Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mayıs '07

 
Kategori
Dostluk
Okunma Sayısı
725
 

Üç, ucu kırık ok (Devamı)

Üç, ucu kırık ok (Devamı)
 

Mahallenin üç gülüydüler. Mahallenin üç beyefendisiydiler. Bilemeden, üç ucu kırık ok çektiler.

Yay iyice gerilmiş, oklar birer yıl arayla hedefini hep, onikiden vuruyordu. Bir kez okları çekmeye niyetlendiler mi, bir daha geriye dönüşü olamazdı. Üç arkadaş, üç sıkı dostun artık yapacak hiç bir şeyleri yoktu.

İlk O, çekmişti kırık Oku. Adı MARTİN’di. Neşeliydi. Saftı, herhangi bir süslü cümle, onu anlatamazdı. Cümlelerden dökülen kelimelerin, şiirsel bütünlüğü bile onu tanımlayamazdı. O, mahallenin bir tanesiydi.

Mahallenin bütün su işlerini o yapardı. Bazen küfürlü konuşsa bile bu kimsenin umrun da değildi. Herkes onu tanır, herkesin yardımına koşardı. Elinde o eski delikli pazar filesi ile, durmadan ailesine yiyecekler taşırdı. İlk çıkan sebze ve meyveleri, delikli filesinden bizler görür ve imrenirdik.

Beni çok severdi. Bazen onlarda kalmaya giderdim. Ve çocuklarına imrenerek, birazda kıskanarak bakardım. Ne mükemmel bir "Baba"ydı öyle.

Hayri abi ve Mehmet abi her defasında beni gördüklerinde bıkmadan usanmadan anlatırlardı, üç kırık okun hikayesini. Ve mutlaka sonunu getirmeden önce bol bol gülerler, sonunda da, “ah ulan ah.. erken gittin be……. “ derlerdi MARTİN için.

Hiç unutmuyorum; o yıllarda bir gün, ceviz kabuğu gibi ekonomisi , içine kapanmış bir ülke yapısında, yeni çıkan ve hemencecik bozuluveren, halkını sömürmesi için tekelleşmiş bir firma ürünü, kasetçalar satın almış MARTİN. Gecekondu mahallemize yeni döşenme hazırlıkları yapılan, su tesisat kanalları açık olduğundan, MARTİN gece görememiş, belediye otobüsünden indiği gibi kanala düşmüştü. Kafayı da çekmişti hani. Biz bir grup genç, yolda ilerlerken, bir şarkı sesi duymuştuk. Ses gittikçede çoğalıyordu. Ama etrafta kimsecikler yoktu. Her yer zifiri karanlıktı. Neden? sonra kanalın içinden geldiğini duyduk. Kanala düşen MARTİN, teybin sesini sonuna kadar açmış ve kanal boyunca eve kadar yürüyordu. Ellerinden tutup çıkardık. Çok gülmüştük.

Akciğer kanseriydi MARTİN. Daha önce Zonguldak’ta bir kömür ocağında çalışmıştı. Beklide bu yüzden yakalanmıştı bu amansız hastalığa. Ölmeden önce bana, "Her zaman neşeli ol, cömert ol" demişti. Tam 6 ay yatakta yattı. Evlatları ona çok iyi baktılar. Ölürken bile neşeliydi.

Güle güle MARTİN. Bıraktığın vasiyeti yerine getirdim. Hep neşeli oldum. Hep cömert oldum. Dürüst oldum.

Merak etme bir yıla kalmaz, önce Hayri abi, sonrada Mehmet abi gelecekler yanına. Dostluğunuz orada da devam edecek. Ama bilin ki! ne ben, nede mahalle halkı sizi hiçbir zaman unutmayacaklar.

Üç dost, bilmeden üç ucu kırık ok çektiler. Hayatlarını ortaya koydular. Bu onların ayrılık oyunlarıydı. Ve oklar kader hedefini tam oniki den vurdu.

İşte böyleydi, bizim mahallede, üç dostun hikayesi.

Foto: sdge

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evine eli kolu dolu giden bir babanın mutluluğu resmedilebilseydi, sanırım mutluluğu anlatan en güzel resim olurdu. Maviler sizinle olsun...

derinmavi.. 
 11.06.2007 21:46
Cevap :
Evet. Düşünemediğim bir nokta. Teşekkür ederim  13.06.2007 23:41
 

müthiş bir hikaye ,her güzelliğin bir sonu var bu kaçınılmaz sizde bunu çok güzel yamışsınız başarlar

ÇİMEN 
 17.05.2007 12:39
Cevap :
Teşekkür ederim.  17.05.2007 14:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 575
Toplam mesaj
: 168
Ort. okunma sayısı
: 895
Kayıt tarihi
: 06.02.07
 
 

Gazete ve kitaplara hep tersten göz atar, daha sonra okumaya başlarım. Bu özelliğim devrik cümlel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster