Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Haziran '15

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
45
 

TV kolik olmuşuz

TV kolik olmuşuz
 

Millet olarak televizyon izlemeye bayılıyoruz. Bizim gibi televizyon müptelası, esiri olan başka milletler, toplumlar var mı bilemiyorum.

Televizyon dizilerinin kölesi haline geldik. Bir türlü kendimizi izlemekten alıkoyamıyoruz. Ailecek televizyon karşısına geçtiğimiz zaman, her şey bir an da unutuluveriyor.

Herkes illa ki sürekli  meşgul olabileceği, tabiri caizse o kıymetli zamanını öldürebileceği bir şeyler illa ki buluyor.

Yerli yabancı pembe diziler, magazin programları, ( artist ve sanatçıların günlük yaşamları, kim kiminle yaşıyor, ne yapıyor, nasıl yapıyor, nerede yapıyor?..) başımızın belası olan yarışma programları, evlendirme programları, genç kızlarımızın kendilerini teşhir etmeleri, koca bulmaları, çeşitli yarışma programlarına katılma çaba ve gayretleri. ( Aramalar sonucunda, ay sonunda gelen kabarık telefon faturaları)

Yorgun, argın eve dönüp dinlenmemiz gerekirken, eşimizle, çocuklarımızla vakit geçirmemiz gerekirken, televizyonun karşısına geçiyor, zapping yaparak, daldan dala atlıyoruz.

Televizyon dizilerini izleyebilmek için, acele eve gitmeler, çok hızlı yemek yemeler, sonuçta televizyon karşında abur cubur atıştırmalar!..

Hangimiz yapmıyoruz, hiç düşündünüz mü?

“Ne var ki bun da!” diyeceksiniz, değil mi?

Var aslında, çok şey var.

Yorgun eve geldiğimizde, dinlenmemiz gerekiyor.

Eşimizle, çocuklarımızla vakit geçirmemiz, onlarla ilgilenmemiz, halini hatırını sormamız gerekiyor.

Eş, akraba ve dost ziyaretlerine gitmemiz gerekiyor.

Her şeyden önemlisi en değerlimiz olan zamanımızı boşa harcıyoruz.

Biz sadece boşa zaman geçirelim diye gönderilmedik. Elbette ki bizim vazifelerimiz, görevlerimiz vardır.

Televizyon karşısına geçtiğimizde, bu haber, şu dizi, şu film, şu evlendirme, yemek, yarışma programları derken bir bakıyorsunuz ki yatağın içerisinde, farkında olmadan uykuya dalıp gitmişsiniz.

Ertesi gün yine aynı koşturmaca.

Bayanlar hem mutfakta çay demler, kahvaltı hazırlar, diğer taraftan sabah dizilerini seyre dalar. Önce özetlerle devam eder, insanı canından bezdiren ve bıkkınlık veren reklam aralarında koşuşturmaca başlar. Varsa çocuklar alelacele servise bindirilip, okula gönderilir, aranacak kişiler varsa bir an önce telefonla aranılır. Dizi biter kritikleri yapılır, kimi zaman tahminler yürütülür, üzüntü veya sevinç kaplar tüm benliğinizi. Sonra cepten internette sörf yapılır, Facebook, Twitter, Hotmail benzeri sosyal medyadan mesajlara alelacele göz atılır, gerekiyorsa cevaplar verilir.

Peki, sonra mı? Sonra magazin haberlerine bakılır. Kim nerde, bugün ne yapmış, kimlerle beraber olmuş, acaba bugün ne giyinmiş, yakışmış mı, yakışmamış mı, kimler ne söylemiş, hangi dizi de oynuyor, teklifler almış mı…?

Sonra, belki öğle yemeği, Çocuklar okuldan gelmişse, yemek yedirilir, sokağa salınır rahatsız edilmesin diye… Sonra, sonra yine baş belası başköşe misafiriyle dedikoduya başlanır. Neler mi konuşulur?

Bu defa genç kızların koca bulma telaşları, kendilerine yakıştırmalar, kahramanı olmalar…

Kimi zaman kritikler yapmalar, kimi zaman ağlamalar, gülmeler, kimi zaman kendisini “o ben olsaydım!” gibisinden, kendini onun yerine koymalar…

Sonra yemek programları, yetenek yarışmaları.. Kimi zaman hepsine kavuşmalar için zapping!..
Her ülkeden, bölgeden, şehirden seçme yemekler ve tarifleri, insanı israfa ve alışverişe zorlamalar.

Arada telefon numaraları verilerken, iştirak etmeleri, konuşmaları ve katılmaları sağlanır. Örnek mi!..”Yetenek sizsiniz, ne içsen, ne giysen bana yakışır, benimle evlenir misin, var mısın yok musun,. Bugün ne pişirelim, yemekteyiz, ben bilirim…” Yetmez mi? İnanın saymakla bitmez. Hele televizyon kanalı da çok çok olunca, değmeyin keyfine!

Peki sonuç?

Hüsran, yıkım, kaygı, hayallerin yıkılması, aile içi şiddetli geçimsizlik, kin, nefret, üzüntü, keder, stres, depresyon, cinnet, boşanma... Yetmez mi?  Sevgi, saygı, hürmet, şefkat, merhamet yoksunluğu…

Edepsiz, adapsız, etikten yoksun nadide köşemizde oturan canavar misafirimizin bize ettikleri, beynimiz, bünyemiz, yüreğimiz ve vicdanımız üzerindeki tamir edilemez etkileri ve sonuçları.

Faydaları elbette var, peki ya zararları…Peki, siz TV’ kolik misiniz?

Resim netten alıntıdır

Kerim BAYDAK

kbaydak61-artan@hotmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 886
Toplam yorum
: 119
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 202
Kayıt tarihi
: 06.11.12
 
 

Kerim BAYDAK 01.01.1961  ADIYAMAN  doğumlu.. 2003 yılında Anadolu Üniversitesi  İşletme Fakultesi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster