Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '07

 
Kategori
Anılar
 

Tutanaklar: 14 Aralık

Tutanaklar: 14 Aralık
 

14/12/2007, Cuma

Sabah 08.16 trenine bindim. Bu tren I.Temizlikçi treni idi. Bundan sonraki üç tren daha temizlikçi kadınları taşıyacaktı. En kalabalık olanı 09.01 treni oluyordu. Tahmin ettiğim gibi ayakta kaldım, karşı taraftaki kapının dibinde sırtımı yaslayacak bir yer bulup ayakta dikildim. İstisnalar dışında ayakta gitmem, ama oturarak gitmek için ilk istasyondan binmem gerekiyordu ve bu kez de bir sonraki trene binebilecektim. Bu da duruşmayı kaçırmama sebep olabilirdi. Pendik’e kadar her durakta; yere kadar pardösüleri, başörtüleri, hafif tombul, ufak gövdeleri ile temizlikçi kadınlar trene doluştular. Yıllardır gide gele bir seri yolculuk teamülü oluşturmuşlardı aralarında. İlk duraklarda binip de oturmuş olanlar ayaktakilere yer veriyorlar, bir koltuğu dönüşümlü olarak üç beş kişi kullanıyorlardı. Kimileri de ellerindeki poşetlerden küçük, tel ve brandadan yapılmış balıkçı tabureleri çıkartarak açıp oturuyorlardı.

Tren Bostancı’dan başlayarak dengeli bir şekilde Kızıltoprak’a kadar boşalmaya başladı. Ben Söğütlüçeşme’de indim. Yarım saat kadar erken gelmiştim. Fazla beklemedim adliyede, eğer postacı iki kelimeyi eksik yazmasa idi dava bitecekti. Neyse ki yeni bir tebligat sistemi uygulamaya başlamıştı postane. Bu nedenle iki hafta sonraya gün alarak çıktım. Ethem’le buluştuk. Vapura bindik.

“Yüksel Abi’yi bekletmeyelim “ dedim.

”Seninle konuşmak istiyordu.”

“Ne konuşacak acaba benimle ?” dedi.

“Bilmiyorum “ dedim

“Konuşmak istediğini biliyorsun ama ” dedi

“Dün akşam yemekte telefon etti ya sana “ dedim. Akşam bir iş yemeğinde birkaç kadeh rakı içmiştik.

“Haa, doğru “ dedi.

Yüksel Abi bizi bekliyordu. Sıkkındı. Neyse ki sorunu çözülmeyecek bir şey değildi.

Ethem :

“Hadi yahu yemek yiyelim” dedi.

Sarıoğlu Lokanta’sına gittik, öğle saati olduğu için bütün masalar dolu idi. Daha önce de birkaç kez gördüğümüz, Yahudi aksanlı, ince, uzun boylu, dalgalı, kır saçlı, douglas bıyıklı yaşlı adamın masasına oturduk. Selamlaştık. Yüksel Abi adamı tanıyordu, zaten elli yıldır bu semtte olduğu için tanımadığı yok gibiydi. Biraz sohbet ettiler. Ethem ;

“- Nasıl gidiyor sihirbazlık işleri ?” diye sordu. Adam amatör illüzyonistti ve geçen kez karşılaştığımızda bir iki numara yapmıştı.

“İyi gidiyor “gibilerden bir şey söyledi Mösyö Piyero . Adını da öğrenmiştik bu arada.

Ethem her zamanki teklifsizliği ile :

“Böyle olmaz ama, siz sahneye çıkmalısınız “dedi.

Yurt dışında; Fransa’da, Amerika’da falan çıktığını, Türkiye’de hiç çıkmadığını söyledi.

Ethem tanıdığı sihirbazlardan bahsetti, "-Sermet Erkin diye birisi var o çok iyi işler yapıyor" dedi, Yüksel Abi:

“Ohoo, o çok eskiden beri çalışır, şu kadar çocuktu ilk çıktığında” dedi, elini yere yaklaştırıp işaret etti.

Ben;

“Bizim çocukluğumuzda bir Mandrake vardı, hala afişini görüyorum şurda burda, hiç yaşlanmadı” dedim.

Mösyö Piyero :

“Çok hasta, yürüyemiyor artık, arkadaşımdır “dedi .

Ethem :

“-Bunların piri Zati Sungur’dur “ dedi.

“Zati Sungur bana çok kızardı, aynı numarayı birden fazla yapmayacaksın, ayrıca seyircilerin tam karşında olup seni cepheden görecek, iki –üç metreden fazla da yaklaşmayacaksın “ derdi dedi Bay Piyero.

“Ben amatörüm desem de kabul etmezdi. Sihirbazlar sırlarını çok sıkı gizlerler, Amerika’da David’le konuştum. Yanında asistan olarak girenler işe başlarken sır saklayacaklarına dair ikiyüzellibin dolarlık taahhütname imzalıyorlar.”

Açılmış, keyiflenmişti.

Çocukluğundan beri bu işe nasıl meraklı olduğunu, numaralar icat ettiğini söyledi.

“Mesela yanan bir sigarayı yok edebilirim” dedi. Üçümüz de sigara kullanıp kullanmadığımız sorusunu aynı şekilde cevaplamıştık:

“Bıraktık.”

Ethem Garson Kenan’ı çağırdı;

“Hemen bir sigara bul bize derhal” dedi, Kenan, Marlboro paketini çıkarttı, içinden bir sigara verdi.

Mösyö Piyero :

“Yakın o sigarayı şimdi” dedi Ethem’e.

Ethem :

“Yakamam“ dedi, bana uzattı”-Bu yaksın.”

Yüksel Abi;”-Tövbe etti de “ diye durumu açıklıyordu, Ethem’e çok düşkündü.

Sigarayı yaktım,

“Lütfen cebinizde çay için hazırlamış olduğunuz parayı çıkartınız” dedi gülümseyerek. Tavırları canlanmış, enerjikleşmişti. Ethem cebinden on lira çıkarttı. Bay Piyero parayı aldı iki ucundan tutarak gerdi ve bize gösterdi, sonra parayı karşısında oturan Yüksel Abi’ye verdi

“Parayı lütfen inceleyiniz, birbirine yapışık iki para olmadığını lütfen tesbit ediniz” dedi.

Parayı geri alıp avucuna sıkıştırdı, bir külah şeklini almıştı on lira. Bana döndü;

“Lütfen sigaranın ateşini kopartınız ve sonra bana veriniz “ dedi. Ateşi koparttım ve uzattım. Hızla ateşi alıp avucunda duran paradan külahın içine attı. Avucundan duman tütüyordu. Birden avucunu kapatıp açtı. Parayı iki ucundan tutup gerdi. Sigara yok olmuştu. Ellerini açtı, öne arkaya çevirdi. Ne duman kalmıştı ne de ateş.

“Hay Allah nereye gitti bu ateş ?” diyor keyfini çıkartıyordu, sonra parayı yine avucunun içerisinde toparlayıp külah gibi yaptı. Ayağa kalktı.

“Galiba burada “ deyip parmaklarını külahın içine daldırdı ve kırmızı bir mendil çıkarttı, biraz önce boş olduğunu gördüğümüz paradan külahın içinden. Sonra mendili alıp ağzının içine atar gibi yaptı, avurtlarını iyice şişirip kaşıyla gözü ve elleriyle mendilin nerede olduğunu sordu. Anlamazdan gelip birkaç kez daha çırpınmasını sağladıktan sonra istediği cevabı verdim:

“Tabii ki ağzınızda”.

İki elini yana açtı, öne arkaya çevirdi, boş olduklarını gösterdi. Sonra sol elini gevşekçe yumruk yaptı ve yumruğunun içerisinden kırmızı mendili çıkarttı.

Ethem

“Valla bu alkışlanır “ diyerek alkışlamaya başladı, küçük lokantada bir alkıştır koptu. En çok dipteki masada oturan İtalyan Turistler alkışlıyor,

“Bravo” diye bağırıyorlardı.

 
Toplam blog
: 35
: 4404
Kayıt tarihi
: 07.09.06
 
 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra İstanbul'da 21 yıldır serbest avukat olar..