Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Nisan '15

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
834
 

Tutkuların karşılık bulduğu Doğu’da üç şahane gün

Tutkuların karşılık bulduğu Doğu’da üç şahane gün
 

Sular altında kalacak olan Halfeti. (Photo by Figen Erkan)


Hayatımda ilk kez 19 yaşında Diyarbakır’a gitmiştim. Üniversitedeydim, vatanımın doğu bölgesini çok merak ediyordum. Üniversiteliler için düzenlenmiş bir turla Mardin, Diyarbakır, Batman’da bir hafta geçirmiştim. Müthiş duygularla, o insanlara, topraklara aşık olarak dönmüştüm.

Ne şanslıyım ki gazeteci oldum ve gittiğim doğu illerine, Bitlis, Batman, Van, Erzurum, Gaziantep, Urfa’da eklendi. Bazılarına birden fazla gittim. Her seferinde terör ne kadar şiddetini arttırsa da oralarda iş çıkınca koşa koşa gittim.

Uzun süre sonra tekrar bu mübarek topraklara yolum düştü.

Üç günün sonunda kalbim güneşin yükseldiği, kadim topraklar doğu da kalarak İstanbul’a döndüm.

Neden bu kadar çok etkilendiğimi düşünmüyor değilim.

Sanırım Doğu tutkuların karşılık bulduğu yer... Özetle... Aşk, nefret, sevgi her şeyin uçta yaşandığı kutsal topraklar.

Biberin en acısı, sürmenin en koyusu, sesin en yanığı burada…

Doğu'da geçirdiğim 3 güzel gün paha biçilmez.

12 bin yıl öncesine dayanan hayatlara ev sahipliği yapmış bu topraklarda barış içinde yaşamak kadar büyük güzellik yok sanırım…

Tanrı bize parıl parıl güneşe, binlerce yıllık tarihe, denize, akarsulara, göllere, verimli topraklara, güzel insanlara sahip bir memleket bırakmış. Ne mutlu…

 

CUMA

Diyarbakır

Cuma sabah İstanbul’dan Diyarbakır’a uçtuk.

Sabah kahvaltısını 400 yıllık Hasanpaşa Hanı’nda yer alan Kadri’nin Yeri’nde yaptık. Masada 15’in üzerinde çeşit birbirinden lezzetli kahvaltılık vardı. Hem gözümüz, hem gönlümüz doydu. Tarihi handa, tarihin içinde lezzet yolculuğu yaptık.

 

“İçimi titreten sestir her gün,

Saat her çalışında tekrar eder:

“Ne yaptın tarlanı, nerede hasadın?

Elin boş mu gireceksin geceye?”

Şiirinin yazarı büyük şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu tarihi eve gittik.

“Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder” yazıp 46 yaşında hayata gözlerini yuman Diyarbakırlı şairimiz.

Haydi Abbas şiirindeki;

“Kur bakalım çilingir soframızı;

Dinsin artık bu kalp ağrısı.

Şu ağacın gölgesinde olsun

Tam kenarında havuzun.”

Cümlesinde geçen havuz ve o güzel ağacı da gördük evin avlusunda yer alan. Şiirin içine girmek gibiydi.

Her şehrimizde mutlaka bir Ulu Camii var. Diyarbakır’daki ise Anadolu’nun en eski camilerinden. Ulu Camii, Mar-Toma Kilisesiymiş eskiden. Dinler tarihinin canlı kanıtı adeta. Duvarlarında bir çok uygarlığın kitabesi, sütunlar bulunmakta.

Binlerce yıldır farklı dine sahip olsalar da Tanrıya ibadet edilen mekândaki uhrevi hava hepimizi sardı. Aklımdan acaba namaz kılsam mı diye geçirirken, arkadaşım yanıma gelip, “Namaz kılalım mı?” dedi.

İnce uzun mimarisiyle farklı bir cami…

İçine girip boydan aşağı yürüdüm. Taş camiinin içindeki bahar serinliği Tanrının nefesi gibi geldi… Mutlu oldum…

Diyarbakır Surları

Diyarbakır’ın muazzam surlarına geçtik.

5 km Çin seddinden sonra dünyadaki en uzun sur. İpek yolu üstünde.

Harika bir manzaraya sahip. Şehre tepeden bakıyor. Sağlam bir yapı ve çok bozulmamış. Diyarbakır’ın tarihte ne kadar kıymetli bir şehir olduğunun canlı kanıtı adeta.

Bu arada bir türküde geçen Mardin Kapısı, Diyarbakır surlarında bulunuyor. Ben Mardin’de sanırdım…

Hasakeyf

Hasankeyf’e doğru yola çıktık. Doğu benim için aynı zamanda dağlar ve uçsuz bucaksız boş araziler demek. Yolun üstünde olmak bile o müthiş doğayı hissetmek inanılmaz rahatlatıyor.

Kısa bir süre sonra sular altında kalacak, muazzam yapıların bulunduğu Hasankeyf’de, rehberimizin tanıştırdığı Çoban Ali bize eşlik ediyor. Ali, doğma büyüme Hasankeyfli. Kendini bu müthiş tarihe adamış. Burayı anlatan kitaplar yazmış, eski resimlerini toplamış. Turistler için özel kataloglar basmış. Kendi kendini turizm elçisi yapmış. Tarkan, Sezen Aksu’yu da o gezdirmiş. Yanık sesiyle bize türkü de söyledi. 10 bin yıl öncesine dayanan bu muhteşem tarihi insan eliyle yok edilmesini aklım almıyor. Onlarca geniş ve boş arazi var. Neden güneş enerjisi yatırımlarına start verilmiyor  da, bir daha asla oluşamayacak bir tarih yok ediliyor.

Midyat

Hasankeyf’in ardından Midyat’a gittik. Sıla dizisinin çekildiği tarihi taştan konağı gezdik. Açıkçası Midyat o karakteristik mimarisini kaybetmeye yüz tutmuş. Gecekondu tarzında tipik mimariye uymayan evler bozmuş Midyat’ı. Telkarilerin satıldığı çarşıyı gezdik. Süryani şaraplarını tattık.

Mardin

16 yıl önce gördüğüm Mardin ile şimdiki Mardin arasında çok fark var. İlk gittiğimde aşık olduğum, yıllar geçmesine rağmen unutmadığım, mutsuz olduğum anlarda hatırlayıp beni rahatlatan masalsı şehir rant uğruna feda edilmek üzere.

O müthiş Mardin evlerinin arasına saçma sapan binalar yapılmış. İş işten geçmeden o binalar derhal yıkılmalı ve benim masal şehrimin eski günlerine dönmeli.

Sırf eski Mardin evleri değil, yeni Mardin dedikleri taraf da feci durumda. Çok geniş arazilerin bulunduğu şehirde uzun uzun onlarca apartman yapılmış. Halbuki bir standart belirlenip, eski Mardin evleri kopyalanarak prototip oluşturup, tüm yapılar ona uygulansa Mardin markası sırf mimarisiyle milyonlarca turist çekebilir.

CUMARTESİ

Deyrulzafaran

Sabah Deyrulzafaran Manastırı’na gidiyoruz. Yüreğime su serpiliyor. Memleketimde güzel şeyler de oluyor. Deyrulzafaran Manastırı’na, “Mardin Süryani Kadim Deyrulzafaran Manastırı ve Kiliseleri Vakfı” bir çok yatırım yapmış. Korumuş, düzenlemiş o bölgeyi yeşertmiş “Cennete” çevirmiş. Etrafındaki çok geniş araziye zeytin ve badem ağaçları dikilmiş.

Bu badem ve zeytinlerden, sabun, kurabiye, şeker, zeytinyağı gibi ürünler yapılıp satılmaya başlanmış. Manastırın içinde de ziyaretçiler için kafeler yapılmış. Zeytin ve badem ağaçlarına bakan kafe cennetin bir provasını yaşattı bana. Manastırın haşmetli ve koruyucu huzur veren yapısıyla birleşince…

Milattan Önce güneş tapınağı olarak kullanılan manastır, Romalılar döneminde kale, onlar gidince de manastır olarak 700 yıllarından bu yana kullanılıyor.

Binlerce yıldır dua edilen bir mekan daha… Nasıl güzel enerjiyle dolmasın…

Kasımiye Medresesi

Kasımiye Medresesine doğru yola çıkıyoruz. Yaklaşık 500 yıl önce yapılan medresede, çok enteresan bir çeşmeyle bağlantılı havuz bulunuyor.

Doğum, yaşam, ölümü anlatan. Çeşme bir duvardan ince bir yola akıyor. Bu yol yaşam. İlk döküldüğü yerde su hızlı akıyor çocukluk gençlik, ortasına doğru suyun akışı yavaşlıyor, ölümde iyicene yavaşlıyor ve avludaki büyük havuzla su buluşuyor. 

Daha sonra bu su kanallarla toprağa aktarılır ve buda topraktan tekrar can bulur.Buradan Mardin’in esas evlerinin olduğu yere geçiyoruz. Bir Mardin konağında inanılmaz lezzetli mezelerin ve etlerin yer aldığı yemek yiyoruz. Mezopotamya manzaralı restoranda hem midemiz hem de gözümüz doyuyor.

 

Mardin’e özgü yapıları gezdikten sonra yola koyuluyoruz.

Şanlıurfa

Şanlıurfa’daki Ezidi köyünü ziyaret ediyoruz. Dünyanın en eski dini olduklarına inanan Ezidiler bizi inanılmaz sıcak bir şekilde karşılıyorlar. Sadece kendi aralarında evlenebiliyorlar. Türkiye’de 1500 kişi kadar. En büyük dertleri İŞİD tarafından 2014 ağustosunda kaçırılan yaklaşık 570 kadın ve çocuk akrabaları. Dünyanın bu konuya sessiz kalmalarına üzülüyorlar, Mısır ve Suriye’de akrabalarının 10 dolara satıldığını söylüyorlar. İçimiz parçalanıyor.

Göbeklitepe

Dünyanın en eski tapınağı olarak kabul edilen Göbeklitepe’ye varıyoruz.

Bir tepe üzerinde kurulan tapınak sarı papatyalarla bizi şenlikli bir şekilde karşılıyor. Şansımıza güneş harika bir şekilde tam fotoğraf çekebileceğimiz doğrultuda.

Cilalı Taş Devrinden kalma, dünya tarihini bile değiştiren ve en eski açık hava tapınağı.

Göbekli Tepe’nin bulunuş hikayesi ilginç.

Burası, bizi gezdiren Veysi Yıldız Beyin babasına aitmiş. 20 dönüm arazide tarım yapıyorlarmış.

Yaklaşık 50 yıl önce tarlayı sürerken makinanın ağzına taş takılmış. Bu taşı çıkartmışlar ve tarihi eser olduğunu anlayarak, Urfa Müzesi Müdürüne götürmüş. Müdür tarihi eser olduğuna inanmamış. Ama babası yılmamış başka müzelere götürmüş ve sonunda Göbeklitepe’nin tarihi kalıntılara sahip olduğu ortaya çıkmış.

Dünyanın en eski tapınağında şansımıza güneşin batışını, dolunayın doğuşunu izleme şansını yakalıyoruz... Muazzam duygularla içinde binlerce sırrı barındıran henüz 5’te biri açılabilen tapınaktan ayrılıyoruz.

Urfa sıra gecesi

Akşam Ur Edessa Konukevi’nde yapılan sıra gecesine katılıyoruz. Uzun süredir bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum. Doğunun sıcak insanı bize ev sahipliğinin tüm inceliklerini gösteriyor. Şöyle ki darbuka çalınmasını istiyorum, ona bile itiraz etmiyorlar. Trakya ezgilerinin de olduğu sıra gecesi yapıyoruz. 132 yıllık tarihi konak Urfa’nın geçmişini, o günlerdeki gibi yaşama fırsatı veriyor. Sıra gecesinde kız arkadaşımızdan biri gelin, mekandaki garson damat yapılarak kına gecesi düzenleniyor. Şarkılar söylenip kına yakılıyor. Urfa adetlerini canlandırıyoruz. Çiğ köfte, kebap ve şıllık yiyoruz. Gece geç saatte, mutlu bir şekilde otele geri dönüyoruz.

PAZAR

Harran Üniversitesi

Sabah erkenden yola çıkarak ilk İslam Üniversitesi olan 5 bin yıllık Harran Üniversitesi’ne gidiyoruz. Burada bulunan Konik Harran evinde mırra içiyoruz ve Urfa’nın yöresel kıyafetlerini giyiyoruz. Konik Harran evinin özelliği içerisinin yaz kış aynı sıcaklıkta kalıyor. Küçük küçük odalardan oluşan evlerde yaşanıyormuş eskiden.

Halfeti

Urfa seyahatinin en ilginç noktalarından birine, yani Halfeti’ye geliyoruz. 

Güneşin altın gibi parladığı, baharın yüzümüze güldüğü Fırat nehri turkuaz mavisinin en güzel tonlarını bize sunuyor.

Taş mimarisiyle yapılmış evlerin ve camilerin su altında kaldığı Halfeti’de nehir turu yapıyoruz.

Sanki zaman duruyor, bu dünyadan çıkıyoruz ve bir masalın içine giriyoruz. Etraf turkuaz mavi, kayalıklar, mağaralar ve yeşermiş yamaçlardan oluşuyor. Rüzgar ve güneş tatlı tatlı yüzümüze vuruyor. Bu masal hiç bitmesin istiyoruz.

Turun ardından Halfeti’nin kenarındaki restoranda nehirden çıkan balığı ve oraya özgü mezeleri yiyoruz.

Urfa Balıklı Göl

Doğu seyahatimizin beni en çok etkileyen yerine geliyoruz. Ne mutlu ki Balıklı göl ve çevresi Şanlıurfa Belediyesi tarafından çok güzel düzenlenmiş.

Nemrut tarafından Hz İbrahim’in ateşe atıldığına inanılan Balıklıgöl’ü cennete çevirmiş. Her taraf yemyeşil. inanılmaz huzur duyuyorum burada.

Hemen yakında içinde İbrahim Peygamberin doğduğuna inanılan mağaraya giriyoruz.

İbrahim Tatlıses mağarada doğduğunu söyler. Urfa’da 20n yıl öncesine kadar mağaralarda da yaşam sürüyormuş. Her yerde mağara görmeniz mümkün.

Çok mutlu edici bir haber de, hemen buranın yakınında yaklaşık toplam 57000 metrekare alana Arkeoloji müzesi ve Edessa Mozaik müzesi yapılmış. Henüz açılmamış ama şahane bir mekan olmuş. İstanbul’da bu kadar büyük bir müze yok. Etrafı da yeşillendirilmiş. Nefes alacak bir mekan olmuş. Sırf bu müze milyonlarca turisti Şanlı Urfa’ya çeker umarım.  

Urfanın dar sokaklarından oluşan çarşıda İstanbul’daki fiyatın yarısına şam fıstığı alıyoruz. Ayrıca çeşit çeşit renklere sahip kumaşlara, tütünlere, bakırlara bakıyoruz.

Urfanın diğer güzel kısmı da Türkiye’nin en güzel türkülerinin, yanık seslilerin mekanı olması. 3 gün boyunca türküler eşliğinde yaptığımız turda dilimize en çok “Kınıfır bed renk olur” türküsü dolanıyor.

Kınıfır bed renk olur

Aşka düşen denk olur

İsterem başına gele

Göresen ne renk olur…

 

İstanbul doğumluyum. Kökenlerim ise Isparta’dan. Binlerce yıldır dinlere kültürlere ev sahipliği yapmış Doğu’da, köklerim değil ama kalbim var…

Doğuya gidip aşka düşmemek mümkün değil. Işığın yükseldiği Doğuda barış dolu günlerin de yükselmesi dileğiyle...

 

Hamiş: Merak edenler için Jolly Tur ile Doğu’ya gittik. İnanılmaz güzel ağırlandık. Oteller, yemek yenecek mekânlar hepsi şahaneydi. Uzun yıllardır Doğuya Kültür turu yapıyorlar. Doğudaki turlarda en fazla Jolly Tur tercih ediliyormuş. Rehberlerini devamlı eğitiyorlar. Rehberimiz Emre Özkan’da işinde çok profesyoneldi. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 47
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1234
Kayıt tarihi
: 24.11.11
 
 

Gazeteci ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster