Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Temmuz '10

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
799
 

Tutsak diploma

Orta Anadolu’nun bir köyünden köy enstitüsüne gelmişti. Aileden ayrılmanın verdiği acı ile beraber okumanın ve idealini gerçekleştiriyor olmanın verdiği sevinç ruhunda karmaşa değil yalın bir huzur yaratıyordu. Arkadaşlarının arasında cin diye çağrılıyordu. Sınıfının değil okulunun birincisi ama inek değil zeki sevecen arkadaş canlısı atölyelerde yaptığı işler tüm yapılanlardan daha güzel ve farklı. Mutlaka istenilen işte bir fark yaratarak yapar bu farkı da niçin yaptığını açıklar ve ikna ederdi. Okul bittikten sonra sınıf arkadaşlarından biri ile bir başkasını sevdiği halde çocuklarımın babası öğretmen olsun diye evlenmişti. Kocası okuldan diplomasını bile aldırmamıştı. Yine orta ana doluda bir köyde yaşıyorlardı ama kocası ona öğretmenlik yaptırmıyordu. Kadın çocuklarına bakmalıydı. Bu arada iki çocukları olmuştu. Bir erkek, bir kız. Köyün muhtarı ilk günden Mehmet hocayı kendine rakip bilmiş sürekli çeşitli dedikodular yayıyordu karıkoca genç çift hakkında. Muhtarın dedeleri kurtuluş savaşına katılmış biri şehit biri gazi olmuşlardı. Dedelerden kalma çok toprakları vardı. Mecliste CHP’li bazı komünistler köylülere toprak dağıtmaktan bahsediyorlardı. Kimin toprağını kime dağıtıyorlardı. Bu çulsuzlara toprak dağıtsan ne olacaktı? Tembel, akılsız bu yoksullar toprağı nasıl ekip biçeceklerdi. Muhtar dedelerinin partisinden bu nedenle soğumuştu. Demokrat partinin iktidardaki yeni yıllarıydı. Jandarma baskısından, parti baskısından yılmış Anadolu halkı iyi kötü CHP’nin yaptığı her şeye saldırıyordu. Bu öğretmende komünist yuvası olan enstitüden gelmemişimiydi. Mutlaka kötüydü. Onun çocuklarına iyi bir şey öğretmesi mümkün değildi. O akşam Mehmet hoca birkaç köylü ile örgencilerin babaları ile sohbet eder hem de bir çay içerim diye köy odasına girdi ders çıkışı. -Selam arkadaşlar -Bu nasıl selam hoca Allahın adını anmak yok mu? -Arkadaşlar siz Kur’anı kerim okudunuz mu? Türkçe mealini okudunuz mu? -Muhtar bu hoca Allahın adını ağzına almıyor. Camiye hiç gelmiyor. -Hoca biz kur’anı günde beş vakit okuyoz.Sen kaç vakit okuyon. -Enstitü kur’an öğretiyor muydu? Yoksa kız erkek başka şeyler mi? Öğretiyordu. Aynı sınıflarda. -Arkadaşlar beni dinleyin evet kur’an da öğretiliyordu başka şeylerde. Neleri öğrenmemiz gerekiyorsa her şeyi öğretiyorlardı. Sizler için, insan için gerekli her şeyi biz öğrettiler. -Bizlerde ülkemizin kalkınması, sizin refahınız ve mutluluğunuz için her şeyi sizlere öğretmekle görevlendirildik. -Bizler dedelerimizin öğrettikleriyle her işimizi görüyoruz. Yıllardır bu toprakları biz ekip biçiyoruz. Çocuklarımızı hocalarımız eğitiyor. Bize kur’anın dışında bir şey gerek değil. Bu köyde fazla kalamamışlardı. Daha sonra görevlendirildikleri bir başka köyde doğan iki çocukları ilkokulu bitirene kadar kalmışlardı, bu köy bir alevi köyü idi. Geldikleri kasabada çocuklar okula gidiyor, kendisi evde dikiş dikerek evin ekonomisine katkıda bulunuyordu. O yıllar çok çabuk geçmişti oğlan liseye başlamış daha ikinci sınıfta ülkü ocaklarına gitmeye başlamış evde milliyetçilik nutukları atıyordu. Babası ile oğlan anlaşamaz olmuşlardı. Kız abisi ne yapar söylerse aynısını yapıyor söylüyordu. Milliyetçilik kısa sürdü. Fransa’da, İtalya’da, Almanya’da öğrenciler ayaklanmışlar eylemler yapıyorlardı. Oğlan bu defa ayaklanan gençlerin fikirlerini savunuyordu. Sık sık afiş bildiri miting için gidiyor bazen geç bazen hiç gelmiyordu. Baba oğlanın bu davranışlarına kızıyor anneyi oğlunu şımartmakla suçluyordu. Kızgınlığı zaman zaman dayak, kavga ve evden kovmaya kadar uzanıyordu. Bir defasında yine evden kovmuş eve almamakta ısrar ediyordu. O gece oğlunu eve almayan kocasını terk etmeye karar verdi. Çünkü kocası bütün çabalarına rağmen Nuh diyor peygamber demiyordu. İki çocuğunu alarak en yakın il’e taşındı. Hemen boşanma davası açtı. Hiç bir şey istemiyordu. O dikiş dikecek çocuklarını okutacaktı. İl’de sevilen bir terzi olmuş çocuklarına liseyi bitirttirmişti. Elbise diktiren kadınlardan biri son zamanlarda ağzını aramaya başlamış daha gençsin evlenmelisin hayırlı bir kısmet olursa ne yaparsın diye konuşmuştu. Aradan bir zaman geçtikten sonra falanca bey seni istiyor ne diyorsun diye sordu. Falanca beyi sordu soruşturdu adamı uzaktan gördü ve kararını verdi evlenecekti. Tamam dedi. Nikâh öncesi bir araya geldiklerinde eşi olacak erkeğe bir şartı olduğunu söyledi. Öğretmen okulunu bitirmişti ancak gidip diplomasını alamamıştı daha doğrusu ilk erkeği izin vermemişti. Şimdi gidip diplomasını almak istiyordu. Erkek tamam dedi. Nikâh kıyıldı. Okuldan diploma alındı. Ancak bu defa diplomanın önüne başka bir engel çıkmıştı erkek iyi bir gelir ve kıskanılacak unvanlı bir işe sahipti ancak ortaokul mezunu idi. Şimdi karısının öğretmen diploması ve öğretmenlik yapması ününü zedeleyecekti. Bu işin kolayı vardı. DİPLOMA KASAYA KİLİTLENECEKTİ. Yardım seven kadınların kermesinde bir çay içimi zamanında seksen beş yaşındaki kadının bu anlattıkları beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Ülkemin okumuş “Aydınları” neler yapıyordu. Kadının pırıl pırıl zekâsı ve sergide benim yaptıklarım diye mütevazı tavırla bize gösterdiği işlerindeki renk uyumu, zarafet ve yaratıcılığı kadınlarımızın eğitiminin her şeyden önemli olduğunu bir kez daha düşünmeme ve bu konuda çaba göstermek zorunda olduğumuzu hatırlamama yardımcı olmuştu. 02.07.2010 Küçükesat-Ankara Şemsettin Dertli.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 658
Kayıt tarihi
: 13.03.10
 
 

Sürekli okuyan, öğrenen, insanlarla sevgi temelinde ilişki kurabilen, egitime, insanların kardeşl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster