Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Şubat '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
4810
 

TÜSİAD'ın mukayeseli 2011 büyüme raporu gölgesinde TÜSİAD'ın büyüme sorunsalı!

TÜSİAD'ın mukayeseli 2011 büyüme raporu gölgesinde TÜSİAD'ın büyüme sorunsalı!
 

TÜSİAD'ın açılımı: Türkiye Sanayici ve İş Adamları Derneği

Açılımından da anlaşılacağı gibi ekonomiyle ilgili bir sivil toplum kuruluşu.

Sivil toplum kuruluşları da gelişmiş demokrasilerin olmazsa olmazları.

Bu yazımda gelişmiş demokrasilerin olmazsa olmazı bir sivil toplum kuruluşunun, yani varlığını demokrasiye borçlu bir yapının neden Türkiye'nin yaşadığı demokrasi "gel-git"lerinde hep demokrasi karşısında yer aldığına değinmeyeceğim.

Bu kapsamda 12 Eylül'ün faaliyetine izin verdiği tek dernek olmasını, 28 Şubat'ı desteklemesini, İshak Alaton'un TÜSİAD üyesi olmaktan dolayı utanç duymasına vesile olan Prof. Bülent Tanör'ün TÜSİAD için hazırladığı demokrasi raporunun 28 Şubat sürecinden hemen önce rafa kaldırılmasını ve bu raporu hazırladı diye Bülent Tanör'ün başına gelmeyenin kalmamasını ve yine 2010 yılında TÜSİAD için hazırlanan iki demokrasi paketinin sümenaltı edilmesini es geçeceğim.

Kaldı ki gelişmiş demokrasinin gelişmiş ekonomi demek olması sebebiyle ekonomiyle ilgili bir derneğin herkesten daha çok demokrasiden yana olması gerekirdi.

Ama olsun... Ben yine de bu yazımda TÜSİAD'ın doğrudan ilgi alanına giren ekonomiden ve ekonomiyle ilgili yaşanan olaylarda TÜSİAD'ın takındığı tavırlardan ve buradaki izahı imkânsız çelişkilerden bahsedeceğim.

Ekonomik göstergelerin en önemlisi büyümedir. O kadar ki hükümetlerin ekonomik başarıları da esas itibarıyla büyümede gösterdikleri başarıyla ölçülüyor.

Büyümeden herkesten çok sanayici ve iş adamlarının memnun olması gerekir. Bu kapsamda TÜSİAD'dan, hükümetlerin alacakları ekonomik kararlarda ve tercihlerde hep büyümeden yana tavır koymalarını istemesi ve bu konuda hükümetlere baskı yapması beklenir.

Bugüne ve geçmişe baktığımızda TÜSİAD'ın hep büyüme karşısında yer aldığını görüyoruz. Bu kadar yanılmanın ve bu kadar tesadüfün biraz fazla olduğunu düşünüyorum. 

TÜSİAD'ın iki akademisyene hazırlattığı 'Türkiye'de Büyümenin Kısıtları: Bir Öncekilendirme Çalışmaları Kasım 2011' raporunda yazılanlar ortadayken, yani kendi raporları ellerindeyken neden hep karşı tarafta yer almış olabilirler?

Önce adı geçen raporda büyüme ile ilgili verileri sunmak istiyorum:

Kişi Başına GSYH Ortalama Büyüme Hızı (%)

1990'lı yıllarda 1,5 civarında iken

2000'li yıllarda 3'e çıkmış

İşçi Başına GSYH Ortalama Büyüme Oranları (%)

1990'lı yıllarda 1 seviyelerindeyken

2000'li yıllarda 4'ün üzerine çıkmış.

1990'lı yılların siyasi uzantılarının yarattığı 2001 krizinde yaşanan % 7,5 küçülmenin de 2000'li yıllar ortalaması içerisinde yer aldığı unutulmamalıdır. Ayrıca yine 2008-2009 yıllarında yaşanan dünya krizinin Türk ekonomisinin üzerindeki olumsuz etkisi de göz ardı edilmemelidir.

Bütün bunlara rağmen rapordan açıkça anlaşılacağı gibi AK Parti iktidarı dönemindeki 2000'li yıllar büyüme açısından 1990'lı yıllara fark atmış durumda.

Bu rakamlara göre normalde TÜSİAD'ın AK Parti'yi desteklemesi gerekirdi. Ama TÜSİAD yönetiminin başından beri AK Parti'ye karşı çıktığı ve zaman zaman bir muhalif siyasi parti gibi AK Parti iktidarını eleştirdiği görülmektedir.

İşin daha da ilginç yanı, kendi raporlarıyla da tesçillenmiş Türkiye'nin kayıp yılları olan 1990'lı yıllara geçiş sürecinde de TÜSİAD'ın çok etkin rol oynamasıdır. 

Türkiye'nin yine kayıp yılları olan 1970'li yıllardan sonra 1983 yılında Turgut Özal'ın kurduğu ve genel başkanlığını yaptığı ANAP'ın iktidara gelmesiyle Türkiye şaha kalkmıştı. Bu dönemde Türkiye dışa açılmış, içeride de gerçekleştirilen alt yapı yatırımlarıyla Türkiye bir şantiye yerine dönüştürülmüştü. Bunun sonucunda ihracat ve büyüme rekorları kırılmıştı. Ne tuhaftır ki, ANAP'ın en büyük muhalifi yine TÜSİAD olmuştu. Dönemin TÜSİAD Başkanı Cem Boyner'in ANAP iktidarına takdığı lakap 'Kleptokrasi' yani 'Hırsızlık Rejimi' idi. Son günlerde yaşadıklarımızla ne kadar da çok örtüşüyor! Yürütülen psikolojik harekât başarılı olmuş ve ANAP iktidarı halk nezdinde hırsızlıkla özdeş duruma getirilmişti. Bunun sonucunda Türkiye 1991 sonunda, 1970'li yılların siyasetçilerine ve o siyaset anlayışına yeniden teslim edilmişti.

Özal'a "Kör kuruşun hesabını soracağız" diyerek iktidara gelenler, tam da TÜSİAD Başkanı'ın söylediği Kleptokrasi rejimiyle, Özal'ın pastasını yiyip bitirmişlerdi.

Büyüme raporu hazırlatan TÜSİAD yoksa gerçekten büyümeyi istemiyor muydu?

Şimdi vereceğim somut örnekler eminim kafaları daha da karıştıracaktır.

IMF ile 1999 yılı sonunda yapılan ve 1 Ocak 2000 tarihinde yürürlüğe giren stand by anlaşmasının en büyük destekçisi TÜSİAD idi. Bu anlaşma yürürlüğe girdiğinde dönemin TÜSİAD Başkanı Erkut Yucaoğlu, "Artık 10 yıl sonrası önümüzü çok net görüyoruz" demişti.

Oysa bu anlaşmaya göre dövize çıpa vurulacaktı. Bu da Türk parasının değerlenmesi, ihracatın dibe vurması ve ithalatın patlaması yani reel sektörün çökmesi demekti. Bu anlaşmayla büyüme açık ve peşin olarak feda edilmişti. Nitekim süreç 2001 kriziyle sonlanmış ve 2000 yılında da Türkiye % 7,5 küçülmüştü.

Sonu belli böyle bir programı TÜSİAD'ın desteklemesi olsa olsa bir skandal olarak adlandırılabilirdi.

İkinci olay:

Dünya krizinin patlak verdiği 2008 yılının ortalarından itibaren Arzuhan Doğan Yalçındağ Başkanlığındaki TÜSİAD, IMF ile derhal yeni bir stand by anlaşması yapılması için hükümete baskı yapmaya başladı. Bu ısrarlı talebe 2008 yılı sonlarında Başbakan Erdoğan 'tamam' dedi. Yapılan görüşmeler sonucunda anlaşma olmayınca iş askıya alındı. Başbakan'ın açıklamasına göre İMF Türkiye'nin yatırımlarını kısmasını şart koşmuştu. Oysa aynı İMF, dünya krizinin durgunluktan kaynaklandığından bahisle, Amerika ve diğer gelişmiş ülkelere özellikle de alt yapı yatırımlarını arttırmalarını önermişti. Yani Türkiye'ye 'küçülün' derken, onlara 'büyüyün' demekteydi! 

IMF'nin 2000 yılında Türkiye'ye attığı kazık henüz unutulmamışken TÜSİAD'ın IMF'ye güveninin devam etmesi nasıl izah edilebilirdi?

Ve bugün yaşadıklarımız...

Merkez Bankası'nın beklenenin de çok üzerinde faiz artışına gitmesi üzerine başta MÜSİAD olmak üzere diğer reel sektör mensupları isyanları oynarken, TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz çıktı ve:

"Merkez Bankası piyasanın dengeye getirilmesi açısından önemli bir adım attı. Faiz kararının düzeyi, şekli, zamanlaması, bu konudaki tercihler bizim alanımız değil. Bunlar merkez bankacılığı içinde alınmış en doğru kararlar olarak algılanmalıdır" açıklamasını yaptı.

Faiz arttırımı kararının büyümeyi olumsuz etkileyeceği bilinen bir gerçek.

Ve TÜSİAD yine küçülmeden yana tavır koydu!

Ne diyelim?

Yeni bir TÜSİAD klasiği!

Bir sanayici ve iş adamı kuruluşu olan TÜSİAD büyüme raporları hazırlatıyor ama büyümeden haz etmiyor!

Neden acaba? 

Bilen varsa açıklasın!

 

3 Şubat 2014

Hasan Basri Özgen

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli dostum, TÜSİAD ile ilgili değerlendirmelerinize büyük ölçüde katılıyorum ancak bir konuda sizinle hemfikir olmam maalesef mümkün değildir. Öncelikle STK ile demokrasi arasında kurduğunuz bağ bana göre çok çarpık bir bağdır. Çünkü TÜSİAD bir sivil toplum kuruluşu değil aksine bir tür zenginler kulübüdür. Sıradan bir insan oraya üye olamaz ve zaten de TÜSİAD halkın çıkarlarını değil, doğal olarak üyelerinin, yani zenginlerin çıkarlarını korur. Kısacası hemen hemen her STK bir menfaat ve çıkar peşinde koşar. Örneğin feminist STK larda haklı olarak kadın haklarını savunur. Halkın, bütünün çıkarlarını değil. Sonra ekonomik göstergelerin en önemlisi büyümedir diyorsunuz bana göre de en önemli gösterge gelir paylaşımıdır. Yani ekonomik büyümenin halk arasındaki paylaşım şekli. TÜSİAD kendi açısından haklı olarak büyümenin aslan payının zenginler tarafından tüketilmesini ister. TÜSİAD'ın siyasete bakış açısını ve değerlendirmelerini de bu çerçevede yorumlamak gerekir. Sevgi ve selamlar

Matilla 
 03.02.2014 21:30
Cevap :
Merhaba Mustafa Bey, TÜSİAD değerlendirmenize katılıyorum. Şeklen STK ama aslında değil. Zaten son günlerde sıkışan kim varsa STK olduğunu söyleyerek kendini temize çıkarmaya çalışıyor. STK adı üstünde yani sivil olmalı. Sivil olduğu ölçüde STK'dır. Devletle,derin devletle ilişkisi olan ya da devleti ele geçirmeye çalışan bir oluşum STK olamaz. Bölüşüm tabii ki çok önemli, sosyal devlet olmanın bir gereği ama bölüşmek için de ortada üretilmiş bir şeylerin, artı katma değerlerin olması gerekiyor. Değerli katkılarınız için çok teşekkür ederim. Selam ve sevgilerimle...  04.02.2014 1:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3617
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster