Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Aralık '21

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
9
 

TUVA ŞAMANLARI

SİBİRYA’DA KAM ZAMANI

 

Dursun ÖZDEN (Travel Writer)

 

Dünyanın 99 haline tanıklık eden, Yoleri Gezgin Derviş’in içsel yolculuğu sürüyor…

Sibirya’da yaptığım 10 bin kilometre uzunluğundaki tren, otobüs ve otomobil yolcuğum ardından; Tuva’nın Başkenti Kızıl’daki akrabalarımın konuksever sunumları; üç hafta süren yol yorgunluğumu giderdi…

 

Şimdi sıra, Düngür Şaman Derneği yöneticilerinin, Sayan Dağı yamacında ve Yenisey Irmağı kıyısında yaptıkları ateşli kam dansına-zikirine, benim de eşlik etmem ve onların dans ve zikirlerinin belgeselini çekmem için; içsel bir yolculuğun ilk adımı, araka ve kımız eşliğinde taçlandırıldı…

 

Düngür Şamanlar Birliği Reisi Monguş Kenin’in dediğine göre: “Kutsal kitabı, peygamberi ve ibadethanesi olmadığı gibi; aslında din bile olmayan, zengin bir kültürel miras ve yaşam tarzı olan, Anaerkil ilişkinin ve doğayla barışık insanca yaşamın sigortasıdır Şamanizm. Gök Tanrı Umay’a yakarıştır…” 

 

Sibirya’nın Şambala, Belovodya, Tuva, Hakasya, Altay, Baykal, Yakut ve Beluka bölgesinde (baskılarla bunların bir kısmı Lamaizm, Budizm (Pakşı), İslam (Baksı) ve Ortadoks inancını benimsedi). Kafkasya, Dağıstan, Başkordistan, Tataristan ve Asya’daki Türk Dünyası akraba topluluklarından farklı olarak; özellikle Doğu Sibirya’da Yakutistan ve Tuva Türkleri, her dönemde yapılan tüm baskılara karşın; Kam (Şaman) Kültürlerini ve geleneksel yaşam tarzlarını korudular. Ruh ve akıl hastalarının şifa tedavisi için, rehabilitasyon merkezi gibi görev yapan pek çok Şaman köyü; Altay, Yakut, Kuznetsk, Beluka ve Kızıl’da yaşayan Asya Türklerinin Kutsal Şamanı Gök Tanrı Umay’ın söylediği şu beş nitelik, insan, doğa ve çevre dostu olan Kamlar için, tüm bu saydıklarımızı özetliyor: “DOĞRULUK, GÜZELLİK, SAĞLIK, MUTLULUK VE AYDINLIK.”

 

Atlantis-Mu, Sümer, İnka, Astek, Maya, Tengri, Kızılderili, Aborjin, İndian, Vizigot, Viking, Zerdüşt, Sambuşman, Tuareg, Berberi gibi kaybolan kültürlerin, ortak mayasıdır Şamanizm… Güney, Kuzey ve Orta Asya’da, Alaska, Amerika’da, Afrika’da; Balkanlarda, Kuzey Avrupa’da, Kafkaslarda, Ortadoğu’da ve Anadolu’nun pek çok yöresindeki etnik halklar, Terekemeler, Yörükler ve Alevi-Bektaşi inancını yaşatan kültürlerin ortak paydasıdır Şamanizm…

 

Kızıl Müze Müdürü bayanın konuksever sunumu ve kültürlerini tanıtımı yanı sıra; beni Lopsan beyle, Tuvalı şair kızlarla ve santçılarla tanıştırdığı için, kendisine sonsuz teşekkür borçluyum… Tuvalı Şaman Şair Monguş Kenin Lopsan’ın (88 yaşında) Genel Başkanı olduğu, merkezi Başkent Kızıl’da bulunan; “Düngür Dünya Şamanlar Birliği Genel Merkezi”indeyiz… Sayın Lopsan ile çalışma yerinde yaptığım özel görüşmede (imzalı ve mühürlü bir belge ile, kitaplarının Türkçe yayın haklarını bana vermesi, beni “Düngür Şamanlar Birliği Anadolu Temsilcisi” atama belgesi imza töreni) ve özel röportajım ardından, rehber arkadaşımla birlikte, belgesel çekim yapmak için, derneğin Şifa Evine gittik… Tuvalı sanatçı ve şair dostlarla yemekte yapılan sohbet sonrası, tekrar yola koyuldum. Tuva’nın başkenti Kızıl Kentine gelişimin üçüncü günü, Petersburg Üniversitesi Öğretim üyesi, Psikiyatri Bölüm Başkanı olan Şaman adamla birlikte gittiğimiz Sayan Dağı yamacındaki dilek ağaçları ve fare heykelli su gözlerinin bulunduğu zikir alanından farklı olan bu mekan; kent içinde ve tek katlı, çok odalı prefabrik, çinko çatılı ve genişçe bahçesi ve zikir yapılan bir yerdeyiz… 

 

Her odada bir başka Şaman Ana iş başında… Bulunduğum odanın duvarlarında asılı hayvan postları, başlıklar, kurutulmuş kurt başı, Ergenekon Destanı afişi, çıngıraklı ve renkli zikir ve dans giysileri, kırbaç ve sopalar, ceylan derisinden yapılmış düngür denen def ve ceylan ayağından tokmağı, ateş yakmak için küçük odunlar, renkli dilek ipleri, kartal kanatlı başlıklar, kımız ve ekşimiş süt, yüzerlik tütsü otları, koku ve keyf veren yakıldığında dumanı odayı kaplayan kuru bitki dalları, Benimle ilgilenen ve bana törenle her rengin anlamını açıklayan, yedi renkli ipten yapılan ve içine dileklik muskayı hazırlayıp boynuma takan Şifacı Kutsal Şaman Ana’nın üzerinde; çokça çıngıraklar takılı ve yürüdükçe sesler çıkaran, üzerindeki uzun renkli giysisi, başında uzun kartal telekli kalpağı ve elinde düngüre elindeki tokmakla vurarak meydanda, ateşin etrafında dans edip, gırtlaktan sözsüz sarkı söyleyen bir başka Şifacı kadın; bahçede yaktığı ateşin çevresinde alevlerle dans ederken ve kendi etrafında dönerken, eteği bir şemsiye ya da Mevlevi semazenlerin eteği gibi açılıp, savruluyor ve çıngırak seslerine, her vuruşta elindeki düngürden çıkan tokmağın sesi eşlik ediyordu. Şifacı Şaman Ana, zaman zaman elindeki düngürü ve tokmağı yere koyup, yanan ateşin alevleri üzerine atmak için, ahşam bir kap içinde bulunan ekşimiş mayalı sütü, dilek tutarak tahta kaşıkla önce ateşin üzerine, sonra dua okuyarak ve “küş, küş...” diye sesler çıkararak, tahta kaşıkla sütü etrafa savuruyordu. Bir miktarda kendi içiyor ve toprağın üzerine diz büküp, gırtlaktan melodik sesler çıkarıyor ve Tuvaca şarkılar söylüyordu. 

 

Sonra beni de geleneksel Şaman giysilerine büründürüp, baçıma kartal tüylü kalpağı geçirdiler... Şifacı Şaman kadın ile birlikte ateşin etrafında dans etmeye başladık. Elimde düngür ve tokmakla gırtlaktan aynı sesleri çıkarmaya çalışıyordum. Benim başaramadığım ve vahşice aynı sesleri çıkarmayı yapamadığımı gören Şaman kadın, bana bakıyor ve ağız dolusu gülüyordu. Bense hiçbir şeye aldırmadan, ateş dansına devam ediyordum... Zaman zaman ekşimiş sütlü içecekten bana sunulan ahşap kaptan araka içiyor ve ben de onun gibi “küş, küş...” diyerek, ateşin üzerine ve çevreye doğru kalan sütleri tahta kaşıkla savuruyordum... KÖTÜ RUHLARI VE NEGATİF ENERJİYİ KOVUYORDUM… Bu seremoni uzun bir süre devam etti... Ve sonra dingin bu içsel yolcuğun ardından, dinlenmeye geçildi… Başka zaman ve alanlardaki, uzun süreli içsel yolculuklardaki yaşananların bazılarını hatırlamıyorum… 

 

KAM ZAMANI… Bu özel gezimden anımsadığım, ilginç yaşamsal kesitler de var elbet… Altı aylık bir kış uykusuna hazırlanan Sibirya coğrafyasında; son güzden kalan ve uzaklara göz kırpan, ikindi ışıkları ile oynaşmaktayım… Orman içindeki, türkuvaz renge bürünmüş küçük gölete fırlattığım taşların sekerek karşı kıyıya erişme telaşına, ağız dolusu gülüyorum… Çığlık atarcasına Türkü çığırıyorum ve ıslık çalıyorum… Orman yankılanıyor… Gölün çevresindeki uzun ve düzgün ağaçların, aynı kalınlıktaki gövdeleri; kurşun kalem ve telgraf direklerini anımsattı… Gölün çevresi; çok ve hür, bir orman gibi kardeşçesine yaşayan, tüm canlıların mesire yeriydi… Çok uzaklardan gelen (Anadolu coğrafyasından) beni de aralarına aldılar… “Sevgide odaklanan, kendi yoksul, gönlü varsıl olan, ben bir hiçim…” Güven içinde, çok huzurlu ve mutluydum… Uzaklardan kurt uluması sesi geliyordu… Uyandığında, beni bulduğu yere yarım saat uzaklıkta olan otağ çadırında göremeyen Şifacı Kutsal Şaman Kadın, telaşla ormanda kaybolduğumu zannederek, beni aramaya başlamıştı. Ve beni görünce çok sevindi, gözleri şavkıdı, sarıldı ve elindeki postu; “Bak sen çok üşümüşsün” diyerek, üzerime örttü ve koluma girip gitmemizi istedi. (Ben buraya nasıl, ne zaman ve neden geldim, beni bu uzak orman içindeki gölün kıyısına kim getirdi? Anımsamıyorum…) Doğal ve bereketli bir kahvaltı sofrası bizi bekliyordu… Ve kuşlar dalda sevişiyor ve gölde yıkanıp, yavrularına yiyecek taşıyordu… “Tavuklar ve kuşlar su içerken başlarını havaya kaldırıyor. Neden? Vahşi yağmacılığın ve yozlaşmanın sürdüğü kentlerde; sevgi, barış, özgürlük, dayanışma, paylaşma, doğayı ve çevriyi koruma, hak, hukuk, adalet yok. Sular akmıyor, açız… Öyleyse, biz de baş kaldıralım…” demek geldi içimden.

 

Kendi doğal kuralları, yaptırımları, yasaları, adaletleri ve ilişkileri işleyip, bir toplumsal kolektif kamu iradesi ile sürüyor yaşamları… Doğa, özgür ve sorumlu birey ve toplumsal adaletin sistematik ve dengeli ana unsuru; Kadın Egemen (Anaerkil) Kam Kültürü kuralları, onların yaşam tarzıdır aslında… Yukarıda da özetlediğim gibi; her şey “Kam” olmakla başlıyor. Kam olmanın şu beş kuralını anımsayalım, yeniden: “DOĞRULUK, GÜZELLİK, SAĞLIK, MUTLULUK VE AYDINLIK.”

 

Nedense, Sibirya ormanında kaval ve ıslık çalarken; “İyi komşu ve emektar insan” olan yoksul Babamı ve şifacı Anamı anımsadım… Benim doğduğum köyde orman yoktu.. Niğde’nin Ulukışla ilçesine bağlı Beyağıl Köyü’nün gün doğumunda bulunan Çatal Kale ve köyün kuzeyinde, yüksek bir tepenin burcundaki kaya içinden çıkıp, binlerce yıldır orada yaşayan Kutsal Ardıç Ağacına şifa için dilek bezi bağlayan; Hacet Tepesindeki evliya yatıra, yağmur duasında kurban kesen, çocukların ebesi, düğünlerin aşçısı, kadın ölülerin yıkayıcısı, mezarda ateş yakan, kurt ağzı bağlayan, hayvanlar ve bitkilerle konuşan, hastalara psikolojik şifa sağlayan, küsleri barıştıran, 12 Mart ve 12 Eylül’de acılar çeken, halı-kilim dokuyan, okuma yazması olmayan, Kuranı ezbere okuyan, üç aylar orucu tutan, beş vakit namaz kılan, Atatürk için dua eden ve Darboğaz’da ölü evinde “Bu Vatan Kimin” adlı şiiri okurken ölen; Şaman Anam (Emine Özden) ve canım babam (Ali Özden) nurlar içinde uyusun… 

 

Bu özel gezi ve içsel yolculuk sırasında bazı aksamalar olsada, kameram hep kayıttaydı.. Bu yaşanmışlıkların tamamını merak edenler; “Kam Kültürü Şamanizm” kitabımı okusunlar ve çalışmalarımı www.dursunozden.com.tr sitemden takip etsinler…

Önemli bir not: İzlediğiniz ve katıldığınız bu tip etkinlikler ardından, bahşiş vermeyi asla unutmayınız… Bu saygının ve dayanışmanın gereğidir… 

 

Tüm bu güzellikler ve özellikler; bir din olmayan ve yalnızca, yaşamsal kültür zenginliği mirası olan Şamanların yaşam felsefesinin, bir kesitidir… Bu kesitin öteki yüzü ise, şiirdir... Haydi, “Sevgi Ağacı” etrafında içimizdeki Şaman ateşi aydınlığında; doğanın tüm nimetleri, çocuklar ve kadınlarla birlikte, yüzerlik kokulu duman altı ortamda, gırtlaktan söylenen sözsüz melodi-hömey eşliğinde, sevgi ve mutluluğun ritmi-def, güzellik ve ruhun yükselişi-ney, doğrulukla ve sağlıkla yaşayan ruh-davul (kut-düngür), aydınlığa çağrı gücü-orba (tokmak) eşliğinde ve araka-kımız dinginliğinde-sarhoşluğunda; belki geri dönüşümü olmayan, gönüllü bir içsel yolculuğun delicesine sınanan her adımında; binlerce yıldır hiç sönmeyen kutsal ateşgah korunda, cemde-demde, semada-semah dönelim, dondurucu ayaza ve deli rüzgara inat, kızıl alevlerle uyum halinde, döne döne, yan yana ve yana yana zikir ve dans edelim... Sevgimizi sebil eylediğimiz Kutsal Kam Ağacı gölgesinde, Kam Dansı başlasın… Dursun, hiç durmasın diye… 

Fotoğraflar: Dursun Özden arşivinden.

 

kam ağacı

buz mavisi altay dağları

ilk beyaz yaz, beni bekliyor

alnımdaki koruyucu üçgen sarı

doğum lekesi mi? zümrüt yeşili ışık

içsel ve derin bir dalınç içindeyim-firari

 kam ana, ben hangi düşün düşkünüyüm

düşümde-beni keşfeden “ben” neyin nesi 

ben uyurken atalarım gözlerini nerede açtı

şambala-belovodya-altaylar-beluka zirvesi

yağız yılkı atlar ve şifalı otlar sevinin yüzü

kutsal üçgenin ve çemberin içindeki yazı

başka unutulmuş zamanın tanıdık kızı

yumuşak şarkı alevi-yalap yalap

kar ile kordu, bir ateşti-serap

o ateş ve şarkının içindeyim

o ateş ve şarkı, benim içimde

farkında-içsel varlık, ruhum-etim

üç dünya arası danstayım-gel gitim

sevda masalı ışıklı canlı büyücü nefesi

ateşli beyaz su-düşlerim-kayıp dağ sesi

sonsuz zamansız-bilge ve güzellik ülkesi

ey buz mavi bakışlı-gökçe nakışlı baykal

ozanı kim deldi? aral öldü, gitme, sen kal

yanıyor ülkem-alevler canlandı-göksel ışık

buzlu kayaların bedeninde düşistan ak-ılık

gizemli belovodya ülkesi, kapın kilitsiz, açık

gücün ve sevgin sebil-eşiğinden girsem içeri

tut elimden ateşkadın-bedeni dolduran enerji

zevkin acı doruğu-kehribar piramid-dar ve dik

ay ayı postu-ceylan dostu-tek yoldaşım sessizlik

bir çocuğa akıyor, içimdeki şimşek, kokulu çiçek

o dev selvi ağaçların güneşi kıskandığı, mavi gölde

o yavru ceylan-bahar kuşu-büyücü-avcı ve deli tüfek

av mıydı, avcı mı-mışıl mışıl uyuyan düşümdeki bebek 

erişilmez dağlardaki yabanıl otlar, dünyanın saçı, sakalı

ak saçlı dağlar mavi göle boyun eğdi-sevi dansı başladı

gökyüzünün buzu kırılıyor, düngür ağlıyor-atlar al tokalı

alevler, üst dünyaya erişiyor, düş gerçeğe dönüşüyor  

üçgenin dışında-çemberin içindeki ben-mavi yakalı

davulun göğsüne siper olan son ceylan bendim

şaman başlı bir deli tokmak beni dövüyordu

tatlı bir sızıyla titredim, kendimi, beni tanı

sevişmenin tam zamanı, kam zamanı

dursun

 özden

eylül

2005

tuva

www.dursunozden.com.tr

kanayan çığlık-ateş yayınları

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 149
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 352
Kayıt tarihi
: 29.03.11
 
 

ÖZDEN, Dursun; (d: 21.10.1950, Niğde, Türkiye). Gazeteci, Gezi Yazarı, Şair, Belgesel Dursun Özde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster