Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Kasım '11

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
545
 

Tv aslında bir aptal kutusu değildir.

Tv aslında bir aptal kutusu değildir.
 

Bizim kişisel izleyici alışkanlıklarımız, televizyon denilen kitle iletişim aracını nasıl amaçlaştırıyorsa kendi dünyamızda, gündelik alışkanlıklarımız içerisinde "tv" bizim için öyle bir anlam taşıyor demektir. Dolayısıyla her birey için gördüğü işlev birbirinden hayli farklılık arzedebilir. Tv günümüzde halen en etkili iletişim aracı. Her ne kadar yerini yavaş yavaş internetteki alternatif, yeni iletişim kanallarına bırakmaya başlamış olsa da...

Tv yöneticilerinin arkasına sığındığı "halk bunu istiyor; biz de bunu veriyoruz" kalıplaşmış bahanesini pek inandırıcı ya da kullanışlı bulmuyorum! Zira kitap ve gazete okuma oranlarının çok da yüksek olmadığı ülkemizde toplum bilincini yukarı çekebilmek adına tv elimizdeki en güçlü silah! Ve bizim o silahı nasıl kullandığımız çok önemli. Bizler, tv ile tanışmamız ve özel kanalların hayatımıza girmesi çok da eski tarihlere uzanmamasına ramen tv programlarını, formatlarını çok hızlı tükettik. Ciddi anlamda bir dağınıklık, savrulmuşluk ve özensizlik hissi veren, hatta kantarın topuzunun iyice kaçırıldığı dönemler de yaşandı; tv kanallarımızda. Son bir kaç yıldır bir toparlanmaya gidiş görüntüsünün bazı belirtileri de var gibi. Bu bizi nasıl bir yayıncılık anlayışına götürür bilemiyorum?

Elbette söz konusu basın özgürlüğü olduğunda endişe verici ve bıçak üstü bir yerde durduğumuz gerçeği olduğu yerde duruyor! Bir çeşit tektipleşme de söz konusu; dijital platformları saymazsak... Bir format başarılı olduğunda ya da bir dizi reyting sıralamasında üst sıralara erişme başarı gösterdiğinde kopyelerinin yapılması durumu, ülkemizde neredeyse sıradanlaşmış bir yayıncılık alışkanlığına döndü; ne yazık ki! Televizyon yöneticilerinin biraz daha yaratıcılık ve risk alma tarafında saf tutmaları ülkemizdeki yayıncılık çıtasını zamanla yükseltecektir. Ulusal düzeyde yayın yapan, "tematik" olarak adlandırılan kimi kanalların gösterdiği cesareti göstermeleri ve olaya yalnızca reklam verenlerin pencerelerinden bakmamaları yeterli; böyle bir dönüşüm için. İzleyiciyi "aptal yerine koymayan", biraz daha "steril" ve "içi dolu" bir yayıncılıkta diretmek de pekiala başarı getirebilir!

Sabah ve gündüz kuşağında yayınlanan programlar, bilgilendirici - bilinçlendirici yönleriyle diğerlerinden ayrılan bir kaç örneğin (sevgili Derya Baykal gibi) dışında uzun yıllardır, o saatlerde evde olan izleyici kadın kitlesinin zihinlerini uyuşturmak adına yayınlanan programlar (evlilik programları vb.) diye düşünüyorum! Üstelik bu tarz formatlar dünya genelinde de pompalanıyor! Biraz iyi tarafından bakacak olursak belki "giyinmek" üzerine kurulu formatlardan, insanlar kendi beden tiplerine göre doğru giyinmeyi uzmanlarından öğrenebilir? Kimbilir? İzleyicinin algısına bağlı... Uzun yıllardır, şirazesinden çıkmış o aşırı magazincilik anlayışı da ortadan yavaş yavaş kalkıyor; bir toparlanmaya doğru gidiyor gibi görünüyor... Ve haber bültenlerinde geçmişte kimi dönemlerde kapladığı kadar da yer kaplamıyor neyse ki magazin...

Son bir kaç yıldır gereğinden fazla dizi yayınlanır olmuştu ki o da bu yeni yayın döneminde biraz daha makul ölçülere doğru çekilmeye başladı. Fakat dizilerin süreleri hala çok uzun! Ve bu da sektörün çalışanları, emekçileri açısından hayli zor şartların da devamı demek! Dizi süreleri mutlaka dünya standartları ölçüsünde aşağı çekilmeli!

Söz konusu diziler olduğunda, senaryoların da belirli kalıpların dışına çıkma zamanı gelmedi mi?! Kadınların aşağılandığı, saçlarından tutulup yerlerde sürüklendiği, ajitasyonun bolca soslandırdığı kimi yapımlar ne zaman yaşam sürelerini dolduracak diye bekliyorum kendi şahsıma! Elbette hepsi için emek ve zaman harcanıyor; bunu yadsımıyorum. Türkiye sadece bu demek olmadığından, kentlerde geçen, kentli ilişkilerini yansıtan, güçlü ve idealist karakterlerin bilhassa da kadın karakterlerin eşliğinde başka bir vizyon, bakış açısı da pekiala sunulabilir. (Yakın geçmişte yayınlanan "Türkan" adlı dizi bunun nadir örneklerinden) Değişik işlere şans tanımak gerekir. Dünyada yayınlanan kimi dizilerin formatlarını alıp, kullanmak da bir kolaycılık ve hikayeler uyarlanırken bazen çok sırıtıyorlar... Bazı işler çok çabuk ve insafsızca harcanıyor! (Yakın zaman önce Atv ekranlarından kaldırılan, bir dönem hikayesi olan "Bir Günah Gibi" örneğini verebilirim) Kent yaşamına özgü kimi incelikleri, aydınlık hikayeleri de izleme hakkı olmalı izleyicinin! Hele de o bir dönem hikayesi de olursa... Ve acilen zeki bir kalemden çıkan "Avrupa Yakası" kalitesinde bir işe de ihtiyaç var! Gülse Birsel'in yeni işini de merakla bekliyoruz.... Şöyle yaratıcı, özgün ve kaliteli show-müzik-eğlence formatlarına da ihtiyaç var...

Toplumsal bilinçaltımızın hastalıklı, sorunlu taraflarına denk düştüğünden olacak; içerisinde "tecavüz" sahnelerinin olduğu hikayeler çok satıyor! Ve kadının bolca ve inadına zayıf ve çaresiz gösterildiği kimi hikayeler... Bunların izleyen de bir çeşit tuhaf tatmin duygusu yaşatıyor olduğunun farkındayım. Sözgelimi: "-Vay be! benden daha beteri de varmış!" dedirtiyor olmalılar... Şiddet, tecavüz gibi kimi durumlara gönderme yapan bu hikayelerin, gizliden bunları toplum nezdinde normalleştirme tehlikeleri de saklı; kendi içlerinde! Ve bu toplum, henüz cinsellik konusundaki evrimini tamamlamış değil!

Çaresizlik, çözümsüzlük, şiddet vb. durumlar ekseninde ilerleyen hikayeler, izleyicinin bilinçaltında da bu tohumları ekiyor! Uzmanlar, toplumda %80 oranında bireylerin bilinçaltlarının problemli olduğundan söz ediyor... Üstelik zamanla benzer acı hikayeleri kendi yaşamlarına çekmek riski hep bir köşede duracaktır; bu tarz hikayelerin takipçileri için! Yönetemediğiniz şey, bir süre sonra sizi yönetmeye başlar... Söz konusu televizyon olduğunda izlediğimiz şeylere dikkat etmeliyiz! Hele çocuk gelişimi açısından (0-6 yaş grubu ve elbette sonrası da) onların yanında ne izlediğimize çok dikkat etmeliyiz. İster çocuk olsun, ister yetişkin insan beyni herşeyi kaydediyor çünkü... Bunlar gerçek yaşamla bağları sorunlu hale getirmemeli...

Haber kanallarımızdaki açık oturumlar sayesinde hemen hemen üzerinde konuşamadığız bir konu yok gibi artık... Herşey konuşuluyor son yıllarda; birer birer tabularımız kırılıyor(?) İktidarın hakim kıldığı havanın gölgesinde tabii ki! Her dönemin kendi şakşakçıları, dalkavukları olduğu gibi bu dönemin de var elbette; kendilerine ekranlarda bolca yer ve söz bulan. Burada da zamanla bir denge olacaktır elbet... Bunun yanında örneğin, tarihi ders kitaplarının arasına sıkışmaktan kurtaran kimi tarih sohbetleri, yanısıra felsefe, din, sağlıklı yaşam, bilim, sanat konulu sohbetler izleyenler açısından hayli ufuk açıcı görevler görebilme potansiyelini daima içinde barındırıyor...

Devlet televizyonu söz konusu olduğunda, çeşitlilik yaratmak adına kimi kıyımların altına da imza atılmıyor değil! Geçmişte yayınlarında var olan (özellikle TRT-2 de) "Avrupa sineması"ndan pek çok örnek, klasik müzik konserleri ve opera, bale gösterimleri gibi...

Kendi şahsıma sabahtan akşama kadar neredeyse bir gazeteci kadar haber takip ettiğimi ve zihnimi durulamama da yardımcı doğa belgesellerini çokça tercih ettiğimi ve yanısıra da gezi programları, size birşey katacak sohbetler ve hoş müzikler tercih ettiğimi, çok seyrek dizi izlediğimi söyleyebilirim. (Türk televizyonlarında son dönemde "Kuzey-Güney, Leyla ile Mecnun gibi hikayeleri başarılı buluyorum) Biraz zihni kurcalayıp, soru sorduran, içinde kimi bulmacalar barındıran, gülümseten özgün hikayeler olmadıkça...

Son tahlilde, televizyon öyle bir alet ki şayet isterse onu bilgi alma aracına da çevirecek olan izleyicinin kendisi... Haber alma, sağlıklı yaşam - beslenmeden tutunuz da bilim, din, tarih, sanat ve upuzun bir yelpazede "içi dolu" bir içerik de aranırsa bulunabilir bir seçenek! Zihinlerimize neyi depoladığmız çok önemli bir ayrıntı... Ve izleyici bir eleme yapmaksızın televizyonun koşullandırmasıyla değil; televizyon izleyicinin mutlak elemesi ve koşullandırmasıyla birlikte varlığını sürdürmeli; yaşamlarda.

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 35
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 878
Kayıt tarihi
: 13.10.10
 
 

Doğal yaşamın korunması, evrensel insan hakları, felsefe, arkeoloji, tarih, sosyoloji, kişisel ge..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster