıkları özellik duyular dışı algılamayla ilgili genetik kodlardır. Bunlar mükemmel bir şekilde hiç bir bozulmaya uğramadan o varlıklar tarafından o göçlerle bu ülkeye yani Anadolu'ya taşınmıştır. Demek ki Anadolu halkının kalıtımsal olarak getirdiği en büyük nitelik psişiktir. Başka bir ifadeyle buranın insanları asıl iç yüzleri ruhsal dünyaya dönük olarak yaşar. Görünüşte hepimiz dünya malı ile yaşarız ama ince bir çizgi, küçük bir nokta var, bizim iç yüzümüz, iç varlığımız sürekli ruhsal dünyaya, görünmeyene, daha yüksek mertebelere hamleder. Çünkü doğamızda taşıdığımız genetikte bu imkan mevcuttur. İşte bütün bunlar anavatanımız Mu'dan, Uygur göçlerinden intikal eden bir vazife mirasıdır.

O halde bu toplumun, bu ülkenin vazifesi Mu'da ve Atlantis'te olan ve kendisinden sonraki büyük insanlık kitlesinin üzerine bırakacağı bilgi intikalini bu kez daha yüksek ve daha kapsamlı olarak ortaya çıkarmak, buna zemin hazırlamak, bu bilgileri almak, hayata geçirmek ve onları adeta emsaller tarzında bütün beşeriyete sunmaktır.

Kaynak:Türklerin Kültürel ve Kozmik Kökenleri/Burhan Yılmaz

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 72
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 1406
Kayıt tarihi
: 06.02.07
 
 

1967 doğumluyum. 24 yaşında bir kızım var. Ailem ve dostlarım, vazgeçilmezlerim, olmazsa olmazlar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster