Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
120
 

Türkülere tutun

Türkülere tutun
 

Güneş doğrulmadan mersedese bindiler. Uzakları yakın duymaya başladı Hüseyin. açılan alnına,sarkık sarı bıyıklarına bakıp ensesinden omuzlarına düşen saçlarında ellerini gezdirdi anası. Bir süre sarılı durdu oğluna. Kırk günlük izinleri bitmişti. “ sayılı gün değil mi! ” diye söylendi. Sonra, kavuşup ayrılmak üzerine söylenen türkülere tutundu yüreğiyle. Hüseyin’i büyüttüğü yıllar güzelliğini , alımlılığını tüketen acılar bugün de usundaydı ananın.

Fındık  bahçelerinin yamacında eteğini çekiştiren, acıkınca oturup tepinen çocuk o günleri çok gerilerde bırakmıştı. Ulaşıp boynunu saramadığı bu adam güzellikleri, diriliği bedeninde taşıdığı yılları çağrıştırıyordu anaya. Türkülere tutunup anılara sığınması bu yüzdendi.  

Ana, uzaklara yol alacak sarı mersedeste gözlerini gezdirdi. Bozuk Türkçesiyle  konuşan torunu uzak ve yabancı gibi. Ya ön koltukta oturan gelini! Tanıdık mıydı!?  Gelinle kaynana arasında gizliden gizliye bir duvar örülüydü.

            gülün en kırmızısı

           parmaklarında

           gözlerinde sürme

           soluğunda türkülerim

           İki yıl önce birlikte türküler yaktığı gelinin yerini bir başkası almış, tanınmaz olmuştu. Aralarındaki duvar durmadan yükseliyordu. Para çantasında taşıdığı marklar mı, yanaklarına sürdüğü allıklar mı ayrılığı çoğaltan? Gelinin, ikide bir, “ niks, kaput, ya ” diye çocuklarına Almanca seslenmesi neyin kanıtıydı? Sorular, sorular! Yanıtını bulamadığı sorular ananın yüreğinde, usunda geziniyordu.

Almanya’ya gitmediği yıllarda kaynanasıyla fındık dallarına birlikte uzanan gelinden başkası değildi. Kuşağını belinden büküp bağlayan, doyuncaya dek yemek yemeği ayıp sayan  oydu. Konuştuğunda yüzü al al olurdu. Ya şimdi öyle mi! Elinde tuttuğu sigarasını vişne koyusu dudaklarına götürdüğünde geçmişinden iz taşımıyordu.

Gelin, mersedesin içinde bunalmıştı. Çam yeşili göz kapaklarını, uzun takma kirpiklerini aralayarak koyu kahverengi gözleriyle kocasına baktı. Anasının elinden çekip almasına yetti bakışları. Gelinin bakışları sarsan, çağıran türdendi. Ana, oğlunun özlemiyle yine baş başaydı.

 Hüseyin, mersedesin ön kapısını açıp sürücü koltuğuna oturdu. Suskundu. Karısıyla anası arasında gidip geldi bir süre. Kızının, oğlunun arka koltuktan yarı Türkçe, yarı Almanca seslenişlerini duymuyordu. Camın dışında  kalan anasının derin çizgilerle çökmüş avurtlarının ıslandığını gördü.

Ana, gelinin bakışları karşısında oğlunun tutunamayışının nedenini kavrayamıyordu. Fındık bahçelerinin serinliğinde oğluna danışmadan söz edemeyen gelin başına buyruktu şimdi. Ana, içten içe üzülüyordu. Dünün uzaklarda kaldığını bilemiyordu. Değişmeyen tek şey oğlundan yana olan yüreğiydi.

           sevdaları

           yoklukları

           özlemleri

           bilen yüreğim

yine bir başınayız

           seninle

Anasının yüreğinden geçenleri bilip duyuyordu Hüseyin. Mersedesin ön koltuğunda aldırışsız oturan karısına bakmadan konuştu:

           “Anama böyle uzak durma!”

Karısı karşılık vermeden arabanın camından uzaklara baktı. Hüseyin’e kaçtığı o geceyi anımsadı. Eve kabul edilmeyişi dün gibi canlandı gözünde. Parmakları arasında tuttuğu sigarasını kalın etli dudakları arasına alarak dumanını içine çekti. Sıkıntılandı. Kızıla boyadığı saçlarına parmaklarını geçirdi. Öyle durdu bir süre.

Karını Almanyalara gönderip de parasını mı yiyeceksin? Nerede görülmüş karı parasıyla geçinmek, bizlerin kapılarına böyle şeyler yaraşır mı?”

Kaynanasının sesi kulaklarındaydı. Gelin, yaşadıklarını saniyelere sığdırıyordu.

             dünümü

           anmıyorum

           utanıyorum

           yaşayamadığım

           güzellikleri

           sevdaları

           çalan o değil mi

Gelin öfkeleniyordu dününü anımsayınca.Yaşadıklarını film şeridi gibi geçirdi belleğinden. Kocasına bakmadan yanıtladı sorusunu:

Ananın yaptıklarını unutmadım ! “

Hüseyin üstelemedi. Fındık bahçelerindeki günler olsaydı bilirdi yapacağını. Ama, şimdi o günler çok gerilerde kalmıştı. Ben de kazanıyorum diyen biri vardı karşısında. Fındık dallarına birlikte uzandığı günlerde başvurduğu dayak geçmiyordu artık; denemeyi de göze alamıyordu. Yumuşak başlı kadın uzaklarda, fındık bahçelerinde kalmıştı.

Tüm sorunları usuna vurup tartışan, pazarlık yapan uygun bulursa “evet” diyebilendi. Öyle her yatağa girişte – geçmişte olduğu gibi – hazır beklemiyordu kocasını. Çoğu kez nazlanıyor, olmaz diyordu. Kadınlığını öne çıkararak kocasına yaşadığı dünü anımsatıp karşı duruyordu.

Hüseyin, insan olma onurunun cinslerin eşitliğinden, birlikteliğinden geçtiğini öğrenmişti. Erkeğin üstünlüğüne paydos dediği yıllarla sayılıydı. Ama, ya karısı? O, kadının üstlüğünü sürekli gündemde tutup durmadan savunuyordu yaşamında. 

Oysa, yaşam özverilerin toplamıydı. Cinsler arasındaki insanca yaşamın yolları düşünülse bulunamaz mıydı? Hüseyin, “Belki de  Almanya’nın kazandırdığı tek şey bu olsa gerek.” diyordu.

 Karısı, çantasına koyduğu marklarla kurtulabileceğini sanıyordu. İçten içe, “ Artık üstünlük benden yana.” dedi. Neyin üstünlüğü, kime karşı? Asıl yanıtlanması gereken buydu. Oysa, kurtuluş ayrılıklardan geçmiyordu.

Karısının böylesine kararlı oluşu Hüseyin’i yer yer korkutuyordu. Benim dünkü hastalığımdan “Acaba karım da kurtarabilecek mi?” umudunu taşımak istiyordu. Kadın – erkek kavgası ‘insan’ öğesi öne geçtiğinde yok olacaktı kuşkusuz.

Kaynana, ana olmadan damarlarında kanın bir hoş aktığı o güzelim yılları düşündü. Ne umutlarla bağlanmıştı Hüseyin’in babasına. Kocası konuştuğunda başı önde dinlemesi, uyması kadınlığın yasasıydı. Sonra, üstüne getirilen kumaya, yalnız yattığı erkeksiz yıllara katlanması gelinini haklı mı çıkarıyordu? Yaşadıklarını kendine sormadan edemedi: “Belki de gelin iyisini yapıyor!” diye konuştu yüreğiyle.

Mersedesin camına eğilip gelinine, torunlarına tek tek baktı. Çocuklar cama dayalı ninelerini görünce bakıştılar. Aralarında duran uzaklık giderek kısalıyordu mu ne! Söze dökülmeyen bir şeyler gidip geldi torunlarıyla nineleri arasında. Ninenin göz pınarları  tutamadı  gözyaşlarını yine. Sonra yüreğiyle türkülere tutundu.

 

          

 

 

Cemile Torun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Türkay bey, Bir anadolu gerçeğini daha haklılık mı? suçluluk mu? soruları arasında okudum. Emeğinize sağlık iyi seneler diliyorum saygılarımla

Cemile Torun 
 31.12.2012 13:39
Cevap :
Sayın Torun Yaşam hep iki yanlıdır.İç içe gelişen zıtlık, uygunluk yaşamı doğrulayan değil mi?Tüm gerçeklere karşın yaşamı hep seviyoruz,seveceğiz.Daha iyi yaşama koşullarını yeni yıllarda hep umuyoruz.Umarım yakalarız.Saygılarımla...  01.01.2013 2:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 702
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster