Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mart '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
4410
 

Üç büyük devrim yasası ve bir aydınlanma devrimcisi…

Üç büyük devrim yasası ve bir aydınlanma devrimcisi…
 

3 Mart 2008. Cumhuriyet’in ilânından sonra üç büyük devrim yasasının Meclis’te kabul edilişinin 84. Yıl dönümü. Sadece bağımsızlığı kazanmakla her şeyin bitmediğini bilen Mustafa Kemal Atatürk 3 Mart 1924 tarihinde üç büyük devrim yasasını TBMM' de kabul ettirmiştir. Bunlar;

· Tevhidi Tedrisat (Eğitimde Birlik )Yasası.

· Halifeliğin (saltanatın) kaldırılması

· Şeriye ve Evkaf Bakanlığı’nın (dîne dayalı devlet yönetimi) kaldırılması.

Yasalarıdır.

Bu hayati devrim yasalarıyla, Cumhuriyetin temel nitelikleri, özellikle laik nitelikleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Mahalle mektepleri, medreseler ve din kurallarını esas alan bir eğitim sistemi tarihe karışıyor, bunun yerine akla ve bilime dayalı, çağdaş ve ulusal bir eğitim sistemi getiriliyordu.

Türkiye ortaçağ karanlığından kurtuluyor, ışığa ve aydınlığa doğru yelken açıyordu.

Mustafa Kemal Atatürk bu üç devrim yasasının ne anlama geldiğini Söylev’ de şöyle açıklıyordu:

“Bu yasalarla;

Türkiye Cumhuriyeti’nde, halkın işleriyle ilgili yasaları yapmaya ve yürütmeye yalnız TBMM ve onun kurduğu hükümetin yetkili olduğu saptandı; Şeriye ve Evkaf Bakanlığı kaldırıldı.

Türkiye içindeki bütün bilim ve öğretim kurumları, bütün medreseler Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı.

Halife görevinden alındı ve halifelik makamı kaldırıldı.” (Söylev, Cumhuriyet Yayını, s.392-393

***

Tevhidi Tedrisat’ ın (Eğitimde birlik) kabul edildiği bu önemli günde; Bir Aydınlanma Devrimcisi olan Hasan Âli Yücel’ den ve Köy Enstitüleri’nden bahsetmek istiyorum:

Bir eğitimci olan Hasan Âli Yücel 1935’ de CHP’ den İzmir Milletvekili olarak meclise girdi. 28.12.1938 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı’na atandı.

Ülkede, Atatürk’ün önerisi olan Köy Eğitmenleri ve 1928 yılında kabul edilen yeni harflerin halka öğretilmesi gerçekleştirilmiş ve yurdun dört bir yanında “Millet Mektepleri” açılmıştı.

Yücel, bakanlıkta İlköğretim Müdürü olarak çalışmakta olan bir başka Aydınlanma Devrimcisi olan İsmail Hakkı Tonguç ile birlikte köylerdeki eğitim-öğretim sorununu çözmek için eldeki uygulamayı da geliştirerek kapsamlı bir proje hazırladılar ve Cumhurbaşkanı İnönü’ye sundular.

Bu proje “Köy Enstitüleri Yasası” olarak 17 Nisan 1940 günü Meclis’te kabul edildi. Temel felsefe “ yaparak öğrenme” ilkesine dayanıyordu. Köy Enstitüleri sisteminin kuramını ve uygulamasını yapan İsmail Hakkı Tonguç Enstitülerin amacını şöyle özetliyordu;

“Atatürk’ün Halkçılık ilkesine uygun olarak, geniş halk kitlelerinin eğitim düzeyini yükseltmek, böylece reformların (Atatürk devrimlerinin) yerleşmesi için gerekli koşulları yaratmak, halkın politik, ekonomik ve kültürel yaşama aktif biçimce katılmasını sağlamak ve aynı zamanda kendi hakları konusunda bilinçlendirmektir.”

Köy Enstitüleri ‘nin hayata geçirilmesiyle birlikte 1948 yılına kadar 8675 eğitmen ve 1952 yılına kadar 1599 sağlık memuru ile 17341 öğretmen yetişmiş oluyordu. Enstitüler çevresinde 15.000 dönüm arazi öğrencilerce işlenip ekilmiştir.1.200 dönüm bağ, 41.500 dönüm orman yetiştirilmiştir.

Hasan Âli Yücel 7 yıl, 7 ay ve 7 gün süren Milli Eğitim Bakanlığı’na Köye Enstitüleri dışında;

1.Türk Yayın Sergisi ve Kongresi ve Birinci Eğitim Şûrası’nın toplanması, Birinci Devlet ve Resim Sergisi’nin açılması, Tercüme Bürosu’nun kurulması ve Dünya Klasikleri ile Ansiklopedilerin Türkçe’ye çevrilmesi, 7 adet Derginin Türk yayın hayatında yerini alması, Atatürk’ün kurduğu Müzik Öğretmen Okulu’nu geliştirmek amacıyla Devlet Konservatuarı’nın kuruluş yasasının meclisten geçmesi, Dilin Türkçeleşmesi-Arılaşması çalışmaları, Ders Kitaplarının Tekbiçimlenmesi (Standartlaşması), Mesleki ve Teknik Eğitim Öğretim Genel Müdürlüğü’nün kurulması, Beden Terbiyesi ve Genel Müdürlüğü’nün Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanması, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün Bakanlık bünyesinde oluşturulması, Ankara Fen Fakültesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Ankara Tıp Fakültesi’nin kurulması, 4936 Sayılı Üniversiteler Kanunu’nun yasalaşması gibi devrim niteliğindeki uygulamaları sığdırmıştır.

Ancak bugün olduğu gibi o günlerde de Atatürk Devrimleri’ne karşı olan “karşı devrimciler” Köy Enstitüleri’ni ve Yücel’in Atatürk’ün aydınlanma devrimlerinin devamı olan uygulamalarını hiçbir zaman benimsemediler. Başta Demokrat Parti olmak üzere pek çok toprak ağası ve sözde aydınların gerçekleştirdiği aleyhte çalışmalar ve oy uğruna verilen tavizler ile dinin siyasete alet edilmesi neticesinde Köy Enstitüleri 6 yıl sonra kapatıldı.

Ve… Türkiye bugünlere geldi!..

Türkiye Atatürk’ün devrimlerini hayata geçirmek için çabalayan bir aydınlanma devrimcisi olan Hasan Âli Yücel’den sonra aydınlanma devrimlerini tam olarak hayata geçirememiş ve;

Çoraplarına ismini yazdıran, Milli Eğitim’de ve eğitim kitaplarında, üniversitelerde gericiliğin, yobazlığın, çağdışıçılığın ve Atatürk düşmanlığının yerleşmesi için elinden geleni ardına bırakmayan Milli Eğitim Bakanları’na, “Kubbeler miğferimiz, minareler süngümüz, türban bizim namusumuz” diyen başbakanlara, politikacılar tarafından, halkın dini duygularını istismar ederek , siyasi bir simge haline getirilen türbanı temsil eden ve aydınlanma devrimlerinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğunda oturan bir Cumhurbaşkanı ‘na kavuşmuştur!..

Sormak gerekir: Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, toprak reformu engellenmeseydi ve iş başına gelen tüm iktidarlar Atatürk’ün aydınlanma yolunda ve ulus bilincinde yürüseydi bugün acaba;

· Türkiye’de okur-yazar oranı yüzde 100’ e çıkar mıydı?

· “Baba beni okula gönder” kampanyaları olur muydu?

· “Her köye bir okul “kampanyaları devam eder miydi?

· “Bir tek dal da olsa gönderin!” diye feryat eden köy öğretmenleri kalır mıydı?

· Köylerden büyük şehirlere göç eden işsizler kalır mıydı?

· Her köşe başında sermaye temsilcileri dershaneler ortaya çıkar mıydı?

· Çocuklarımız “by, by”, “slm”, “nbr”, “mrb” tarzında msn diliyle konuşur muydu?

· Yabancı dille eğitim ana okullarına kadar iner miydi?

· Üniversiteli genç kızlar türban için yürürler miydi?

· 7 yaşındaki kız çocuklarının cinsel çağrışım yaptığı gerekçesiyle (!)başları örtülür müydü?

· 13 yaşındaki bir erkek çocuğu; Hipokrat yemini etmiş peruklu bir doktor tarafından “ erkek!” olduğu gerekçesiyle muayene edilmeden gönderilir miydi?

Yorum sizin!..

Yeniden Atatürk’ün aydınlanma devrimlerinde buluşmak dileğiyle…

Kaynak: Alev Coşkun; Hasan Âli Yücel- Aydınlanma Devrimcisi-Cumhuriyet Kitapları.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tülay hanım...Bloğunuzu okudum..Fakat tarihi bir yanlışınızı düzeltmek istiyorum.Yazınızda Halifelik ve Saltanatın aynı şey olduğunu ve 3-Mart-1924'de kaldırıldığını yazıyorsunuz.Siz de,öğrencilerimin düştüğü yanlışa düşmüşsünüz. Halifelik ve Saltanat aynı şey değildir.Saltanat,1 Kasım 1922'de kaldırıldı.Halifelik bir süre daha devam etti ve Cumhuriyet'in ilanından beş ay sonra 3 Mart 1924'de kaldırıldı.Bu konuda "Halifelik Neden Kaldırıldı?" başlıklı bloğumu okumanızı öneririm.Selamlar.

cdenizkent 
 04.03.2008 14:55
Cevap :
Merhaba, Elbette halifelik ile saltanat aynı şey değil. Saltanatın daha önce kaldırıldığını biliyorum. Ancak halifeliği de bir nevi saltanat olarak düşündüğüm için bu şekilde ifade ettim. Halifeliğin kaldırılması saltanatın da tamamen sona ermesini sağlamıştır. Burada biraz kafaları karıştırmış olabilirim. Uyarınız için teşekkür ederim.  04.03.2008 17:09
 

Sayın Tülay Hergünlü, Anadolu aydınlanma hareketinin bu özel gününü hatırlatan yazınızla çok duygulandım. Cumhuriyetin kurulduğu gün, karşı devrimciler bu aydınlık oluşumun her eserine karşı cephe almayı başlattılar. Yer altı çalışmalarına hiç ara vermediler. Cumhuriyeti kuran kuşakların heyecanı ne yazık ki, sonraki kuşaklara aktarılamadı. Devrimler yapıldı ve bu iş bitti rahatlığı sardı yeni kuşakları. Dış etkilerle ve işbirlikçisi yöneticiler, köşe dönmeci politikalar pompaladılar topluma. 1980 sonrası yaratılmak istenen apolitik gençlik mayası da tuttu. Toplumun en dinamik kesimi yurt sorunları yerine magazin kültürüne yönlendirildi. Meydan onlara, yani karşı devrimcilere, yani cumhuriyet karşıtlarına kaldı.YETER demek için tüm Atatürkçüler, hiç bir ön koşulsuz bir araya gelsin artık. Saygılarımla..

Talip Bölükbaşı 
 04.03.2008 13:07
Cevap :
Talip bey merhaba, Yorumunuz için teşekkür ederim. 3 Mart 1924 tarihi Cumhuriyet'imizin aydınlanma devrimlerinin köşe taşlarıdır. Hasan Âli Yücel' de bu taşları döşeyenlerden bir nefer. Burada yeni nesile sadece bunu hatırlatmak istemiştim. Umarım tarihimizi hatırlatmak adına bir nebze faydam olmuştur. Saygılar.  04.03.2008 17:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 504
Toplam yorum
: 606
Toplam mesaj
: 80
Ort. okunma sayısı
: 1035
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

Ankara doğumluyum. Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü mezunuyum. İstanbul'da ortağı olduğum Mali..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster