Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '20

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
32
 

Tutarsızlığın Tutarlılığı

Dönüyor dünya, üzerindekilerle beraber, zaman da aynı hızla ilerliyor. Düşünmek zamanı doğru değerlendirmek, doğru yaşamaya çalışmak, kısıtlı zamanımızı olabildiğince faydalı kullanmak doğru yaşamak, kendimiz için yaşamak hepimizin kaygısıdır.
 
Herkes yeterince güzel yaşamaya çalışıyor. Yeterince güzel yaşamak nedir? Yeterince güzel yaşamak için yeterli bilgi, yetenek algı düzeyi, görmüş geçirmişlik düzeyinin de yeterli olması gerekir. Dünyada birden çok yaşantı şekli ve düzeyi vardır.
 
Hepimiz hemen her konuda aldatılmamak istiyoruz, doğru şekilde anlaşılmak, doğru şeyler söylendiğinden en azından emin olmak istiyoruz. Bunu test etmek için bir sürü kafa yoruyor, kendimize sürekli yeni yollar belirliyoruz. Çoğu zaman da insan olmamızın gereği en iyi olmayı arzuluyoruz. En iyi olmasak da kimse gönüllü olarak köle olmak istemiyor. İşte burada zorunlu olarak kölelikten kurtulan insanın önüne binlerce tuzak daha doğuştan itibaren hazırlanıyor. “İnsan yavrusu olarak doğan her insan, bulunduğu çevre tarafından yetiştiriliyor, çevrenin doğrularıyla yoğruluyor”
 
Bedava diye sunulan her şey başlangıçta tuzak amacıyla verilmiyorsa ki, anne ve babanın verdiği bedava da dâhil çoğu zaman kişiye bir tuzak olarak gelecekte karşısına dikiliveriyor. Bilinçsiz olarak yapılıyor genellikle bu durum. Aile öylesinin doğru olduğuna bir şekilde inandırılmış oluyor. Birçok ülke kendi eğitim sistemlerini diğer uzmanlardan etkilenerek, bazı durumlarda ise zorunlu olarak kendini diğer sistemlere bağlayarak yapıyor. Bunu dünyada etkin olan belli başlı standardizasyon ve kalite merkezleri ülkelere dayatıyor. Bu durum tıpkı elektrik enerjisinin voltajı gibi, frekans gibi standarda bağlanmış durumda. Öyle ki neden, niçin diye sormayı akıl etmediğimiz birçok şey zaten hayatımıza dayatılmış ve bizim de uymamız gereken kurallar haline geliveriyor ki; bu kurallardan evlilikten, boşanmaya, modernleşmeden, müziğe her şey belli standart merkezleri tarafından toplumlara dayatılırken, o kuralları öğrenmek dahi bir insan ömrüne sığamayabiliyor. Aslında tamamen yapaysa ve insan doğasına, doğal hayatın akışına ters olup olmamasına bakılmaksızın,  bir arpa boyu yol alındığı açıkça çıktılarından belli olan kurallar insanları daha fazla savaştırıp, daha fazla yarıştırıyor. Ne için? Soru basit; daha fazla hayatta kalmak için. Nasıl yaşandığının, ne için yaşandığının, ne olarak yaşandığının bir önemi yok.
 
İnsanın tüm yaşantısı doğalın akışına karşı mücadele ile geçiyor. Uykusu geldiğinde uyuyamayan, doğurması gerekirken doğuramayan, çalışması gerektiği halde çalışamayan, yememesi gerektiği halde yiyen, yemesi gerektiği halde aç kalan insan birçok açıdan hayvanların gerisinde yaşadığından mıdır nedir sürekli gergin ve doyumsuz olarak yaşamaya devam ediyor. Doğal hayatın akışına uyanlar insanlık dışı, ilkel olarak algılanıyor ve yok olmuyorsa bile, yine insan eliyle yok ediliyor. Tekdüze insan yetiştirme köleliği kaldırınca bittiğini düşünen insan bunun daha büyük bir köleliğin ilk adımı olduğunu algılamıyor.
 
Ortada adı sanı belli olmayan ismi yüce, ehli birtakım kuruluşlar hemen her konuda referans merkezi oluyor. Başlıca örgütler; başında dünya kelimesini İngilizcesi ile başlayan “W” harfiyle ifade ediliyor. Ancak bu örgütlerin şu anda dünyayı kan gölüne çeviren, sayısız ülkeye demokrasiden çok kan ve gözyaşı götüren Amerika’da olması işin trajikomik yanı görünmezden oluveriyor. Dahası Amerika’da hala siyah-beyaz sorunu çözümlenmiş değil, hala birçok yerde siyahi insanlar insandan sayılmıyor. Daha siyahlarla beyazların aynı otobüsle yolculuk yapmalarının üzerinden, otobüslerde yan yana oturabilmelerinin zamanı belirsiz olsa da siyah olmak; potansiyel suçlu olmak için çok önemli bir kriter olmaya devam ediyor. Kim tarafından? Bundan daha birkaç yüzyıl önce atalarını hayvan avlar gibi avlayıp, köle olarak satan, balık istifi çırılçıplak hayvan gibi gemilerle taşıyıp satan Amerika’nın beyazları nedense siyahlarından daha suçlu kalmayı becerebiliyorlar.
 
Bu arada köleliği İngiltere ve Amerika 1925 yılında resmi olarak dünyada ilk kez kaldırıyor ama hala aynı mahallelerde oturamıyorlar, aynı otobüslere binemiyorlar. Sokak ortasında uluorta polisler tarafından vurulabiliyorlar.
 
Vikipedi kölelikle ilgili şöyle diyor: “Köleliğin kaldırılması düşüncesi öncelikle Büyük Britanya olmak üzere, Kanada, Fransa ile Rusya gibi ülkelerde destek kazanmıştır. Uluslararası Kölelik Karşıtı Örgüt(Anti-Slavery International) 1839 yılında Büyük Britanya'da kuruldu. ABD'de köleliğin kaldırılması esasen köleliğin suçlanmasıyla sosyal düşüncenin ona karşı yöneltilmesini oluşturuyordu. 1830'lu yıllarda akım kuzey eyaletlerde geniş boyutlara ulaşmıştır. 1859 yılında Virjinya eyaletinde John Brown önderliğinde köleliğin kaldırılması için başkaldırı başladı. ABD'de 1861 ile 1865 yıllarını kapsayan iç savaş sona erdikten sonra tüzel olarak kölelik kaldırıldı. ABD'de Köleliğin kaldırılmasında 16. ABD Başkanı Abraham Lincoln'ün önemli etkisi bulunmuştur.
 
Köleliğin yasaklanması ile ilgili ilk kanunlar ise İngiltere’de ve ABD’de 19. yüzyılın ilk çeyreğinde çıkarılmış, daha sonra diğer Avrupa devletleri onları izlemiştir. Avrupa'da İngiltere'den sonra 1857 yılında köleliği ilk kaldıran Osmanlı İmparatorluğu'dur. 1926’da Milletler Cemiyeti bütün dünyada köleliği yasaklamış, daha sonra Birleşmiş Milletler de bu hükmü teyid etmiştir.”*
 
Kölelik kaldırıldı da yerine nasıl bir düzen kuruldu söylemiyorlar. Söylüyorlar aslında. Kölelik serbest insana göre; daha az verimli umudu olmayan karın tokluğuna çalışılan bir sistemdi. Sistem tıkanmıştı, verimli değildi. Verimi artırmanın yolu insanın kafasına silah dayanması olsaydı, insanların kafasına hala o silahlar dayalı olurdu.
 
Bağımlılık ve tüketim köleliği anlaşılan çok daha verimli olmuş, dünyanın binlerce yıldır erişemediği şeylerden fazlasını son elli altmış yılda yaptığına göre; köleliği kaldıran akıl, son derece değerli bir iş yapmış gibi görünüyor.
 
"Dünyada görülebilen en bariz şey nedir?" diye sorulsa herhalde bunun cevabı; "tutarsızlığın tutarlılığı" diye cevap verilebilinirdi.
 
 
 
*https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%B6lelik_kar%C5%9F%C4%B1tl%C4%B1%C4%9F%C4%B1
Büşran Betül Kaya bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1701
Toplam yorum
: 269
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 179
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ihti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster