Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '07

 
Kategori
Kültür Turizmi
Okunma Sayısı
2139
 

Tutkunun eseri bir antik kent, Aphrodisias...

Tutkunun eseri bir antik kent, Aphrodisias...
 

“Aleve, aydınlığı için teşekkür et. Fakat tükenmeyen bir sabırla gölgede durarak, lambayı tutanı unutma.” R. Tagore .

Dikkatli bir şekilde incelerseniz, özellikle ülkemizde, iyi giden işlerin arkasında, genellikle kendini o işe adamış, tüm tepkilere göğüs germiş, zorluklarla tek başına mücadele etmiş, emeğini, parasını ve birikimini o iş için harcamış birilerini görürsünüz.

İşte Prof. Dr. Kenan T. Erim’ de böyle bir kişilik. Aphrodisias Antik Kenti gezisi öncesinde, kentle ilgili bilgi toplama aşamasında kendisiyle, gıyabında, tanışma imkanı bulduğumuz, 1929-1990 tarihleri arasında yaşamış, antik Aphrodisias Kenti’nin ortaya çıkartılması ve gezi için düzenlenmesi adına hayatını vermiş biri.

Kendisi Aphrodisias sevdasını, günlüğüne yazdığı şu dizelerle açıklıyor; “1959 yılının Temmuz ayında Nazillli’den yola çıktığımda, bu denli önemli bir seyahat olduğunu tahmin edemezdim. Hayatımda yeni bir dönemin başlangıcıydı. Hiç bitmeden süren ve artan Aphrodisias sevdasının.”

Ve onun Aphrodisias’ı, Türkiye’deki bir çok benzerlerinden çok farklı. Çünkü o, doğayı ve eserleri bir bütün olarak algılamış, sadece kazmak ve yayınlamakla yetinmemiş, çıkarılan eserlerin onarımına da önem vermiş ve onların üzerine titremiş. Aphrodisias da bu yüzden, karmaşadan ve satıcıların cirit attığı bir mekan olmaktan uzak, rahat ve ancak kurallara uyularak gezilebilen bir ören yeri haline gelmiş.

Aphrodisias’ın bulunduğu Aydın’ın Geyre ilçesinin, İzmir’e uzaklığı yaklaşık olarak 230 km. Antik kente, Aydın-Nazilli-Kuyucak yolunu izleyerek, Karacasu ilçesine sapan 25 km’lik yolu ve ardından da 11 km’lik Geyre yolunu geçerek ulaşabiliyorsunuz.

Aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’in kenti olan Aphrodisias’a ilk olarak, yaklaşık 7800 yıl önce, Geç Neolitik ve Kalkolitik çağlarda yerleşilmiş olduğu Akropolis ve Pekmeztepe’de yapılan kazılarla ortaya çıkmış. Ve bu yerleşim, Bronz, Bakır ve Demir çağlarında da devam etmiş.

Bizanslı tarihçi Stephanus’a göre, Aphrodisias’ın ilk adı Lelegonpolis’miş Daha sonra Megapolis, Asur Kralı Ninos’un ardından da Ninoi adını almış. İşte aşk ve sevgi tanrıçası Aphrodisias’ın kente gelişi de bu döneme rastlıyor. Kentleri Med’ler ve Babil’liler tarafından yıkıldıktan sonra Ninova’dan gelen Asurlular, bu bölgeye beraberlerinde İştar Kültünü de beraberlerinde getirmişler. Yapılan kazılar sırasında bulunan, üzerinde Ninos ve karısı Semiramis’in yer aldığı kabartmalar da bunu destekler niteliktedir.

Karia bölgesi üzerine bir kitap yazmış olan Aphrodisias’lı tarihçi Apollonios’tan öğrendiğimiz, Aphrodisias ile ilgili ilk bilgilere göre, İ.Ö. 2.yy’da komşusu olan Plarasa kenti, bugünkü Bilgeç Köyü, ile ortak para bastırmış, bir de ittifak kurmuş. İ.Ö.82 yılında Romalı General Sulla, Aphrodite tapınağına armağan olarak altın bir taç ve Karia’da kutsal sayılan çift ağızlı bir balta göndermiş. Bu kentin Anadolu’daki Roma egemenliğine paralel olarak önem kazandığını gösteriyormuş.

Augustus ile başlayan Roma İmparatorluk döneminde Aphrodisias, hem bir tapınak kenti, hem de yakınlarındaki mermer yatakları nedeniyle heykel üretim merkezi olarak zengin, ünlü ve önemli bir kent haline gelmiş. Bizans döneminde ise, Hristiyanlık kente bir anda hakim olamamış, Aphrodite’in kişiliğinde paganizm de devam etmiş. Ancak paganlık ve hristiyanlığın birlikteliği, Hristiyanlığın hakimiyeti ile sonuçlanmış, bu da kentin adının Stavropolis ( Haç kenti ) olarak değişmesine neden olmuş.

11 ve 12.yy.’larda Selçuklu ve ardından da Osmanlı topraklarına katılan kentin üzerine Geyre Köyü kurulmuş. Herşeyiyle antik kentin harabeleri üzerine yayılan köy 1956’daki depremden sonra 2 km. batıya taşınmış.

Antik kentin girişindeki oldukça iyi düşünülmüş otoparka arabamızı bıraktıktan sonra, öncelikle müzeye giden yoldan içeri giriyoruz. Bizi, sağ tarafımızda oldukça bakımlı bir bahçenin içine yerleştirilmiş, kente ait çeşitli buluntular karşılıyor. Müzeyi gezmeyi sona bırakıp kentin içine yöneliyoruz.

Karşılaştığımız ilk yapı , Anadolu tiyatroları içinde önemli bir yer tutan, yapımı İ.Ö. 1.yy’a dayanan, kendini Akropolis yada prehistorik höyüğe yaslamış olan Aphrodisias tiyatrosuydu. İ.Ö. 50 civarında kente gelen özgür bırakılmış bir köle olan Zoilos tarafından yaptırtılmış olan bu tiyatro, Helenistik ve Roma döneminin tiyatro anlayışının bir karışımı olarak inşa edilmiş. Tiyatronun kuzey paradosu içinde kente özel ilgi duyan imparatorlarının mektuplarının metinleri kazılı.

Tiberius Portikosu ile birleşen ince uzun Bazilika’nın içinden geçerek Hadrianus Hamamları’na ulaşıyoruz. 1904-1905 yılları arasında Fransız demiryolu mühendisi Paul Gaudin tarafından kazılan yapı grubunda, Aphrodisias kültürüne ait çeşitli paye, konsol ve frizlerin yer aldığı yapıda, kadın ve erkekler için ayrı soyunma yerleri planlanmış. Bunun dışında soğukluk, ılıklık, sıcaklık ve terleme yerleri ile mekana göre sıcak veya soğuk havuzları mevcut.

Girişi güneyden olan Agora, Tiberius Portikosu ile kentin merkesini oluşturuyor. Tiberious Portikosu’nun ortasındaki havuz 100 metrelik boyuyla eski zamanların bilinen en büyük havuzuymuş.

Agora’nın kuzey kenarında yer alan odeion, sahne podyumları ve alt oturma birimleri korunmuş biçimiyle günümüze ulaşmış. Temelde müzik dinlemek için yapılmış bu mekan ayrıca, kentin meclis binasıymış.

Üzerinde bulunan bir yazıt nedeniyle Filozoflar Evi adını alan yapıdan kuzeye doğru gittimizde, Türkiye’nin bilinen en sağlam stadyumu ile karşılaştık. Kuzey oturma yerlerinin üstünde kent için 6. yy’da yapılmış olan surların kalıntılarını görmek mümkün. Roma döneminin geleneklerine göre alınan izin sonrasında mekanda şenlikler, yarışmalar ve atletik oyunlarla, vahşi hayvan döğüşleri düzenlenirmiş.

Kentle aynı adı taşıyan Aphrodite tapınağı ise, yerinde İ.Ö. 6.yy’da kutsal bir alan olduğu bilinen, İ.Ö. yy’da yapılmış bir mozaik tabanla tanınıyor. Başlangıçta İyon düzeninde inşa edilen yapı, Hadrianus döneminde sütunlu avluya çevrilmiş. İ.S.5 yy’da bir bazilikaya çevrilmesi ise, kısa kenarlarındaki sütunların kaldırılması ve uzun kenar sütun dizilerine eklenmesi yoluyla gerçekleşmiş.

İçinde Kenan T. Erim’in mezarı da bulunan kenti gezmeyi tamamladıktan sonra, müzeye girdik. İçerisi, kentin heykeltraşlarla dolu olduğunu desteklercesine birbirinden özel ve muhteşem. En önemlileri ise girişti bizi karşılayan filozof başları, Aphrodisias Artemisi, Apollo başı, İmparator Trajan ve Aphrodit Rahibi’ninkilerdi.

Aphrodisias’ta herşey ama herşey inanılmazdı ve yazıyı bitirirken biliyorum ki, Kürşat Başar’ın da dediği gibi , “Yapmamız gereken acılarımızı bir kenara bırakarak o güzel anları hatırlamak, yeniden yeniden hatırlamak, hiç unutmamak, yıllar sonra bile biraz hüzünle, biraz mutlulukla en küçük ayrıntılarına dek yeniden canlandırmak.”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir şey hakında konuşacak veya yapacaksan onu iyi bilip, TAM yapacaksın bu yazıları okurken hazda alıyorum.(Afedersiniz hep ben yorumluyorum ama ben bu konları da sevyorum, yazı stilinizi de sevdim.) sevgi ve selam.

Nariçi 
 01.08.2007 15:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 107
Toplam yorum
: 111
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 2001
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

"Hayat, özellikle, yazılanları okumak, çekilenleri seyretmek ve tabii kipişirilenleri yemek için çok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster